“Pencereden bakıyoruz kedimle. Dışarısı bir dünya curcuna. Ne acelesi varsa, açılmış kabak çiçeği gibi, soyunmuş dökünmüş pirüpak sabah. Şehrin çocuğu, yaşlısı, çalışanı dökülmüş sokaklara... Gün başladı ya, durmayın evlerinizde. Doldurun sokakları, otobüsleri, binaları. Akın akabildiğiniz kadar oluk oluk. Delin, deşin, parçalayın yerin yüzünü. Derinine temel atıp, bıçak gibi saplayın toprağın karnına binalarınızı. Camlar, metaller giydirin üzerlerine ki ışısın... Bahçe zararlıları gibi kıymık kıymık, parça pinçik her gün, her saat, düzenli yiyip bitirin dünyayı. Bu yüzden bu sabahın erkeninde kalkmalar.”
Metal Hayatlar'da, modern dünyanın insan hayatını kabusa çevirişi; insanın mekanikleşip sistemin dönen çarklarından biri haline gelişi, kendine ve içinde bulunduğu topluma yabancılaşması anlatılıyor. Sert, eleştirel tonda anlatılmış, her biri ayrı tatlar bırakan derin, sarsıcı öyküler. Üzerine beton dökülmüş, metalle kaplanmış hayatlar... Berna Durmaz, günümüzün en özgün ve usta öykücülerinden... Şiirsel üslubu, baş döndürücü atmosferleriyle iz bırakan bir yazar. “Hayat” denilen aldatmacayı sorguluyor, sorgulatıyor.
Berna Durmaz, 1972’de Kırklareli’nde doğdu. İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü’nü bitirdi. Öyküleri 1995 yılından bu yana Kopuş, Adam Öykü, Notos ve Sözcükler dergilerinde yer aldı. İlk öykü kitabı Tepedeki Kadın 2011 yılında yayımlandı. Onu, Bir Hal Var Sende (2012) ve Bir Fasit Daire (2013) izledi.
Şehirlerde fiziken ve ruhen nasıl çürüdüğümüzü ortaya koyan güzel öyküler var Metal Hayatlar kitabında. Anlatım dili benim için bazı hikayelerde çok aforizmik kaldı. Böyle derin sosyal ve politik konular ele alınan hikayelerde ben biraz daha gerçekçilik ve doğallık arıyorum sanırım. En sevdiğim hikayeler Demir Çağı, Kapan ve Umut Gibi Bir Şey oldu. Bu üçü için bile alınabilecek bir kitap bence.
Öykülerdeki şehirden ve şehirli olmaktan usanmışlık o kadar tanıdık geldi ki böyle hissederken yalnız olmadığını bilmek insanı rahatlatmaktan çok dehşete düşürüyor. Kent yaşamına ayak uyduracağız derken kendi açık hava cezaevlerimizi yapıp ayaklarımıza pranga vuruyoruz. Sonra hepimiz aynı şeylerden şikayet edip duruyoruz. İşte kitaptaki öyküler bu anlamda birer pencere okuruna.
İlk birkaç öyküden sonra kitap öyle lezzetli hale geldi ki nasıl bitirdiğimi anlamadım.