Amerikalı şair ve feminist yazar Adrienne Rich bu kitapta annelik serüveni ve feminist bakış açısı ile annelik kurumunun, bu kurumun mitoloji ve edebiyata yansıyan tarihsel gelişim süreci, semavi dinlerin, farklı kültürlerin, ideolojilerin ve ekonomik gelişmelerden etkilenerek günümüze değin süregelen hikayesini irdeliyor.
Annelik kurumunun, yüksek sesle dile getirildiğinde ne toplum tarafından ne de muktedirler tarafından hoş karşılanmayan, şiddetle, sömürüyle, çaresizlikle iç içe yapısını açıkça ele alıyor ve kendi dönük bir yıkıma dönüşebilen bu kurumu yeniden şekillendirme imkanı üzerine kafa yoruyor. Yazarın tabiriyle, "İşçiler örgütlenip grev yapabilirler. Ama anneler ayrı ayrı evlerde ve şefkatli bağlarla çocuklarına bağlıdırlar. Bizim sendikal görevimiz, zihinsel ya da fiziksel çöküştür genelde. ". Yine bu kurumun yarattığı sorunlarla başa çıkma çaresi ve mücadelesinin sistemler yerine tek tek bireylere yüklenmesine kafa tutuyor. Yazarın doğumun tarihi ve doğum tecrübesine dahil olan kişilerin, araçların tarihsel sürecine odaklandığı "Etten Eller, Demirden Eller" bölümü çarpıcı bir çok anekdot ile dolu.
Kadınlığın tarihini anlamak açısından annelik kurumunun tarihine dramatik olmadan bakmaya çalışan bu kitabı kesinlikle ufuk açıcı olarak buldum. Bazı feminist konumlandırmaların yanlışlardan kurtulmak üzere çıkılan yolda başka kusurlara yol açmasına yazarın yer yer açık yüreklilikle baktığını gördüm. Örneğin, dezavantajlı gruplar üzerinde doğum kontrol politikalarının (Porto Rikolu kadınlar üzerinde uygulanan kısırlaştırma operasyonlarına gönderme yapıyor, aynı dönemde ABD beyaz kadınları kısırlaştırmaya sıcak bakmazken otuz yılda Porto Rikolu kadınların %30'u kısırlaştırılyor) kadınlara yarar sağlama kamuflajı altında aslında toplumun belirli kesimlerinin nüfusunu kontrol etmede nasıl araçsallaşabileceğini ve muktedir sosyal tabakaya ait feministlerin bu hususları gözden kaçırabildiğini kabul ediyor. Yine kadınların "erkek ruhlu kadın" ve çocuklu kadın olarak iki kutup arasında sıkışmasının da çocuklu ve çocuksuz kadınların ortak bir ufku paylaşmasını ne derece sakatladığını dile getiriyor.
Sezgileriniz size kafanızdaki annelik kurumu ile folklorun ya da popüler kültürünün çizdiği çiçekli, anaç annelik tablosu arasında farklar olabileceğini fısıldıyorsa bu kitabı okumanızın vakti gelmiş demektir. 70'lerde yazılmasına rağmen bir çok açıdan güncel ve sunduğu tarihsel ve edebi annelik panoraması da düşündürücü.
Kitabı okurken yaşadığım en büyük güçlük akıcı olmayan çeviri ve özensiz editörlük ile baş etmek oldu. Kesinlikle bu kitap daha ehil bir çeviri ve iyi bir redaksiyonu hak ediyor.