“Bendire üç kere uzun vuruldu ve müritlerin dalgalanması durdu… Şeyhin eline yüzlerini sürdükten sonra, cübbesini üç kez öpen tekrar yerine dönüyor, diz çökerek, başını önüne eğip düşünmeye koyuluyordu.”
Büyük sırrı fısıldayan bir tarikat. Ankara’dan Maraş’a ve Adana’ya uzanan esrarlı bir yolculuk. Memleketi ağ gibi saran karanlık bir yapılanma. Tüm bunların ortasında, gözü pek iki avukat: Saim ve Leyla.
MÜHÜR, zikir odalarında bendirin tok ve yankılı sesiyle açılan, akıllara kazınacak, sarsıcı bir roman. Gökçer Tahincioğlu, değişmeyen düzenin değişen insanlarını, mühürlenmiş bir aşkı cesurca anlatıyor.
“… Her cinayette biraz Kabil’in mührü vardır, her günahın birazı kardeşini öldüren Kabil’indir …”
1977 Diyarbakır doğumlu. Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun oldu. Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Radyo Televizyon Anabilim Dalı’nda, “Askeri Darbeler Öncesi ve Sonrası Medya Özgürlüğü” konulu teziyle yüksek lisans eğitimini tamamladı. 1997’de çalışmaya başladığı Milliyet gazetesinde halen Ankara Haber Müdürü olarak görev yapmaktadır. Çağdaş Gazeteciler Derneği İzzet Kezer Fotoğraf Ödülü, Musa Anter Basın Şehitleri Yılın Haberi Ödülü, Abdi İpekçi Yılın Haberi Ödülü, Metin Göktepe Gazetecilik Ödülü, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Basın Özgürlüğü Ödülü, Çağdaş Gazeteciler Derneği Rafet Genç Haber Ödülü sahibidir. İki dönemdir Çağdaş Gazeteciler Derneği yönetim kurulu üyesidir.
Maraş ve Adana arasında tarikat-derin devlet yapılaşmasında var olmaya çalışan 2 avukat ve takip ettikleri töre ve hapishanelerdeki işkenceler. Çok akıcı, elinizden bırakmak istemeyeceğiniz bir roman. 5 üzerinden 4..
Türkiye’de yaşayan herkesin en azından bilmesi gereken gerçekleri - büyük ihtimalle gerçek hayatta yaşanan olaylardan derleyerek- müthiş bir kurgu ile aktarmış yazar. Gazetecilerin yazdığı romanlar genelde “bilgi aktarma” kelamından öteye gidemezken, bu romanda karakterleri olanca derinliğiyle ancak bir o kadar da mübağalasız bir biçimde anlattığını söyleyebilirim. Çocukların hayatına kasteden bir yaşam şeklinin sürdüğü bir ülkede, tüm bu yaşananların yazına dökülmesi gereklidir. Yazar, tam da yapılması gerekeni yapmış ve toplumumuzun inanç diye yaşadığı insan hakkı ihlallerini, buruk bir aşk hikayesiyle birlikte harmanlayarak anlatmışX
Ülkemizin, insanlarımızın yaşadıklarını ilmek ilmek kurgulayarak anlatan, hem elimden bırakmak istemedigim hem de her başladığımda kalbimi parçalayan bir kitap. Üstelik bu sarmalda bir de nasıl sonuçlanacağını merakla beklediğim aşk hikayesi... Ve sonra en başa dönüş, yeniden kendini ülkenin sahibi gibi gören birilerinin başa gelmesi ve mahvedici güçlerini yeniden kazanmaları, diğerleri için hayatın değişmeden döngüsüne devam etmesi. Okurken beni çok üzen, kahreden, ama çok güzel bir kitap. Bitirmeden edemedim.
Turkiye'de yasanan tarikat gercegi abartisiz ve iyi kurgulanmis bir hukuk mucadelesi cercevesinde romanlastirilmis. Kizini kaybetmis ve yillardir onun izini arayan avukat bir babanin gencliginde terk edip yeniden karsilastigi eski sevgilisiyle birlikte , tarikatlarin hakim oldugu bir dunyada yok olup gitmis genclerin hayatlarina hukuk yoluyla ulasabilme cabalarini ,bu cabayi gosterebilen tum hukuk insanlarina saygi duyarak okuyorsunuz .
Bendirin sesiyle başlayan roman bizi Türkiye 'nin birçok gerçeğiyle buluşturuyor. Yakın zamana kadar tüm kurumları esir alan, kurumluktan çıkaran yapıyı ve yol açtığı dramları nakış nakış işliyor. Tabi romanın ana karakteri avukat olması ve meslekte yaşadığımız sorunların çok net dile getirilmesi daha da merakla okumamı sağladı. Umarım romanların devamı gelir.
Turkiye yakin tarihine isik tutan bir kitap. Gerek akici dili gerek olay orgusu ve degindigi noktalar ile gercekten yazarin en iyi kitabi. Keyifle okudum, Turkiye politik ve kulturel yapisi ile ilgili kurgu okumak isteyenlerin muhakkak okumasino tavsiye ederim
Catisina, konular ve karakterlerin birbirleriyle Iliskilerine bakinca ilginc olan oyku, sig ve klise dolu yazim stiliyle ziyan olmus. Hizla okunuyor ama konuya uzaktan tanik birinin kafasinda olusandan daha mana dolu bir metin olmaktan uzak; cok muhim olmaya calisirken olamamis adi buyuk kendi “eh iste” bir kitap.
Kitaptaki karakterlerin hikayeleri günümüz Türkiye’sine tutulmuş birer ayna. Ayrıca sonuna kadar bir umutla, ne olacak diye okunuyor kitap. Dili çok sade ve anlaşılır. Bütün bu olaylar ve kişiler birbirine nasıl bağlanacak diye merak içinde bırakıyor. Ancak, olayların kitap boyunca en az tanıtılan iki karakter olan komutan ve başimama bağlanarak çözülmesi, kitabın başında uzun uzun anlatılan karakterlerin başına gelenlerin ise çok kısa ve hızlı bir şekilde gerçekleşmesi, karakterler arası diyalogların yüzeyselliği kitabın kurgulanmasını yetersiz kılıyor. Maalesef yazınsal açıdan zayıf ama anlatmak istedikleri açısından başarılı bulduğum bir kitap.