Jump to ratings and reviews
Rate this book

Dada Kılavuz - 1913-1923 Münih, Zürih, Berlin, Paris

Rate this book
Paperback. 13,00 / 19,50 cm. In Turkish. 861 p. Kuskusuz Dada, sadece 20. yüzyilin degil, bütün sanat tarihinin en devrimci ve dogurgan sanat hareketi. Sanatin bir nesnede ifade edilmesine son veriyor ve onu bir eylem, bir olay olarak canlandiriyor. Dada Kilavuz, bir Dada arkeolojisi. Hareketin felsefi ve siyasi kaynaklarini, dadacilarin düzenledikleri etkinlikleri, yarattiklari olaylari, durmadan çikardiklari yayinlari, ürettikleri isleri arastiriyor. Hem gelistirdikleri "enternasyonal", kolektif ruhu hem de aralarindaki bölünmeleri, çatismalari, farkli görüs açilarini aydinlatiyor. Bütün bunlari, basli basina bir antoloji olusturacak kadar kapsamli, bildirilerle, siirlerle ve diger metinlerle birbirlerine bagliyor. Yüzlerce illüstrasyonla belgeliyor. 1913'te Münih'te dogdugu tarihten, 1923'te Paris'te dagilmasina kadar hareketin izini sürüyor. Ister onu yasatan politik eylemlerle olsun, ister tam karsisindaki taklit pastisleriyle olsun, çagdas sanat üzerinde en etkili olan sanat hareketi, muhakkak ki Dada'dir.

861 pages, Paperback

Published February 23, 2018

17 people want to read

About the author

Ali Artun

29 books15 followers
ALİ ARTUN 1972’de Ortadoğu Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nden mezun oldu. Mimarlar Odası’nda bilim ve teknoloji konuları ile mimar ve mühendislerin toplumsal konumları üzerine araştırmalar yürüttü, çeşitli makalelerin yanı sıra Fordizmin ve Mühendisin Dönüşümü adlı kitabı yazdı. 1980’den sonra Ankara Çağdaş Sahne Kültür Merkezi’ni yönetti ve burada 500 Yıllık Bilmece programı çerçevesinde sanat tarihi, edebiyat ve müzikle ilgili etkinlikler düzenledi. 1984’te Galeri Nev’in kuruluşuna katıldı. Bu tarihten başlayarak galerinin Ankara’daki sergilerini düzenledi ve aralarında Resme Bakan Yazılar, Arslan-Defterler ve Tiraje-Zamanların Hafızası’nın da bulunduğu yüzü aşkın Galeri Nev yayınının editörlüğünü yaptı. Galeri sergilerinden başka Ankara’da Cobra ve 1950-2000, Kopenhag’da Ben Bir Başkası, İstanbul’da Mübin Orhon-Sainsbury Koleksiyonu sergilerini hazırladı. Sanart’ın kuruluşunda ve yönetiminde görev aldı. Marmara ve Yıldız üniversiteleri güzel sanatlar fakülteleri ile İstanbul Teknik Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde sanat tarihi dersleri verdi. 2000 yılından bu yana, kültürel eleştiri alanında eserlerin derlendiği “Sanathayat” dizisini yönetiyor. Ayrıca, kurucusu olduğu e-skop internet dergisinin editörlüğünü sürdürüyor. Son yayımlanan kitapları: Modernliğin Sınırında Sanat-Eleştiri, Özerklik, Siyaset (2006), Müze ve Modernlik (2006), Çağdaş Sanatın Örgütlenmesi (2011), Sanatın İktidarı: 1917 Devrimi, Avangard Sanat ve Müzecilik (2015); Mümkün Olmayan Müze: Müzeler Ne Gösteriyor? (2017).

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
2 (40%)
4 stars
3 (60%)
3 stars
0 (0%)
2 stars
0 (0%)
1 star
0 (0%)
Displaying 1 - 2 of 2 reviews
Profile Image for Busrauyarimsi.
44 reviews22 followers
December 7, 2020
Bu kitap üzerine kaleme aldığım yazı 21.06.2018 tarihinde, Cumhuriyet Kitap Eki'nin 1479. sayısında yayınlanmıştır.

Her Şey ve Hiçbir Şey: Dada

İstisnai durumlar dışında birçok insan edebiyat akımlarıyla lise yıllarında tanışmak “zorunda” kalır. Birkaç satırda anlatılan akımların hepsinin sahip olduğu ivme aynıdır: aynı tepki gösteriş, aynı yükseliş, aynı tepkiye sebep oluş. Ancak bu kitaplarda birkaç satır bile anlatılmayan ve bahsi geçmedikçe kimseyle tanıştırılmayan bir hareket vardır ki; kendisini var edenler için sığınak ve en şiddetli deprem olmuştur. Biz bu harekete, bir anlam ifade ettiği dillerde bile aynı anlamı ifade etmeyen bir kelimeyle hitap ediyoruz: Dada.

Birebir şahidi olunmadığı ya da genel geçer tarih kitaplarında sınırlı kalındığı sürece, savaş insan için şanlı bir şeydir. Ve insanın şan uğruna döktüğü kanlar, yıktığı şehirler mübahtır. Ancak savaşın tüm bunlardan öte, belki de hiçbir zaman tam olarak anlayamadığımız bir mide bulandırıcılığı, buhranı ve yıkımı vardır. Sanatta savaşın yıkımını, buhranını ve öfkesini görebilmenin belki de en objektif yolu Dada’ya bakmaktır. Çünkü Dada yıkımdan kaçış ve yıkımdır, bir bütün ve binbir parçadır.

20. yüzyılın başında, sanatın belki de en özerk çağında, “katı olan her şey buharlaşırken” kübizm, doğayı geometrik bir parça haline getirmekle meşguldü. Sembolizm ise en basit şeye bile binlerce anlam bahşediyordu. Dada tüm bu akımları sindirerek ve reddederek ortaya çıktığında, şüphesiz ki özerk ortamın en dikkat çeken ve anlaşılmaz unsuru oldu. Dikkat çekiyordu çünkü bu sanat hareketi bir “eylem”di. Çıkarılan tiz ses, damarda akan kan, basit bir nefes alış bile Dadacılar için bir sanat eseriydi. Belki de Dada’yı aranmadığı sürece bulunmayan, bulunduğunda da anlaşılamayan bir hareket haline getiren buydu. Birçok akım kaosu ve tutarsızlığı kendine özgü bir dil ve tutarlılıkla anlatırken, Dada her şeyi çıplak bir şekilde ortaya koyuyordu. Sözcüksüz şiirler yazan, çirkinlikten utanmayan ve bir eylem olarak varolan bu hareketi keşfetmek, bir “yol gösterici” olmadığı sürece oldukça zordur. İletişim Yayınları’ndan çıkan Dada Kılavuz işte tam bu noktada önemli bir yol gösterici haline geliyor.

Kaçılan ve karşı konulan savaşları, bedenini bir propaganda aracı olarak tanımlayan sanatçıları, azalan ya da artan grupları ve sürekli değişen fikirleri anlayabilmek, muhtemelen Dadacıların hiç hoşlanmayacağı bir nizam gerektiriyor. Dada Kılavuz Dada’nın Münih, Zürih, Berlin ve Paris süreçlerini illustrasyonlar, “fotomontaj”lar, dergi kapakları, sergi fotoğraflarıyla zenginleştirerek anlatıyor ve bu gerekli nizamı bizim için sağlıyor. Nur Altınyıldız Artun ve Ali Artun’un “düzenli bir düzensizlik içerisinde” derlediği metinler Dada’yı hiçbir kalıba sokmuyor. Bu düzenli düzensizlik Dada’nın farklılığını, öfkesini ve çatışmacı ruhunu ortaya koyuyor, tam da olması gerektiği gibi.

Sanat politiktir; çünkü sanat hayattır, hayat ise politiktir. Bu denklemin sonucu olarak birçok sanat dalı savaşın yarattığı kaos ortamında politik bilince sahip olmuş, savaş karşıtı bir cephe oluşturma görevini seve seve üstlenmiştir. Ancak bu politik bilincin sanat dallarını ezdiğine, anlamların ötesine geçtiğine de şahit olunmuştur. 1917 Ekim Devrimi sonrası yalnız propaganda aracı olarak kullanılan sinemanın, devrimden yıllar sonra içe dönük, şiirsel bir kişilik kazanması bunun en büyük örneklerinden biridir. Oysa Dada, kimse ona böyle anlam biçmeden, kendini en güçlü propaganda aracı olarak ortaya koymuştu. Korkusuzluğu, sert dili, katı gerçekçiliği ve çatışmacı ruhuyla Dada, diktatörlerin korkulu rüyası olmasa da, “rahatsız edici” rüyası olmuştu. Belki de Dada tam olarak bunu istemekteydi.

Dada’yıilgi çekici kılan unsurlardan bir diğeri de şüphesiz ki makineleşmeye olan bakış açısı. Makineleşme edebiyatta taşrayla şehir arasındaki uçurum, resimde fütürizm, mimaride ise eskiden tamamen kopuş olarak gözlemlenir. Bu sanat dalları başta makineleşmeyi yadırgasa da, bu değişime çabuk adapte olur. Bir süre sonra makineleşmeyi eleştirmek başlı başına bir eleştiri sebebi haline gelir. Oysa Dada için makineleşme savaşın sebebi, savaşın ta kendisidir. Sanatçıların makineleşmeye dair düşünceleri ürkütücü ve karamsardır. Onlar için makineleşme geleceğe değil, dişli çarkların hakim olduğu distopyaya atılan ilk adımdır. Dada Kılavuz,içerisinde yer alan illustrasyon ve fotomontajlarda, Dadacıların makineleşmeye olan tepkilerini ayrıntılı bir şekilde ortaya koyuyor. Bu tepkilerin aynı zamanda içinde nasıl bir “gizli” hayranlık taşıdığını görebilmek de Dada Kılavuz nizamıyla fark edilebilir bir unsur haline geliyor.

Dada Kılavuz, Hugo Ball’dan Tristan Tzara’ya kadar birçok Dadacıyı tanımamıza vesile oluyor. Hareketin sanatçılarını tanımak ise bize Dada hakkında bambaşka bir perspektif kazandırıyor. Zira, Hugo Ball’un sanata -özellikle tiyatroya- olan tutkusundan ve buhranından doğan “saf” bir gücün Tristan Tzara’nın hırsları nedeniyle nasıl sönüp gittiğini görebilmemiz ancak sanatçıları tanıyabilmemizle mümkün. “Eylem” ve “Olay” olarak varolan, kanı ve teri sanat eseri olarak kabul eden bir hareketin kişisel hırslar sebebiyle sonlanması Dada’yı mükemmel bir şekilde anlatıyor aslında: Dada hayattır, kişilik sahibidir. Hırs kişiliği öldürür. Hırs Dada’yı öldürmüştür.

Çağdaş sanat, iddialı manifestolarla sınırlı kalmış sanat akımlarıyla dolu. Birçok sanatçı mutlak bir hareketsizlik içinde, harekete geçiren olmayı hayal ediyor. Popüler kültürü besleyen boş işler ortaya koymak üretkenlik olarak adlandırılıyor. Oluşturulan yeni kültür durmadan eleştiriliyor, ancak bu eleştiriler insanı tatmin etmeyen bir çiğlik içerisinde karşımıza çıkıyor. Muhalif olmak isteyen sanat, sesini duyuramıyor ve bunun sebebi her zaman iktidar olmuyor; çünkü muhalif sanatçılar yaratıcılıktan uzak kalıplar içerisinde muhalif olmaktan öteye gidemiyor. Böyle bir sanat ortamında Dada Kılavuz, sanatın gücünü hafife alanların mutlaka okuması gereken bir antoloji haline geliyor. Çünkü Dada, en zor koşullarda varolmanın ve üretkenliğin dersini vermeye hala devam ediyor. Sanatta habis bir illet olarak kök salmış utangaçlığın nasıl alt edilebileceğini, tutarsızlığın nasıl tetikleyici güç haline gelebileceğini, yaratıcılığın nasıl sinir bozucu bir muhalif güç formunu alabileceğini bizlere gösteriyor. Birçok çalışmanın aksine Dada Kılavuz, yol gösterirken bize tepeden bakmıyor, bizi olaya dahil ediyor. Tüm bu cümbüşü elle tutulur bir hale getiren antoloji, içimizde bir yerlerde saklanan yaratıcılığı harekete geçiriyor.

Dada Kılavuz, zor bir sanat akımını kusursuz şekilde derlemesiyle, okuyanda sorumluluk bilinci oluşturuyor. Bir sanat hareketini bu kadar ayrıntılı tanıma fırsatını bulmak, diğer sanat hareketlerini de anlama, yorumlama isteği uyandırıyor. Sanatın ve sanata eleştirel bakmanın “çocuk oyuncağı” olarak görüldüğü bir toplumda bu hisleri uyandırmak oldukça güç. İşte bu noktada Nur Altınyıldız Artun ve Ali Artun’un incelikli çalışması insanı zor olana teşvik ediyor. Ve Dada Kılavuz, içimizde Emmy Hennings cümlelerini dillendiriyor: “Sanatın kehanetine inanıldığı bir zamanda, zihnin dolambaçlı yollarına sapmadan, sanatın içinde hayatın yakalanabileceğine inanıyorduk.”
Profile Image for Kaya Tokmakçıoğlu.
Author 5 books95 followers
June 10, 2018
Dadaizmin temsilcilerinin özgün metinlerinden kimi çevirilerinin de yer aldığı, 1. Dünya Savaşı dönemi ve sonrasının kültürel-sanatsal atmosferini solumak için iyi bir derleme. Artun'ların malzeme olarak değerli bir emek sarf ettiğini söyleyebilirim. Öte yandan dadaizmin tarihsel bağlamındaki siyaset-sanat ilişkisinin daha derinlikli ele alınması gerektiği bir gerçek. İlerici Sanatçılar Birliği'nin çıkışı dışında emperyalizmin yükselişi ve bunun sanat pratiklerine yansımasına bağlamında neredeyse pek bir çerçeve sunulmadığını eklemek gerek. Derlemenin bir boşluğu doldurduğu ise şüphesiz.
Displaying 1 - 2 of 2 reviews

Can't find what you're looking for?

Get help and learn more about the design.