21 Aralık. Boğaz'da bir sarayda ünlü bir bestekâr için düzenlenen geceye dümdüz ayakkabıları ve üzerinde sade bir elbiseyle Gece isminde bir kadın adım atar. Salondaki herkesten ve her şeyden ayrı düşen bu kadını, oradaki iki kişi tanımaktadır sadece. Ama ses çıkar/a/mazlar.
Salonda, sadece bestekârın görebildiği bir küçük kız vardır bir de. Ayakları çıplak, saçları ıslak bu küçük kız, yıllardır bestekârı takip etmektedir.
İkinci sahne, beyaz bir hastane odasında açılır. Denizden çıkarılan genç kız hiçbir şey hatırlayamamaktadır. Kurtarılmayı bekleyen küçük bir kızdan başka.
Taşların yine sonradan yerine oturduğu, sembolik anlatımın çok katmanlı hikâyeyi dört yandan kuşattığı bir Nihan Kaya romanı daha. Müzik ve psikanaliz iç içe. Girift, psikolojik kurmaca sevenler için.
“Sustun,” dedi. Susmamıştım. Susmak ve konuşmamak arasında çok fark var.
"Neyin ne olup olmadığı şimdi sözcüklerle ifade ettiğiniz kadar net olsaydı gerçeği şu anda elinizdeki o romanda arıyor olmazdınız. Hem de ne anlatıyor olduğu ikinciye okunmadan önce anlaşılmaya başlanmayan bir romanda. Ne diye okuyorsunuz onu?"
Bu kitabı okumak hiç aklımda yoktu. Kitaplığımdan resmen birden bire “beni oku” der gibi beni çağırdı. Tam da Kurtlarla Koşan Kadınlar (C.P.E.) kitabını sindire sindire okuduğum şu zamanlarda Kar ve İnci’yi de okumama tesadüfün iğne deliği diyesim geliyor.
Öncelikle şunu söyleyeyim; evet ben çok sevdim ama eğer ki sembollerle / metaforlarla aranız iyi değilse bu kitap size pek de hitap etmeyebilir. İçindeki masallar, hele ki o rüya. Ah ah. Bayıldım. İçimden hep Clarissa Pinkola Estés bu kitabı okusa ne de güzel yorumlardı dedim. Nihan Hanım’ın masallarıyla gurur duyacağına eminim.
Kar ve İnci’yi sizin de benim gibi İyi Aile Yoktur / İyi Toplum Yoktur kitaplarından yıllar sonra birden okuyasınız gelirse; yine de içersinde işlenen ikililik, kadın olmak, erkek olmak, sembolik çocuk, gerçek çocuk, yatay gerçeklik, dikey gerçeklik vb. temalara yabancılık çekmezsiniz, aşinalığınızdan hatırlarsınız.
Nihan kaya şu satırlarıyla büyük çoğunluğumuzun üzerine düşünmeden edinmiş olduğu fikirleri/kabulleri derdi edinip bize ulaştırıyor
"Herkes kendi bebeğini istiyor, bebek kara bile olsa. Herkes ismini kendisinin koyduğu bebeği istiyor. ...ve herkes evlatlık olarak istediği çocuğu da bebek olarak istiyor, yani mümkün olduğunca çocuklarına kendi şekillerini vermek istiyorlar."
Kitap boyunca kadın karakterimizin başka başka şekillerde kendine yer bulamayışını okuyoruz. Bu bir sevgi arayışı, kadın karakterimizle birlikte var olabilmek için nedenler aradığımız bir roman.
Kitap başlarda sembolik anlatımın yoğunluğu nedeniyle karmaşık gelse dahi çok akıcı olması sebebiyle taşlar çok geçmeden yerine oturuyor.
Nihan Kaya'dan okuduğum kitaplar beni şu ana kadar hep memnun etti. Ağır bir hikayeydi. Neyin gerçek neyin hayal olduğunu bir ana kadar anlayamıyoruz. Çünkü Kar isimli kadın hikayesini bir masal şeklinde anlatıyor polis memuruna. Bir genç kadının yok oluşa sürüklenmesi... Sadece bir kadının sorumluluk alıp bu mağdur kadının yanında olabilmesi çok etkileyiciydi.