İNSAN BİR HİKAYEYE KENDİNİ KAPTIRDIĞINDA, BİR BAKIYOR Kİ KARŞISINDAKİNİ ANLAMAYA BAŞLAMIŞ. "Nedenini bilmeden peşine düştüğümüz duyguların, izini sürdüğümüz tutkuların, hapishanemiz olan korkuların bize bizden önceki nesilden kaldığına kanaat getirdim. Unutmamak, hatırlamak, birbirini tamamlamak için aslında." Diken kelebeklerinin göçü altı nesil sürüyorsa ve nesiller birbirinde devam ediyorsa, dağın bu yanıyla öbür yanını, denizin bu ucuyla öteki ucunu, bir kıtanın başlangıcıyla bitimini aynı anda görebilen hangi nesildir? Kapalı bir kapının iki tarafında iki insan duruyor. Rüçhan ve Nesrin. Türkan ve Mine. Kartal ve Somer. Peki, bir sonraki nesilden Defne ve Somer'in öteki kızı Kiraz kendi aralarındaki kapıyı aralarsa, diğer kapalı kapılara ne olur? Dün, bugün ve yarın, bir neslin yolunda kesiştiğinde hikayeler nasıl değişir? Belki de, Kiraz'ın Defne'ye söylediği gibi bir aynaya tutulur bütün "Büyürken, genç kız olurken fark ettim ki, benim annem de sen ve senin annen için öteki kadın. Annelerimize yaşatılan reddedilişin iki ucuyduk seninle. Rüçhan Hanım'ın ölüme giderken hüzünle baktığı bir aynayız biz. Birimiz aynanın sırrı, diğerimiz camıyız." Üç kız kardeş Türkan, Dönüş ve Derya'nın hikayesi, Ayvalık'ta kaldığı yerden, bağımsız kurgusu ve tanıdık karakterleriyle devam ediyor.
14 Eylül 1971'de Memur olan ailesinin o dönemde Nevşehir'de görevde olmaları nedeniyle Nevşehir'de doğdu. İlköğretim, lise ve yüksek öğreniminin bir kısmını Ankara’da tamamladı. Ortaokul ve lise yıllarını yazarak ve tiyatro çalışmaları yaparak geçirdi. Orta üçüncü sınıftan itibaren bir yandan okuyup bir yandan çalışmaya başladı. 1989 yılında Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü'nü kazandı. 2. sınıfta okulu bırakıp Berlin'e yerleşti. Berlin’de profesyonel tiyatro çalışmaları yaptı, çeşitli sosyal çalışmalara ve workshop'lara katıldı. 1996 yılında kesin bir kararla tiyatroyu bıraktı ve Türkiye'ye döndü.
1997 yılında televizyona geçti. Rol aldığı Sıcak Saatler dizisi çok sevildi. HBB'de gündüz kuşağında, "2'den 4'e" adında kadınlara yönelik bir program sundu. Bir süre Kanal D'de, 1998-2000 yılları arasında da Radyo D, Radyo Cumhuriyet, Radyo Kent, BRT FM'de program yaptı. Çeşitli dizilerde oynadı.
1990 yılından beri Tiyatro ve televizyon projeleri üretiminde metin yazarlığı da yapan Aydın’ın ilk kitabı Hayat Güzeldir 2001 yılında okurla buluştu. Ardından Bitmiş Aşklar Emanetçisi (2003), Yaz Bitmesin (2004), Gördüğüme Sevindim (2005), Evlerin Işıkları Bir Bir Yanarken (2009), Senin Adın Bile Geçmedi(2009) isimli kitapları yayımlandı.
2003-2005 yılı arasında haftalık bir kadın dergisinin yayın yönetmenliğini yaptı. Söyleşiler ve günlük köşe yazıları yazan ve medya-yazın alanında üniversiteler, sivil toplum kuruluşları ve vakıflar tarafından pek çok ulusal ödüle layık görülen İclal Aydın televizyon ve sinema oyunculuğuna da devam etmektedir.
"Uc Kiz Kardes" kitabinin devami ve ondan bile daha hosuma gitti. Sicacik, keske bitmese diyerek okudugum bir hikayeyi yine guzel bir dil ile kurgulamis Iclal Aydin; tavsiye ederim.
Çok severek okuduğum bir yazar. Karakterlerin hüzünleriyle hüzünlenip sevinçleriyle sevindiğim adeta hikayenin bir parçası olduğum bir başyapıt. Bir kez daha Türkiye’nin ve dünyanın gündemini romanın doğal akışına yedirmesine hayran kaldım. Teşekkürler İclal Aydın. 🙏🏻
Üç kız kardeş kitabının devami olunca bi solukta okudum. Geçmiş defterlerin açılması, her hikayenin herkesin kendi tarafından işlenişi ve bakış açıları çok güzel ele alınmış.
3 kız kardeş kitabında ağlayarak elimden bıraktığım, sonra bir heves yeniden aldığım günleri hatırladım. Ölümün, hele bu günlerde, en güzel halini bir film izler gibi izledim. Kitabın sonu yeni bir romana el verdi gibi hissettim. Kalbindeki tüm güzellikleri sunduğu için İclal Aydın’a teşekkür ederim.
Bir solukta çok beğenerek okudum. Yalın anlatımıyla çok güzel bir kitaptı okurken hem yüzümde bir gülümseme hemde gözlerimden aşağı yaşlar akmasına neden oldu hersey o kadar gercekti ki herkese tavsiye ederim.
bitmesin diye az az okudum bu sefer. yine çok güzel yazmış/anlatmış. bu seriyi iki kitap daha yazıp bitirecekmiş, bir röportajında söylemiş. bitmese keşke.
Nasıl bir çırpıda okudum... gözüm doldu.. gönlüm doldu... herşeyin 1 tık ile tüketildiği bu yeni nesilde özlemini duyduğumuz ve ihtiyacımız olanı hatırlatan bir eser...
Üç Kız Kardeş'ten sonra bir nefeste bitirdim, okuyabilmek için uykusuz kaldım ama değdi bence. Yine sıcacık, göz dolduran bir hikaye... Bitmesini hiç istemedim ama olsun...
Kalbimin Can Mayası, Üç Kız Kardeş kitabının devamı. Yazar, ilk kitabın sonunda Türkan ve Somer'in kızları Defne'nin yurt dışında tanıştığı Ömer ile hikayesini anlatmayı vadediyordu. Ne yazık ki aradığımı bulamadım. Sayfaları çevirdikçe Sadık Bey ile geçmişin tozlu sayfaları arasında, anılarda ve Ayvalık'ın taş sokaklarında, deniz kokusunda, eşine olan özlemine dair nostalji yüklü, özlem dolu bir yolculuğa çıktık.
Bir de şöyle bir sitemim var: Geçen kitapta bir araya gelsinler, musmutlu yaşasınlar diye dualar ettiğimiz çiftlerle ilgili aklımızı bulandırmayı seçmiş. Okurken ne kadar söylendim tahmin edemezsiniz. Yazar belki de 'Sonsuza kadar mutlu yaşadılar' ın görünmeyen kısmını göstermek istemiş olabilir diye kendimi avutuyorum. Gerçek hayatta kavuşmalardan, o büyük mutlu anlardan sonra her şey güllük gülistanlık gitmiyor sonuçta. Hadi, bu da kabulüm. Amaaa... Şeytanın önünde diz çöktüğü kadını bana "Geçmişte bunları yaşamıştaa, bu yüzden böyle olmuş." diye yutturamazsın. Yemezler. Kötü işte, saf kötü. Kılıf aramaya ne gerek var?
Sevmediğim karakterlerin çoğunda "Hikayeyi bir de onların gözünden görün, eminim onlara da hak vereceksiniz." kafasını doğru bulmadım.
Uzun lafın kısası: Kolay okunan, alıp götüren ama benim bu kitaba başlamadan farklı beklentiler içine girdiğim ve bunları bulamadığım için dellendiğim bir kitap oldu. Geçmişle bugün arasında kurulan köprüler, güçlü aile bağları, aşk, özlem ve kayıplar okumak isterseniz eminim size hitap edecektir. Ben beklenti ile başlamasam emin olun böyle bir yorum yerine daha ılıman bir yorum ile gelirdim.
Çok uzun yıllar öncesine gittim, sanırım 80 ler olmalı o zamanlar okuduğum bir kitaba gittim ama Huzur Sokağı ya da Üç Deniz Ötesi isimli kitaplardan biri ama hangisi ondan emin değilim. Hikaye cok güzel, karakterler cok hoş ama daha işlenebilir, edebi yönü kuvvetlenebilirdi. Keyifle okudum ama iste sanki eksik gibi geldi. Kalemine, emeğine sağlık sayesinde 3 güzel keyifli gün geçirdim ve evet 3 günde okudum :)
İclal Aydın’ın Üç Kızkardeş’ini okurken fenalık geçirmiştim, bir daha mı Aydın okumak tövbe demiştim. Ama üç kızkardeşin öyküsünün devamı deyince merak ağır bastı. İşin garibi bu kitabı gerçekten beğendim. Tek sıkıntısı biraz fazla maraz oluşu. Parkinsonlar, kanserler, kalça kırıkları, terk edişler, devasa sırlar, o sırları büyük zorlamalarla saklamalar, ölümler… 4,5 gibi aslında… Ama yazara yeni bir bakış açısı!
Uzun zamandır ara verdiğim okumaya bu kitap ile geri döndüm. İclal’ in romanlarında okuyucuyu hikayenin içine katıp sürükleyen bir dili vardır, severim. Hayatın kendisidir. Geçmiş zamana özlem dolu, mesafeli ve saygılıyken tam da o anın duygusunu yaşatır, özlemi sızlatır. Aile içindeki sevgi bağları sizi o ailenin bir ferdi yapar. Kısacası, okuyunuz…
Üç yıldız ama öncekilerle kıyasladığım için. Karakterler çoğaldığı için mi olaylara gereken özen gösterilmedi yoksa yazar bu sefer de böyle bir anlatımı mı tercih etti bilemiyorum. -Dikkat Spoier- bir baktık Dönüş ayrılıyor. Bir baktık sadık amca düştü, bir baktık Ömer geldi..
Diger kitaplar cok daha iyiydi. Bir cihan kafeste ki lorin ve Yasar hanimi gorunce sasirdim. Facebook gibi oldu kitap o onu o onu taniyor taniyor o onla baglantili...
Çok güzel ve akıcı bir dille yazılmış. Uzun tasvirler olmamasına rağmen okurken olayları ve yerleri gözünüzde canlandırmak mümkün. Keyifle ve hızla okunabiliyor.