This book proposes that there exists a counter tradition within everyday life theorising. This has sought not merely to describe lived experience but to transform it by elevating our understanding to the status of a critical knowledge.
Michael Gardiner is Professor in the Department of English and Comparative Literary Studies at the University of Warwick. He has published on modern Scottish cultural history, post-British cultures, the Scottish Enlightenment, and the cultural politics of nuclear disarmament. His books include The Cultural Roots of British Devolution (2004), From Trocchi to Trainspotting: Scottish Critical Theory since 1960 (2007) and At the Edge of Empire: The Life of Thomas B. Glover (2008).
Uzun bir aradan sonra, sevgili hocalarımın çevirdiği bu kitap ile akademik metinlere döndüm. İlk okuduğum makalelerden olan Şerif Mardin’in merkez-çevre makalesindekine benzer bir güçlük çektim yer yer (özellikle zorlu Bakhtin kısımlarında) fakat son bahiste tanıştığım Dorothy Smith başta olmak üzere, gündelik hayat üzerine düşünmüş, yazmış, eylemiş pek çok kişiyle karşılaştığıma sevindim. Perec'in "Uyuyan Adam"ı üzerine de iyi geliyor. "Semiotics of Kitchen" ile de iyi gidebilir. https://www.youtube.com/watch?v=Vm5vZ...
Gardiner, başta kültürel çalışmalar olmak üzere sosyoloji, sanat/edebiyat eleştirisinde bildiğim hep anılan düşünürlerden Bakhtin, Lefebvre ve de Certeau’ya; politik/sanatsal hareketlerden dada, gerçeküstücülük, sitüasyonist enternasyonal eylemlerine; Batı’da yerleri sağlam olsa da buralarda o kadar aşina olmadığımız,türkçeye de kapsayıcı bir şekilde çevrilmemiş Agnes Heller ve Dorothy Smith’e dair bu kişi ve hareketlerin “gündelik hayat”ı kavramaya yönelik metinlerinden yola çıkarak tartışmalar açıyor. En az bu kadar değerli kişiler olsa da (Foucault, Habermas) bu kişileri öne çıkartmak önemli diyor, çok eleştirmeden, daha çok onların tartışmalarını derinleştirmeye, anlaşılır hale getirmeye çalışarak ilerliyor. Bir bölümde, diğeriyle çelişme pahasına da olsa, polemiğe girmiyor çok bahsettiği yazarlarla. Bir kısımda gündelik hayatın “kontrol altına alınmışlığı, metalaştırılması, yabancılaşmışlığı, sonsuz rutini”nden bahsederken, ertesinde “ütopyacı olanakları, deneyimin önemi, özel alanda cereyanı, buradaki yeşerebilecek devrimci eylemler”e geçebiliyor. Zaten önemli olanın da iki uçtaki düşünceleri konforuna kapılmadan, daha derinlikli, yakından, tanıyarak ve eylerek bir analiz geliştirmek olduğu iddiasında.
Bunca düşünceyi ilmek ilmek örmüş, meseleleriyle ilişkilenen bu kişilerin çevresindeki yedi kat daha geniş yazar ve eğilimden bahsetmiş, ortak kavramlar üzerindeki görüşlerini kendi kariyerleri/mücadeleleri boyunca tartışmış, alan içindeki diğer yönelimlerle birlikte tarihselleştirmiş, karşıt okulları kıyasıya eleştirmiş koskoca Gardiner’e eleştiri/değerlendirme yazısı yazar gibi utanmadan yazayım (ne de olsa goodreads, bir "kültür dergisi" değil):
Kitabın bence bir eksiği, yaklaşık 300 sayfa boyunca bahsettiği “gündelik hayat” dediği şeyi neredeyse asla pratik örnekleri kullanarak, yazarların bu alandaki örnek bir çalışmasındaki yaklaşımları özetleyerek vermemesi. Amacı bu olmadığı için, temelde teorik bir çerçeve çizmek, bahsettiği yazarlara/hareketlerin konu edindiği kuramsal tartışmaları açmak, teoriyi karşıtlarıyla ve yoldaşlarıyla birlikte düşünmek amacında olduğu için böyle yazıyor herhalde Gardiner. Kendisiyle çelişen bir yanı yok elbette fakat sürekli olarak “gündelik hayat”da öne çıkardığı şeyler deneyim, taktikler, tekrar eden ve düşünülmeyen eylemler vb. pür “eylem”ler olduğu için, arada bunları örneklemesi okur açısından hem çok daha ilgi çekici bir metin haline getirebilirmiş kitabı. Bu haliyle, bahsedilen kişileri yakından tanıyanlar için bir tekrar ve hatırlama, tanınmayanlar için ise onların külliyatına bir pencere açıyor. Kitabın başında bu alana dair okumaların derlendiği kısım da, sonundaki kaynakça da “ben gündelik hayat çalışacağım” diyen yüksek lisans mülakatı hazırlığındaki kişi için altın değerinde. Benim bunu yapasım geldi, ama işte askerlik.
İlgimi en çok çeken şey ise, Dorothy Smith’in 1978’de yayınladığı “’K is mentally ill’: The Anatomy of a factual account” makalesi oldu. “Anlatının anlatısı” daima ilgimi cezbediyor. Bir filmi mi izlesem, onun eleştirisini mi okusam, eleştirmenin hayatını anlatan belgeseli mi izlesem, belgeselin yapım sürecini analiz eden youtube videosuna mı baksam, yükselen “youtube video kültürü”nü inceleyen makaleye mi bir baksam derken “dıdısının dıdısı” meta- tartışmasını, Smith arkadaşlarının “bu kız akıl hastası” diye iddia ettikleri mülakatları üzerinden “insanlar hangi bağlamlarda başkalarının akıl hastası olduğunu düşünür” diye tartışıyor. Makale harika. Tıpkı az önceki süreç gibi bir zincirleme duygusu yaratıyor. Bir ilginç kadın, onu konuşan arkadaşları, bunu dinleyen Smith, onu derleyen Gardiner, onu kitap sitesinde "finished" yapan okur.
Gardiner makes a humble gesture by adding 'An Introduction' to the title. This book is more than an introduction, where Gardiner acts a tough but enabling mediator between a humongous account of literature on everyday life and us. The language and terminology is not always easy to understand, however if you patience through certain parts, you will get yor reward many times. Only one minor criticism might be, the lack of parallelisms to actual instances, tactics, events of everyday life, which I assume is an authoritarian choice and I respect it.