Francis Marion Crawford (1854-1909) was an American writer noted for his many novels. He was born at Bagni di Lucca, Italy. In 1879 he went to India, where he studied Sanskrit and edited the Allahabad Indian Herald. Returning to America he continued to study Sanskrit at Harvard University for a year, contributed to various periodicals, and in 1882 produced his first novel, Mr Isaacs. This book had an immediate success, and its author's promise was confirmed by the publication of Doctor Claudius: A True Story (1883). After a brief residence in New York and Boston, in 1883 he returned to Italy, where he made his permanent home. He also published the historical works, Ave Roma Immortalis (1898), Rulers of the South (1900) renamed Sicily, Calabria and Malta in 1904, and Gleanings from Venetian History (1905). The Saracinesca series is perhaps known to be his best work, with the third in the series, Don Orsino, set against the background of a real estate bubble, told with effective concision. A fourth book in the series, Corleone, was the first major treatment of the Mafia in literature.
Çınar Yayınları'ndan çıkan yeni seri "Akıl Fikir", kuramsal içerikli ilk kitabı "Kalbe Seslenmek Zordur" ile satışa sunuldu. Yankı Enki editörlüğünde, Fırat Çakkalkurt çevirisi ve Özgün Muti redaksiyonun ile çıkan kitap roman sanatı üzerine yazar F. Marion Crawford'un düşüncelerini içeriyor. Oldukça faydalandığımı zaman zaman gülümsediğimi söyleyebilirim. Yazmak, üretmek üzerine kafa yoran, çalışanların edinmesini tavsiye ederim.
A down-to-earth analysis of competing visions of what a novel should accomplish. F. Marion Crawford was himself a popular novelist of the last quarter of the 19th century and first two decades of the 20th. His best work, I think, includes To Leeward and A Tale of a Lonely Parish and Sant’ Ilario and this latter book’s prequel and direct sequel. He himself judged his “Arabian Tale” Khaled as his best work, and it is arguable. I also love his “Gothic” romance The Witch of Prague as great fun.
And that is what he defends in this little treatise: the novel as a pocket-drama, designed to amuse. He defends romance, warns against the “purpose novel” — which aims to preach or expound some theory — and makes a convincing case against “realism” in literature. He calls Zola “a Nero of fiction”! For that alone, this small volume is worth reading.
Yazar roman nedir? Sorusuna yanıt arıyor bu kısa metinde. Kendisi 18 dil biliyormuş ve büyük bir korku yazarıymış. Goodreads'den kitaplarını inceledim ve kesinlikle kitapları çevrilmeli diye düşünüyorum bu işi de en iyi @ithakiyayinlari yapar. Karanlık kitaplık için muhteşem bir aday. "Roman, doğrudan yaşamın desteklenmesine veya sağlığın korunmasına katkıda bulunmayan, topluca "lüks mallar" diye adlandırılan sınıfa mensup pazarlanabilir bir metadır. Üç maddi duyunun -dokunma, tatma, koklama- hiçbirine seslenmediği için "sanatsal lüks mallar" sınıfına ve üstün duyularla -görme ve işitme- değerlendirilmediği için "düşünsel sanatsal lüks mallar" sinifina mensuptur. Roman, bu sebepten, bir düşünsel sanatsal lüks maldır" diye açıklıyor. Romanın öğretici nitelik taşıması gerektiğinin saçma olduğunu söylüyor. Keyifli zaman geçirmek üzere alınan bir şeyin vaaz veren bir şeye dönüşmesi hayal kırıklığıdır diyor. Zamanının genç yetişkinler için ne kadar az roman örneğiyle dolduğunu belirtiyor. Tez dilinde yazıldığından anlaması biraz zorlayıcı olsa da baya baya yazar dedikodusu içeriyor ve Marion'ın tüm görüşlerine katılıyorum benim için güzel bir okumaydı.
Roman Nedir? Sorusuna cevap arayan bir kitap. İlk sayfalarında bu soruya “düşünsel sanatsal lüks mal” diyerek yanıt veriyor. Romanın amacının ne olduğu ile ilgili cevaplar veriyor. Sonrasında amaç-roman adını verdiği ahlaki mesaj verme gayesi taşıyan romanları yerden yere vuruyor. Peşinden roman kime seslenmelidir gibi bir soruya cevap arıyor. Romantizm ve realizm arasında bir denge önerirken kusursuz roman için basit bir formül vermeyi de ihmal etmiyor. Romanın modern bir ihtiyaç olduğunu belirtirken, tiyatro ile ilişkisini de yer veriyor. Okurun yeni bilimsel gelişmeler ışığında teknik meseleleri çok kafaya taktığından şikayet ediyor. Tarihsel romanın kolaylıkları ve zorluklarına değinirken, Avrupa romanlarını da ara ara mukayese ediyor. Kitabın sonunda romanın kalbe hitap etmesi gerektiğini belirtiyor. Ben yazarın 1890’larda İstanbul adlı eserinden sonra bu kitabını okumaya karar verdim. Hacmi oldukça küçük, dili ve çevirisi de akıcı. Azıcık Avrupa edebiyatı bilmek bazı göndermeleri anlamak açısında faydalı olabilirdi. Yer yer dipnotlar olsa da ben fazlasına ihtiyaç duydum.