Türkiye’nin Avrupa Birliği yolculuğu, karşılıklı nedenlerden ötürü bir süredir ilk hızını yitirmiş gibi görünüyor. Avrupa’da ise yükselen popülist siyasal dalga ve İngiltere’deki Brexit referandumu dağılma endişesini gündemin önemli bir maddesi haline getirmiş durumda. Benoit Hamon tarafından bir araya getirilen tanınmış hukukçu, siyaset bilimci ve ekonomistlerden oluşan ekibin kaleme aldığı Avrupa’nın Demokratikleştirilmesi İçin Bir Antlaşma Teklifi, bu yakıcı gündeme bir yanıt niteliğini taşıyor. Paris Nanterre Üniversitesi’nden kamu hukukçusu Stéphanie Hennette; Paris School of Economics’ten ekonomist, dünyada ve Türkiye’de büyük yankı uyandıran 21. Yüzyılda Kapital kitabının yazarı Thomas Piketty, Paris Sorbonne Üniversitesi’nden siyaset bilimci Guillaume Sacriste, CNRS’ten sosyolog ve siyaset bilimci Antoine Vauchez hazırladıkları ortak teklifle şu sorulara çözüm arıyorlar: Demokrasilerimizi silip süpürme riskini taşıyan zincirinden boşanmış popülist dalgaya nasıl karşı durulabilir? Avrupa Birliği’nin dağılmasının önüne nasıl geçilebilir? Eşitsizliklerle mücadele için Euro Bölgesi yönetişimini demokratikleştirmeyi hedefleyen bu antlaşma teklifi, özünde her vatandaşın Avrupa tartışmasının içinde yer almasını sağlamayı amaçlıyor. Türkiye’nin zaman zaman aksasa bile elli yılı aşkın bir süredir devam eden AB yürüyüşünde, Avrupa’da süregiden tartışmaları, alternatif görüşleri ve önerileri izlemek de önem taşıyor. Avrupa’nın Demokratikleştirilmesi İçin Bir Antlaşma Teklifi gerek yazarlarının önemi gerekse önerdiği seçenek ile üzerinde durulması gereken bir metin.
I do not want to be overly derogatory about this, because this booklet naturally originated in a commendable idealism. It advocates the democratization of the European institutions through the introduction of a specific parliament for the Eurozone. After all, the authors (amongst them the famous Thomas Piketty) have established that during and after the financial crisis (2008-2014), the Council of Ministers of the Eurogroup attracted proportionally excessive power, without democratic control. And of course that must be remedied. But whether this should be through a new parliament and a new treaty is very questionable.
The tenor of the book is also clearly very naive: the authors are exclusively French, it speaks hopeful about the prospect of a left-wing predominance in that new parliament, and completely underestimates the growth of populism and Euroscepticism. No, Europe is not going to get anywhere with this kind of well-intentioned, but very sloppy thought out initiative. That is also apparent: the manifesto was almost immediately thrown in the garbage bin by everyone in power. Wasted energy, I’m afraid.
Ik wil hier niet al te denigrerend over doen, want dit boekje is natuurlijk voortgekomen uit lovenswaardig idealisme. Het bepleit een democratisering van de Europese instellingen, door de invoering van een specifiek parlement voor de Eurozone. De auteurs hebben immers vastgesteld dat tijdens en na de financiële crisis (2008-2014) de raad van ministers van de Eurogroep proportioneel buitensporige macht naar zich toe heeft getrokken, zonder democratische controle. En uiteraard moet dat geremedieerd worden. Maar of dit nu door nog eens een nieuw parlement en een nieuw verdrag moet, is maar de vraag. De teneur van het boekje is ook duidelijk erg naïef: het komt volledig uit Franse hoek, spreekt hoopvol over de Duitse partner en het uitzicht op een links overwicht in dat nieuwe parlement, en onderschat volledig de groei van het populisme en euroscepticisme. Neen, met dit soort goedbedoelde, maar erg slordig doorgedachte initiatieven gaat Europa er niet komen. Dat blijkt trouwens ook: het manifest is vrijwel onmiddellijk door al wie telt, in de vuilnisbak gegooid. Verspilde energie heet zoiets.
Avrupa Birliği içinde Euro bölgesi ile ilgili kararların demokratikleştirilmesi konusundaki öneriyi sunan , teknik olarak algılanabilecek, AB prosesleri konusunda bilgi sağlayan içeriğe sahip görülebilecek bir kitap. Ancak içeriğe biraz geniş çerçeveden bakınca ,bir kaç yönden ilginç bir kitap. Öncelikle para birliğini oluşturan grubun siyasi birliği , ülkeleri mecbur kılacak şekilde kurgulayamaması nedeniyle , dünyadaki blokların arasında hala sağlam bir ortak duruşta sıkıntı çeken AB için , özellikle Euro bölgesi içinde mali yönetimi bir meclis ve anlaşma bazında yöneterek , böyle bir duruşu ve birliği sağlayabilme imkanı sunması açısından ilginç. Bir diğer ilginçliği , şu andaki Eurogroup'un kararlarını Avrupalı halkın düzgün temsil edildiği bir meclis ile demokratik ve şeffaf hale getirme özelliği. Her şeyi gizli ödenekler veya torba bütçeler ile yapan ülkeler için anlaşılmaz bir durum :-) Son olarak özü Euro bölgesinin oluşturması. Satır aralarında geçen tam demokratik olmayan AB üyesi ülkelerden bahsedilirken , Euro bölgesi için böyle bir öneri, sanki geleceğin öz-hakiki AB'si gibi bir duygu oluşturuyor. Yazarları da ilginç. Piketty gibi . Teknik bir kitap diye algılanabilecek ve konudan uzak olanlar için sıkıcı olabilecek bir kitap , bu gözle bakınca ilginç hale gelebiliyor. Türkçeye çevirisi yapılmış , İş Bankası yayınlarında mevcut.
Οι συγγραφείς προτείνουν ένα νέο σύστημα οργάνωσης της Ευρωζώνης (και όχι της Ευρώπης συνολικά, όπως υποδηλώνει ο τίτλος). Το βιβλίο εστιάζει στο πρόβλημα της δημοκρατικής νομιμοποίησης στην Ευρωζώνη και εμπεριέχει ορισμένες χρήσιμες προτάσεις, όπως η κατάρτιση αυτοτελούς προϋπολογισμού για τη ζώνη του ευρώ. Ωστόσο, θέτει ως βασικό άξονα μεταρρύθμισης μία πρόταση που έχει πολλές αδυναμίες. Η δημιουργία μίας «Κοινοβουλευτικής Συνέλευσης της Ζώνης του Ευρώ» παρουσιάζει μειονεκτήματα σε επίπεδο θεσμών, αποτελεσματικότητας και αποδοτικότητας. Πρώτον, παγιώνει μία θεσμική αποστασιοποίηση μεταξύ της ΕΕ και της Ευρωζώνης, μια και η προτεινόμενη Συνέλευση δεν θα έχει καμία σχέση με το Ευρωπαϊκό Κοινοβούλιο. Δεύτερον, σε περιπτώσεις κρίσης, δεν είναι σίγουρο ότι τα μέλη της Συνέλευσης δεν θα συσπειρώνονται γύρω από τις θέσεις του κράτους-μέλους από το οποίο προέρχονται - κάτι που θα υπονομεύσει τη χρησιμότητά τους. Επίσης, η παρουσία του μπορεί να καθυστερήσει τη λήψη αποφάσεων σε περιόδους κρίσης όπου χρειάζονται άμεσες αντιδράσεις. Τέλος, θα δημιουργηθεί ένα πολυδάπανο όργανο 400 μελών, το οποίο δεν είναι σίγουρο ότι θα συμβάλει ικανοποιητικά στην εξέλιξη του Ευρωπαϊκού οικοδομήματος.
It brings some positive ideas to empower the European democracy, but lacks in depth and objectivity. I felt like I was reading the daydreams of the authors, without any clear conclusion on how to do so.
Euro Bölgesinin demokratikleşmesi adına fazla idealist ve beyhude bir çaba. Sol tandasın liberal reformların yanılsamasına kapıldığını görmek üzücü geliyor.