Modern technology has radically and irretrievably altered our sense of identity and hence our social, political, and legal life, argues Lawrence M. Friedman in this bold new book. In traditional societies, he explains, relationships and identities were strongly vertical : there was a clear line of authority from top to bottom, and identity was fixed by one’s birth or social position. But in modern society, identity and authority have become much more horizontal : people feel freer to choose who they are and to form relationships on a plane of equality. Friedman examines how modern life centers on human identity seen in terms of race, gender, ethnicity, and religion, and how this new way of defining oneself affects politics, social structure, and the law. Our horizontal society, he says, is the product of the mass media―in particular, television―which break down the isolation of traditional life and allow individuals to connect with like-minded others across barriers of space and time. As horizontal groups blossom, loyalties and allegiances to smaller groups fragment what seemed to be the unity of the larger nation. In addition, the media’s ability to spread a global mass culture causes a breakdown of cultural isolation that leads to more immigration and heavy pressure on the laws and institutions of citizenship and immigration.
Yazarın bahsettiği gibi kitap sadece yüzeyi biraz kazıyor. Fakat kitap bizi üzerine düştüğü yatay kimlik, milliyetçilik, bizlerin aidiyet hissi ve ihtiyacı hakkında derin düşüncelere sevk ediyor. Yazarın kitabı 11 yıl önce, internet şimdiki durumu hayal bile edilemeyecek kadar gelişmemişken (Yaygınlık, kullanan kişi sayısı, geçirilen zaman yönünden..) kaleme almış. Ve internetin oluşturduğu yatay bağlantıları ve bunların derecesini tutturamamış, fakat internet bu bağlamda tam olarak yazarın kitabında genel olarak öngördüğü biçimde gelişti. İnsanlar sınırsız yatay bağlantılar oluşturdular, kendilerine farklı etiketler uygun gördüler, ve yapay sınırları kaldırarak dünyadan farklı kesimlerle bağlantı kurdular. Bu süreç gittikçe hızlanarak devam etmekte ve çok ilerde değil, belki bir jenerasyon sonra yatay bağlantılar dikeyleri geçecek. Hangi ülkede, hangi ailede doğduğumuz değil, kendimizi nasıl tanımladığımız, bir anlamda yeteneklerimiz, arzularımız, sevdiğimiz şeyler bizi öncelikle tanımlayacak. Ben ABD vatandaşıyım, beyazım yada asyalıyım dan önce, ben eşcinselim yada ben sporcuyum(Demokratım, öğrenciyim vs..) gelecek, kişi önceliklerini ve bağlantılarını bu yönde kuracak. Evet, uluslara karşı büyük bir tehdit bu. Yıllardır artan etnisite sorunundan daha fazla belki de. Ne de olsa aslında etnisite de aynı kaynaktan besleniyor. Ben Türküm, Kürtüm, Baskım, Yerli Amerikalıyım, Koreliyim, İspanyolum aslında kimliğimizde tanımladığımız öncelikler değil midir? Ben kendimi ne kadar Çerkez görmek istiyorsam, o kadar Çerkezimdir. (Aslında "Ne mutlu Türküm diyene." diyerek çok güzel bir üst-kimlik yaratarak insanları kucaklamış Mustafa Kemal Atatürk. Gerçekten saygı duyulacak bir deha ...)
Sözün özü, kendinizi nasıl tanımlıyorsanız öylesiniz. Ve gelecekte sizi bu yönde destekleyecek, belki de iteleyecek.. :)