Sabitâlem Mahallesi, birbirine paralel konumlanmış, her biri kaydırağa benzeyen altı sokak ve bu sokakların her iki yanına dizilmiş yeşil, kireç, tuğla, sidik sarısı, pembe ve sıklıkla da sıva rengi gecekondulardan müteşekkil bir mahalle olup, nüfusunu Allah’tan gayrı bilen yoktur. Yamaç yönündeki gökdelenin tepe katlarından bakıldığında, sokaklarında bir aşağı bir yukarı koşturup duran küçüklü büyüklü çocuklarıyla mahalle, yazlık yörelerdeki “her şey dahil” otellerin su parklarına benzer.
Çöplüğün ortasında ilahe gibi açan çiçek, mahalleliyi şaşkına çeviriyor. “Anadolu Kaplanı”, çocuklarına hiddetle soruyor: Siz işçi çocuğu musunuz yoksa patron çocuğu musunuz? Fiskobirlik’ten emekli kadınla sosyal medya bağımlısı genç adam arasında absürt şeyler yaşanıyor. Siyahlı beyazlı tekir kedi, küçük bir anafora kapılmış gibi kendi etrafında dönüyor. Taşralı delikanlı, “PLASURE EROTİK ŞHOP”tan ağlayarak kaçıyor. Kahraman Şirketler Topluluğu’nu böcekler istila ediyor...
Eyüp Aygün Tayşir, çok sevilen romanları 4 Hane 1 Teslim ve Tuhaflıklar Fabrikası’ndan sonra ilk kez bir öykü kitabıyla karşımıza çıkıyor. Kendine özgü efsunlu üslubuyla, neşe ve hüznü harmanlayan hikâyeler anlatıyor.
Sabitâlem Mahallesi, 1990’lı yıllardan günümüze dek uzanan, memlekette sabitimizin hiç değişmediğini gösteren öykülerin kitabı.
1979 yılında Kadıköy, İstanbul’da doğdu. 4 Hane 1 Teslim isimli ilk romanı 2016 yılında yayımlandı. 2017 yılında Hürriyet Kitap Sanat tarafından “Geleceğin 10 Yazarı” listesinde anıldı. İkinci romanı Tuhaflıklar Fabrikası 2018 yılında, pozitivist bilim paradigması doğrultusunda bilimsel düşünce üretme ve ampirik araştırma tasarlama konularında bir kılavuz niteliği taşıyan, Bu Tez Nasıl Bitecek? Lisansüstü Öğrencileri İçin Araştırma Kılavuzu isimli eseri 2019 yılında, Sabitâlem Mahallesi isimli öykü kitabı 2020 yılında yayımlandı. Sabitâlem Mahallesi, 2021 yılında Haldun Taner Öykü Ödülü’ne değer görüldü. Yiten Bir Aşkın Şarkısı adlı üçüncü romanı 2023 yılında, Üç adlı ikinci öykü kitabı ise 2025 yılında yayımlandı. Burada anılan tüm kitapları İletişim Yayınları etiketiyle çıkmıştır. Marmara Üniversitesi İşletme Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak görev yapmakta ve pozitivist bilimin katı gerçekçiliği ile edebiyatın kurgusal ve büyülü gerçekçilikleri arasında salınarak yaşamaktadır.
eyüp aygün tayşir’i çok seviyorum valla. romanlarını da sevdim bu öykü kitabını da. o ince mizahı pek çok öyküde yerli yerinde. memleketin gelişimini çok iyi tahlil ettiğini romanlarından biliyorduk zaten. bu kitapta da sabitâlem mahallesi öyle bir öykü. hani latife tekin’in “sevgili arsız ölüm”ü misali ama öykü denmez belki novella sayabiliriz. kişi sayısı, olaylar öykünün kaldırabileceğinden çok. ben galiba en çok “nakliyeci zeki 1 ve 2”yi bir de son öykü “sex shop”u sevdim. sex shop’ta anlatıcının edebiyat öğretmenliği, kendisini usul usul anlatışı, derste duygulanıp camdan dışarı bakışı o kadar tanıdık ki hep anlattım bunları :) çok iyi bir karakter ve olay örgüsü. ders diye okutulur yani. çok yazsın tayşir, hep yazsın, var olsun.
Çok severek okudum Eyüp Aygün Tayşir'in öykülerini de, tıpkı romanları gibi. Gündelik hayattan, senin-benim gibi sıradan insanların sıradan hayatlarını dışardan baktığımızda farketmediğimiz ayrıntılarıyla hüzünle karışık eğlenceli dille yazmış. Hepsini sevdim ama favorim "Sex Shop".
Öyküleri her zaman roman okumaktan daha çok sevmişimdir; romanda bütün bir yaşamı/yaşantıyı okuyup hem neşelenir hem de hüzünleniriz, bazen sadece birisi de yetebiliyor... “Okuyacaklarınız, hiçbir işinize yaramasa da, sizi mutlaka neşelendirecek ve hüzünlendirecektir. Kanaatimce insana da bu iki histen başkası ne yakışır ne de gerekir.” demişti zaten anlatıcı, Tuhaflıklar Fabrikası’nda... Öyküleri sevmemin nedenini burada uzun uzun anlatmak yerine ki birçok farklı sebebi var, buraya, çok sevdiğim alıntıları ekleyeceğim; siz de zaten anlarsınız esbab-ı mucibesini :)
“Şu camiye ya Cuma’ya gidiyoruz ya helâya... Hanım beş vakit kılıyor ya o da şefaat etmezse sıçtık!” (Sex Shop)
“Konum at deyince şaşırıdım; yalan yok. “Allah’ın nakliyecisi konum da biliyor” dedim...” (Nakliyeci Zeki 1)
“Valla beş vakit tam kılıyorum abi, ara ara işten fırsat olmuyorsa kaza ediyorum... Allah kabul ederse! Ama bir kadeh rakısız da o balık adamın boğazından kaymıyor.” Afgan Amca bana bakıp gülüyor ben Zeki’ye... “Boş ver Zeki,” dedim yüzümde acılı bir gülümsemeyle, “günahla irtibatı kesilen iman kemale eremez derler.” (Nakliyeci Zeki 2)
“Cinli Nuriye’nin cinli minli olmadığına, yüz felci geçirip öyle kaldığına ve sadece çocuğunda biraz terelelli olduğuna inananlar bulunduğu da söylenmelidir. Sabiha, yanında kısık sesle, “Gız dime iyle,” diyenlere zerre aldırış etmeden, her bahsi geçtiğinde Cinli Nuriye’den, “Yalancı galtag! Deneşire gelesice! Onun goguşmuş şeyini cin nidsin!” diyerek ortamdaki kadınları kâh kahkaya kâh endişeye salmıştır. Tüm bunları elbet haber alan lakin sükûnetini koruyan Cinli Nuriye ise, günü geldiğinde Sabiha’ya komşular aracılığıyla, “Adabazarı cinini sevmiş mi Sabiha ırısbısı?” diyerek selam etmiştir.” (Sabitâlem Mahallesi Öyküsü- Kitaba adını veren öyküden alıntı)
Uzar gider bu böyle...
“Lakin ana tema budur işte, Muyhi’nin de dediği gibi, “Cümle âlemlere rahmet saçar şu yoksul elimiz...”
Meraklısı, Muyhi’nin Zahid Bizi Tan Eyleme deyişini Erkan Oğur’dan dinlesin :)
Yazarın tüm iki kitabını daha okudum, kendisine attık kefilim güzel kalem. Fakat diğer kitaplarına yaptığım yorumlar nası olduğunu bilemiyorum silinmiş. Bi ara yeniden düzenlenmesini yapacağım.
Bu öykü kitabı da şahaneli. Özellikle ÖKKG öyküsünü takvimde okumuş olduğumu hatırlıyorum ve kendisi de bunu dipnotta özürle belirtmiş, efenim ne özrü zevkle okuyoruz.
Her bir öyküdeki karakterleri, olaylar ve diyaloglar bence çok güzel kurgulanmıştı. Öykülerin uzunluğu ve dizilim konusunda da başarılı buldum.
Öyküleri yeni nesil Türk öykücüleri tarzında değil bana daha geleneksel geldi ama bu katiyen bir kusur değil.
Keyifli ve dozunda öykü okumak, yeni bir kalemle tanış olmak istiyorum derseniz buyurun.
4 hane 1 teslim kitabını da çok şiddetli öneririm.
Çok sevdiğim tasvirin, yaşadığım çağa değil de doğmadığım görmediğim zamanlara ait olduğunu düşünürdüm. Neredeyse her gün yolumu bir şekilde düşürdüğüm Kadıköy'ün tam da şu anki yaşamla tasviri beni bayağı mest etti.
Kitabı yarım bıraktığım için şimdilik yıldız yok, sonra tekrar okumayı düşünüyorum.
Bu kitabın talihsizliği Kolıma Öyküleri'nden sonraya kalması oldu, o sade ve etkileyici anlatıma alışınca sürekli benzetmelerin havada uçuştuğu öyküler-özellikle 2. öykü- bana çok yorucu geldi ve bunaldım. Burada çok övüldüğünü gördüğüm Sex Shop'u okuyayım bari dedim, konu itibariyle etkileyici bulmama rağmen teknik açıdan sorunlu buldum. Öykünün en az yüzde otuzu kesilebilirdi ve çok daha vurucu olurdu, bu haliyle çok sarkmış maalesef.
Yazar bu kitabı ile 2021 Haldun Taner Öykü Ödülü’nü kazanmış. 11 öyküden oluşan bir kitap.
Öyküler arasında okumaktan hoşlandıklarım olsa da, yazarın dilini ve öykü anlatma tekniğini sevmedim. Sosyolojik çözümlemelerini öyküye monte edişini klişe buldum.
İyi bir şey yediğimde, okuduğumda ya da izlediğimde söylediğim ilk şey yapanın ellerine sağlık iyi ki yapmış demek olur. Bu öyküleri okuduktan sonra da iyi ki yazılmış bu öyküler, Eyüp Aygün Tayşir'in ellerine sağlık dedim:)
Çok nadirdir bir öykü kitabında her öyküyü beğenmem. Ama Sabitâlem Mahallesi'nde her öyküyü gerçekten çok beğendim. Aralarında enlerim var tabii ki. İlki Sex Shop. Okumaya başlamadan önce öykülerin isimlerine baktım ve Sex Shop direkt gözüme çarptı:) Hemen açtım okumak için ve epigrafta 'sex okutur' yazıyordu. 10 dakika falan güldüm. Yazarla konuşuyor gibi hissettim:) Öyküyü okumaya başladıktan sonra ise tam bir ters köşe oldu. Ne umutlarla okumaya başlamıştım ne buldum:)) İyi ki umduğumu bulamamışım dedim ama okuduktan sonra.Ve bu öyküyü okurken çok ağladım. Özellikle bir ablanız varsa okurken ağlama ihtimaliniz yüksek. Benim bir ablam var. Sadece ağlamadım aynı zamanda da çok güldüm. Çünkü güzel bir üslupla ve ustaca yazılmıştı. Eyüp Aygün Tayşir'in diğer eserleri için de gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki dili çok güzel kullanıyor. Taptaze sıcacık bir çayı yudumlar gibi Tayşir'in yazdıklarını da öyle okuyorum sanki. Edebî bir eser okumanın verdiği haz ile. Bu yüzden saygıyı sonuna kadar hak ediyor.
Diğer öykülere gelecek olursak.. Fiskobirlik'ten Emekliyim'i okurken her sayfasını kahkahalar atarak okudum. Çok eğlenceliydi💃🏿
İntikam ise daha başka. Geçmiş geleceğinden hesap soruyor! Genelde tersi olur. Ve hesaplaşma anlarında kapılar sonuna kadar açılmaz. Burada işler böyle olmuyor ama. Kullanılan metaforlar çok yerindeydi. Kapı, yılan, mezar, dikiz aynası..
Her öyküyü okuduktan sonra farklı ya da aşina duygular hissederek okuduğum, edebî değeri yüksek çok güzel bir öykü kitabı.
"... Geçmişime bakıyorum ama gözlerim iyi görmüyor artık; bu geçmişim mi yoksa geçmişimin geçmişi mi bilemiyorum. Sakallarım da bembeyaz; mezarlığın duvar diplerindeki ağaçların kuru dalları gibiyim, bir dokunuşa bakıyor 'çıt' diye kırılıp kopup toprağa karışmam..."
Öyküleri okurken sanki yazar yaşamlarımızı gözlemlemiş ve yapamadığımızı yaparak oturup yazmış gibi hissettim. Herkesi içeren öyküleri sizler de çok seveceksiniz.
eyüp aygün tayşir'in roman dilini çok sevmiştim, öykülerin bazılarında o dilin lezzeti varsa da hepsine sirayet etmemişti sanki. yine de kötü öyküler okuduğumu söyleyemem.
İlk romanda anlatmayı tercih ettiği dünyanın biraz daha fazla karakterle buluşmuş hali var bu öykülerde. 90'lar Türkiyesinin kazananları ve kaybedenlerini anlatmış Tayşir. Ben şahsen romanda ısrar etmesini isterim.
Ben de sevdiğim ve altını çizdiğim birkaç cümle yazayım madem.
“Hem herkes hep bir halli olduğundan adaletsizlik de yoktur. Haksızlık herkesi aynı şekilde hedef alarak adalete dönüşmektedir.”
“Sabitâlem Mahallesi, Paris’in varisidir.”
“Vapur değil feribot!”
“ Lakin insan istemediğinden kaçarken istediklerini, sevdiklerini de ardında bırakmak zorunda kalabiliyormuş işte.”
“ Sessiz kalmanın daha az dert demek olduğunu yaşayarak öğrenmişti.”
“ Kendisine gülümseyen şehla gözlere ters ters baktı Eşref Haluk Bey :) “
Daha çok var da, kalanını siz okuyup bulursunuz. Son olarak pazarlamada da irrasyonel tüketim olarak bilinen bir tüketim şekli var ve “önce yapar sonra düşünürdü” kısmı bana bu tüketim şeklini hatırlattı. Çünkü irrasyonel tüketimde birey, önce satın alır sonra neden satın aldığını düşünür :)
This entire review has been hidden because of spoilers.
Eyüp Aygün Tayşir’in ilk öykü kitabı, Sabitâlem Mahallesi. Yazardan daha önce 4 Hane 1 Teslim kitabını okumuş ve çok sevmiştim. Öykü kitabı da Sait Faik Hikâye Armağanı kısa listesine girmiş ve dikkatimi çekmişti.
Kitap toplamda on bir öyküden oluşmakta. İlk iki öykü dışında kalan tüm öyküleri sevdiğimi söyleyebilirim. Öykülerin genel havası hüzünlü olsa da mizah da içeriyor yazarın kalemi.
Metne dair en sevdiğim şey, zaman çeşitliliği oldu. Yazar bazen milenyum dönemini anlatıyor bazen de günümüzü. Kitabın içerisinde yer alan öyküleri, zaman açısından, belli bir kalıba sokmak pek mümkün değil.
Ayrıca yazarın gözlem gücüne bir kez daha hayran kaldım. Yaşadığı toplumu çok doğru bir şekilde gözlemleyip metinlerine aktarıyor.
Çağdaş ve üreten bir yazar Eyüp Aygün Tayşir. Ne mutlu. Okuyacak olan herkese keyifli okumalar diliyorum.
"...Bu huyumu severim. İnsan böyle işte; kendi de dahil olmak üzere herhangi bir şeyi bütün olarak beğenemediğinde, teselliyi onu kısımlara bölüp bazı kısımları beğenmekte buluyor." Eyüp Aygün Tayşir ile Sabitalem Mahallesi sayesinde tanıştım, güzel bir başlangıç oldu... Kitapta 11 öykü var, memleketi, bu toprakların insanlarını, dönemi iyi gözlemlemiş, kurgusu, dili başarılı öyküler... İçlerinde en çok Sex Shop, Kahraman Şirketler Topluluğu ve Nakliyeci Zeki'yi sevdim... Esasen KŞT öykünün kalıplarını aşmış, biraz daha ilerlese roman olacak düzeye gelmiş...
Anadolu Kaplanı: İyi bir öykü. Arabada bir aile arasında geçen kısa bir zaman dilimini anlatıyor. Anadolu'da her yerde karşınıza çıkacak küçük yer insanının sınıfsal dönüşümü.
Sabitâlem Mahallesi: Çok iyi bir öykü. Sırf bu öykü, bu anlatım için bile bu kitap alınmalı. Latife Tekin'in "Berci Kristin Çöp Masalları" tadında bir kent/dönüşüm hikâyesi.
- Bu iki öyküde, yazar, çok hoş benzetmeler yapmış ama bu benzetmelerin öyküde bir işlevi var mı, öyküye bir şey katıyor mu? Hayır. Olmasa da olurdu. Yazarın tarzı, tercihi diyelim. Ama uzun cümlelerde yoruyor, akıcılığı biraz sekteye uğratıyor.
İntikam: Harika bir öykü fikri, keşke benim aklıma gelseydi :) Yarı fantastik denebilir. Ama sanki daha da iyi işlenebilirdi. Sonunun bağlanma şekli beni tam tatmin etmedi.
Nakliyeci Zeki 1: Bence kitabın en iyi öyküsü. İnsana dair bir hal çok iyi gözlemlenmiş ve öykü de bunun duygusunu geçirmede başarılı.
Sonraki öyküler de iyi ama bu ilk dört öykü kadar değil bence. Başka bir kitapta veya tek tek dergide falan görsem beni daha çok etkileyebilirdi ama önceki öyküler çok iyi olunca, sonrakiler biraz cılız kalmış. İlk iki öyküdeki benzetmeler içeren ve daha bir özenilmiş izlenimi uyandıran dil, sonraki öykülerde oldukça sade. "Kahraman Şirketler Topluluğu" çok uzundu, çok fazla anlatıyordu. Bu kadar çok anlatınca, bana öykü gibi gelmiyor. Elbette bunların arasında "Sex Shop" yine de samimiyeti ve hikâyesiyle göze çarpıyor; edebiyatla ilgisi bile yeter.
Eyüp Aygün Tayşir’in adını ilk kez ablamın üniversite hocası olduğu için duymuştum. Şimdi Sabitalem Mahallesi ile kendisinin yazar yönünü tanıma fırsatım oldu. Öykülerinde birey ve toplum ilişkisine dair pek çok şey buldum kendimce. Kimi zaman yaşadığımız ülkeye geniş bir pencereden bakarken buldun, kimi zaman da odamın penceresinden içeri bakarken buldum kendimi. Hasılı güzel betimlemeler ve hissiyatlarla yazılmış bir kitap. Beklerken, Sabitalem Mahallesi, Sex Shop ve Nakliyeci Zeki 2 en sevdiğim öyküler oldu. Diğer kitaplarını okumak için sabırsızlanıyorum. Eğer buraları okuyorsa, umarım bir gün gerçek hayatta tanışırız :)
Son hikayeye kadar bir türlü öykülere ısınamadım, oysa Eyüp Aygün Taysir ' in kalemini çok severim. Pek çok kişi tarafından elestirilen Tuhafliklar Fabrikası ve cidden çok sağlam 4 hane 1 teslim bence çok etkileyici eserler. Bu oykulerde ise atmosfer fazla karanlık geldi, birseyler eksik geldi, karakterlerde birsey oturmadı derken derken derkennnn o son öyküye geldim, sex okutur epigrafi ile hiç de umutlu değildim sex Shop öyküsünden ama böyle bir naiflik, böyle bir yas anlatımı, böyle bir gerçek karakter, böyle bir inceden vuruculuk, ah enfesti. Sadece bu öykü için bile iyi ki okumuşum.