20. yüzyıl dünyanın pek çok ülkesi için olduğu gibi, Türkiye için de toplumsal, ekonomik ve siyasal alanlarda değişimler, dönüşümler; özellikle de bilim, teknoloji ve sanat yolunda atılımlar çağı olmuştur. Yaşanan bu hızlı gelişmelerin yansıması ülkemiz mimarlığında da görülmüştür. Yeni kitabı 20. Yüzyıl Türkiye Mimarlığı’nda Doğan Hasol, ülkemiz mimarlığının bu değişim ve gelişim sürecini, aşağıdaki başlıklar altında yer verilen 150’ye yakın mimarın 190 yapısıyla örnekleyerek kronolojik sırayla anlatıyor. 20. Yüzyıla Doğru ve 20. Yüzyıl Başı Türkiye Mimarlığı Birinci Ulusalcı Mimarlık Akımı Genç Cumhuriyet’in Konuğu Yabancı Mimarlar 1930’larda Çağa Uygun Anlayış: Modernlik Arayışı 1940’lar... Milli Mimari ya da İkinci Ulusalcı Mimarlık 1950’ler... Modernizm/Uluslararası Üslup 1960’lar, 1970’ler… Tekdüzeliğe Karşı Arayışlar 1980-2000 Arası/Küreselleşme ve Neoliberalizm Etkileri Doğan Hasol’un, hazırlığı yıllar süren bir çalışmanın ürünü olan ve Cumhuriyet öncesi dönemi de içine alarak tüm 20. yüzyılı kapsayan kitaba ilişkin görüşleri şöyle: “Bu kitap bir antoloji değildir. Sunulan yapılar, mimari değerlerinin yanısıra dönemleri ve mimari anlayışları yansıtabilecek şekilde belirlenmiştir… Ülkenin yüz yıllık mimarlık birikimini yorumlayarak gözler önüne sermeye başlamak ancak bir sayım-dökümle (envanter) olabilecekti. Bu süreç, kendi birikimimize, elimiz altındaki arşiv olanaklarına, yılların belge ve bilgi birikimine karşın yine de kolay olmadı ve uzunca bir zamana yayıldı. Değerlendirmeyi yapılar üzerinden kronolojik bir sistemle dönemler halinde belirlemek doğru görünüyordu; ülkedeki gelişim süreçleri de buna olanak veriyordu. Ancak mimarlığı etkileyen faktörleri, ekonomik, toplumsal, siyasal süreçleri kesin dönemlere bölünmüş şekilde kalıplamak kolay olmadı. Bunlara paralel olarak yapıların mimarlık anlayışı ve tarzı için de dönemler arasında girişimler, kaymalar olması kaçınılmazdı. Üstelik mimarlıkta yatırım kararı, projelendirme süreci ve yapım evresinin, ülkemizdeki pek çok örnekte görüldüğü gibi, bazen uzun yıllara yayılması söz konusu olabiliyordu. Kitabın hazırlanmasına ilişkin olarak şunu hemen eklemeliyim: 1900-2000 yılları arasında üretilmiş, örnek oluşturabilecek değerli yapıtların tümünün kitapta verilenlerden ibaret olmadığını, sunulanlar dışında da pek çok örnek olabileceğini belirtelim. Verilen örnekler, kendi kişisel çabamızın yanı sıra daha çok büyük kentlerdeki kolay ulaşılabilir ve mimari yayınlarda yer almış, birçoğu ödüllü yapıtlardan derlenmiştir. Yapıların seçiminde akımlar ve dönemler hakkında daha kolay fikir verebilecek yapıtların seçilmesi gözetildi. Bir noktayı daha belirtmekte yarar var: Çevresiyle barışık olmayan birçok yapı da bazı iyi mimari niteliklerine karşın, bulundukları yere ait olmadıkları gerekçesiyle seçki dışı bırakılmıştır. Bu kitap, son zamanlarda çok rastlanan, ‘Türkiye’de mimarlık var mı ki?’ söylemine karşı, varlığın kanıtlanması ve belgeleme bakımından da ciddi bir yer tutacaktır... Kitabın, son zamanlarda çok rastlanan, “Türkiye’de mimarlık var mı ki?” şeklindeki söyleme karşı, varlığın kanıtlanması ve belgeleme bakımından ciddi bir yeri olacağını düşünüyorum. O söylem biraz haklı, çokça haksızdır. Geçmiş pek çok dönemde olduğu gibi, 20. yüzyılda da ülkemizde hiç kuşkusuz çok iyi mimarlık ürünleri ortaya konabilmiştir. Ne var ki, bir yandan toplumumuzun eğitim, görgü ve kültür düzeyi bunları değerlendirmenin uzağındadır, bir yandan da iyi örnekler yoğun gecekondulaşma, kaçak yapılaşma ve plansızlık kargaşası içinde görünmez hale gelmiştir. Başka bir nokta da toplumda ve siyasal yöneticilerimizde, değerlendirmenin yanı sıra mimari değerleri koruma konusundaki bilinç eksikliğidir. Bilimsel yöntemlere, planlamaya ve mimarlığa inanmayan, yalnızca kendi görgü, beğeni ve bilgilerinin mimari yapıtları değerlendirmede ölçüt olabileceğini sanan kent ve ülke yöneticilerinin tutumları nedeniyle nice değerler yitirilmiştir. O nedenle, kitapta da örnekleri görülebileceği gibi, 20. yüzyıla ilişkin birçok yapıt ne yazık ki yıkılarak yok edilebilmiştir…"
Bu kitabı okumak kişide gerçekten hayal kırıklığı duygusunu uyandırıyor çünkü tüm bir yüzyıl boyunca Türkiye mimarlığının nasıl bocaladığını, var olmaya sonrasında da hayatta kalmaya çalıştığını ve başaramadığını görüyoruz ve en kötüsü de yaşadığımız 21. yy'ın bir öncekini aratır nitelikte olduğunu fark ediyoruz...
Yıllar geçtikçe kamu eliyle mimarlığın nasıl geri götürülmeye çalışıldığı, ülkenin her yerindeki yağma... kitap içerisinde beğendiğiniz, ne güzel dediğiniz yapıların yarısının çoktan yok olduğunu öğrenmek... benim için çok zordu.
Bu sebeple bu kitabı herkese öneriyorum. Tüm hayatımız boyunca en çok maruz kaldığımız şey eğer mimariyse biz bu konuda bilgilenmek, neyin doğru neyin yanlış olduğunu öğrenmek, yaşadığımız çevrelerde söz sahibi olmak zorundayız. Rica ediyorum okuyun!
Kesinlikle okunması gereken bir kitap. Ülke mimarisinin bu hale gelirken nerelerden geçtiğini, nasıl yükselişler ve düşüşler yaşadığını net bir biçimde ortaya seriyor. Yazarın çoğu yerde kendi düşüncelerine yer vermesi, yıkılan değerlere sahip çıkmasının kitaba katkısı çok fazla.
Tarih ile ilgilenen kişiler için ekstra ilgi çekici olacaktır.