38 yıl önce kaybettiğimiz değerli sanatçı Sezgin Burak’ın 75. Doğum yılında unutulmaz kahramanı TARKAN, sevenleriyle yeniden buluşuyor.
Tarkan’ın serüvenlerine Altın Madalyon ile başlıyoruz. Üç bölümlük serüvenin bu ilk kitabında Tarkan, yurdundan çok uzaklarda hainlerin peşine düşüyor.
Tuna’nın öbür yanından, Bizans’tan Hunluları birbirine düşürmek amacıyla gelen üç elçi, Hun topraklarında konakladıkları evin sahiplerini, Aybek ile karısı Burta’yı öldürürler. Bizanslı Yüzbaşı Silas, Burta’yla mücadele ederken boynundaki altın madalyonun koptuğunu fark etmez; Bizanslılar bu olaydan sonra kaçarcasına ülkelerine doğru yola çıkarlar. Silas yolda durumun farkına varsa da geriye dönüp Hunlularla savaşmayı göze alamaz. Bu olayın hemen arkasından, Aybek ile Burta’nın evine giren Alanlı iki çapulcu altın madalyonu alıp yakınlarda bir hana giderler. Handa Tarkan’la karşılaşırlar. Neler olduğunu öğrenen Tarkan, Bizanslıların peşine düşmeye karar verince kendini tehlikenin içinde bulur.
Türk ve Avrupa basınında değerli eserler veren Sezgin Burak 1935 yılında Adapazarı’nda doğdu. İlk karikatürleri ilkokul çağlarında Doğan Kardeş Dergisi'nde yayınlandı. Profesyonel anlamda ilk eserlerini D.G.S.A.’nın (İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nin) Resim Bölümü’ne girdiği 1952 senesinde üretmeye başladı. Akbaba’da karikatürler, Ayda Bir, Yirminci Asır, Bütün Dünya ve Hafta mecmualarında resimler ve illüstrasyonlar çizdi. Ortaokul sonrası Resim bölümü ile başladığı D.G.S.A.’dan 1957 yılında Süsleme Sanatları (Grafik ve İç Dekorasyon) bölümündeki yüksek öğrenimini tamamlayarak mezun oldu. Aynı yıl, çalıştığı Cumhuriyet gazetesinde Fakir Baykurt'un Yunus Nadi roman ödülünü kazanan Yılanların Öcü isimli eserini resimledi. 1958’de Cumhuriyet gazetesinde karikatürist olarak çalışmaya başladı ve iki yıl süreyle gazetenin günlük siyasi karikatürlerini çizdi. Aynı zamanda çeşitli tiyatrolar için sahne dekorları da hazırlayan sanatçı yine Cumhuriyet gazetesinde Yaşar Kemal’in Ala Geyik isimli romanını resimlendirdi. Ses ve Hayat mecmualarında yayınlanan roman ve hikaye dizileri için hazırladığı illüstrasyonların yanı sıra kitap kapakları ve İstanbul Reklam için sinema reklamları da hazırlayan sanatçı, 1964 yılında Bizimkiler (Hüdaverdi) adlı sevilen bant karikatür tipini yarattı. Bu eseri uzun yıllar günlük olarak Hürriyet gazetesinde yayınlandı. Sanatçı 1965 yılında İtalya'nın Milano şehrinde bulunan zamanın ünlü sanat ajansı Studio D’amı’de bir süre çalıştı. İtalya’daki bu çalışma yıllarında ilk olarak El-Cougar isimli western (kovboy) kahramanını yarattı. İtalyan bir ressamla beraber Kolosso adlı bir çizgi kahramanı resimledi. 1966 yılında yine İtalya'nın Milano şehrinde düzenlenen Avrupa Reklam Yarışması’nda hazırladığı iki reklam afişi ile ülkesi adına birincilik ödülleri kazandı. Aynı yıl, İtalya'dan ülkesine dönüş hazırlıklarına başladığı dönemde, en ünlü eseri olan çizgiroman kahramanı Tarkan’ı yarattı . Tarkan, ilk olarak 14 Nisan 1967 tarihinde Hürriyet gazetesinde günlük olarak yayınlanmaya başladı. Sanatçının bu unutulmaz kahramanı Tarkan’ın maceraları daha sonra beyazperdeye de aktarılarak seri halinde beş film çevrildi. Sezgin Burak, 1968-1969 yılları arasında Yaşar Kemal’in ünlü romanı İnce Memed’i (1.ve 2.bölüm), bunu takiben de 1970’de Ağrı Dağı Efsanesi romanlarını resimlendirdi. Bu çizimleri romanların metinleriyle birlikte günlük olarak Hürriyet gazetesinde yayınlandı. Tarkan'ın maceralarına ara verdiği bir dönemde, 1976 yılında Çoban Çantası adlı çizgi kahramanını yarattı. Son olarak çeşitli akrilik ve yağlıboya tablo çalışmaları da yapan sanatçı Tarkan’ın son macerası olan Milano'ya Giden Yol’u tamamlayamadan 1978 yılında hayata veda etti.
Terapi süreçlerini hikayeleştirerek anlatma fikri, toplumun bu konulardaki farkındalığı için çok değerli bence. Bu kitapta da sevgisiz büyümüş birinin iyileşme sancıları çok güzel anlatılmış.
Öncelikle kitabın sonunda ALa nın hayatının ne yönde gittiğini bilmeyerek bitmesi hoşuma gitmedi. Belki başka bir kitabında anlatır diye umuyorum.
Yine tramvatik bir cocukluk geçirmiş bir kadın. Çok çirkin , kepekli saclı ve pis kıyafetli. Asi ve az konuşan.
Annesi Süreyye , esma sultanın 3 oğlundan büyük olanın karısı. Esma sultana tapıyor ne isterse yapıyor ama bir türlü kendini beğendiremiypr. Süreyya cook güzel nir kadın, ala da cok cirkin bir cocuk. Herkes alanın babasının , başka bir adam oldugunu düşünüypr ve baba ile ala arasında da bag kurulamıyor. Evde hep itiliyor. Annesi ala ölsün diye onu cok agır dövüyor, ac bırakıyor . Ala cok calışkan bir kız herşeye ragmen okulu 1. Likle bitiriyor. Bir gün esma sultanın meshur haftalık banyolarından birirnde , esma sultan süreyya yı aşırı zorluyor ona vuruyor ve ikisi birden kayıp düşüypr. Esma sultan kafasını turnaya vuruyor ve ölüyor. Ala hepsine sahit oluyor , elinin baş pArmagı istemsiz olarak annesini gösteriyor ve herkes anneyi sucluyor. Süreyya hapse giriyor.
Annesi süreyyayı bu sebepten hic affetmiyor, Ala ya olan nefreti daha da artıyor ve Sonunda annesi (süreyya) ala yı sandalyeye baglıyor , gözleri önünde kendini asıyor. Asmadan önce “sen bensin, sen de ilerlde ya oleceksin ya da oldureceksin dlyor. “
Gülseren hnm a ilk geldiginde onu cikeden cıkarmak icin herşeyi yapıyor. G.b ona otorite figürü olarak davranıyor ve tedaviyi ala kabule diyor. Ancak hic kokulmuyor. Psikiatrist ona kendiyle baglantı kuracagı hikyeler anlatarak onu konusturuyor.
-insanlar ile başacıkmanın en iyi yolu , her zaman onlara içşerinde sevgi kırıntısı olan bişeyler söylemektir.
- çocuklarımızın üzerinde duran kafalarını kullanmalarına izin vermeliyiz.onları etkileyen , karakterlerinin oluşmasına sebep olan kişiler sokaktaki insanlar degil. Anne ve babalarıdır.siz otoriteyi temsil ediyorsunuz.ya otoriteye egip isyan etmeyi , kendi fikirlerini söylemeyi , hayata geçirmeyi tamamen reddedecekler ya da isyan edecekler.bunun ortası yok.
-çocuklarımızın yerine düşünemez, onların yerine başaramayız,onların yerine mutlu ya da mutsuz olamayız.onların yerine ölemediğimiz gibi.
Yazarın sahibi olduğu Madalyon Klinik'in adının çokça geçmesi reklam kokmuş bence. Onun dışında araya hastalarından kesitler alsa da asıl ALA üzerinden ilerleyen bu roman bence çok akıcıydı. Zor, yaralı ve bir o kadar da zeki bir kızı iyileştirmek adına çokça hikayeler okuyup onun ilgisini çekmek adına yaptığı uğraşlar takdirlik. Yani klasik çocukluğuna inelim şeklinde değil de tam bir kişiye özel tedavi olmuş. Anlattığı hikayeler Eva Peron, Hitlerden tutun da anonim hikayelere kadar dayanıyor. Keyifli, akıcı ve öğretici buldum.
This entire review has been hidden because of spoilers.