"Biz dünyaya ait değildik, dünya da bize. Dünya bizden apayrıydı, biz de dünyada eksik olanlardık.”
Ayça Güçlüten; yaşamı çoğunluğun algısının dışına sürüklemeyi seçenlerin, mesafeyi yok sayanların, varlık mücadelesine ölü taklidi yapanların, boşluktan korkmayanların, tutkunun tutsağı olmaktan kaçmayanların, imkânsıza inanmayanların, kaderin koyduğu sınırlara meydan okuyanların, çağlardır süregelen donuk ve kopuk sevgileri onarmak için savaşanların ortak hikâyesine odaklanıyor. Ve bir araya gelmelerine inanılamayacak olanlar buluşuyor…
“Senin gibi biriydi. Vazgeçmiyordu. Kafasına taktığı bir şey, biri vardı. O da bir kaçaktı. Bu dünyadan kaçanlardan biri. Ama bu kafesten bir türlü çıkamayan biri. Senin gibi...”
İstanbul’da doğdu. Reklamcılık okudu. Basın, halkla ilişkiler ve dijital yayıncılık gibi sektörlerde muhabirlikten metin yazarlığına, medya direktörlüğünden marka hikayeciliğine kadar pek çok dalda çalıştı. Kaleme aldıkları zaman zaman dergilerde, web sitelerinde yayınlandı. Senaryo atölyelerine katıldı. 2010-2012 yıllarında tiyatroyla ilgilendi. Yaşamını İstanbul’da sürdürüyor.
dördüncü ayça güçlüten kitabına dair çok şey söyleyebilir, bayıla bayıla okudum diyebilirim. okurken yine bunlar benim cümlelerim dedim, çok yerine katıldım, zihnimde "senin içinden geçen benim içimden de geçer mi"yi duydum melodisiyle. "yalnız değilsin, yalnız değilsin, yalnız değilsin..." dedi istisnai buluşmalar. "bir yabancıyı sevmek, tanımayı, tanımış olmayı umursamadan kendini ona yakın, teslim hissetmek." dedi inandım... okuyun, okutun derim dünyanın reddettiği zarafetin masalını...
Toplumda gözünüze daha doğrusu vicdanınıza batan olaylar sorunlar vardır ya, Ayça Güçlüten onları döküyor satıra. Ama kendine has bir dille, şaşırtıcı bir kurguyla. Vicdanınızın ortak dertleri sizi insanlarla hiç yüz yüze gelmeden kaynaştırabiliyor. Zira o beni anlıyor diyorsunuz. Hayatta belki en çok ihtiyacımız olan şey, anlaşılmak. Ben aslında ülke gündemindeki şiddet vb. olumsuz olayların fazlalığı nedeniyle biraz gerçeklere dokunan kitaplardan kaçıyorum bu dönem. Ama Ayça Güçlüten'in dili, kurgusu bana her şeyi okutabilir cinsten. Kendisi her ne kadar ben hiçbir edebi ve düşünsel kılıfa girmek istemiyorum dese de -ki bu onu sevmek için bir başka sebep- Ayça'nın cümleleri demeye başladık okurları olarak. Ağır gerçekler desem de kitapta bolca da umut var. Sizi anlayan biri mutlaka vardır diyor. İstisnai bir buluşma hepimiz için var diyor.
İnsanın yüreğine dingin bir şarkı söyler gibi, huzur dolu bir yolculuk vaat ediyor #istisnaibuluşmalar … Yer yer dans, zaman zaman ırmak gibi akan hayaller, en çok da çocukluğun masumiyeti yarenlik ediyor bu yolda.
‘Yalnızsın. Senin yalnızlığın özel, senin yalnızlığın güçlü, senin yalnızlığın…İnsanların kader deyip sığındıkları örtüyü kaldıracak kadar dişli. bu gerçekliğinle kavga etme…’
“O son defa, yürümeyi mühim bir iş yapıyormuşçasına odaklı, kesintisiz ve ciddi hâle getirmiştim. Okudum, yürüdüm, okudum, yürüdüm, okudum, yürüdüm… Böyle böyle için için büyüdüm, olgunlaşmaya başladım. Bunu size olsa olsa yol öğretebiliyor.”