pek şirin pek latif.kitabın kapağının genel hali, eskimiş görüntüsü verilmek istenirken biraz fazla solup hafif korsan bir havaya bürünmüş gibi .ama o çok hafif pembe başlık ve "lügat"ın içindeki pembecik başlıklar çok hoş olmuş.zamanında "benim !" diyen bir kız kardeşimiz ise de sevimli babaanneciği hatırlatan bir tatlılık gibi düşündüm renk seçimini.
fakat biraz daha hacimli olabilirdi bence lügat. daha neler vardır kim bilir babaannede, yaşadığı yıllara , o yıllardan bu taraflara doğru ülkenin nasıl büyük değişimler ve değişim içinde süreklilikler yaşadığını düşündüm de...mesela yerel deyişlere, sıfatlara pek girilmemiş.
lügat-çe içinde moda , terzilik, giyim kuşam hakkında terimler var ki ben pek bir severim o kelimeleri . kullanmak gerekir bunları sırası geldikçe , kaybolmasınlar isterim. çünkü zarif, işlevsel ve faydalıdırlar, tarif etmeyi kolaylaştırırlar, tabii bunlardan anlayana:) sonra, bu babaanne sözlüğünde gündelik alet edevat ve günlük hayatın kendisinden isimler ,sıfatlar; hukuk terimleri; babaanneden çoook sonraki devirlerde doğmuş olanların bir kısmının da hatırlayıp ister istemez tebessüm edeceği deyimler de var. mesela "nuh(u) nebiden kalma" .gerçi ben küçükken bizimkiler "kalu beladan kalma" derlerdi onun yerine.
bir de frijider , santimantal gibi artık iyice tedavülden kalkmış kelimeler var ki onların da , o direkt türkçe telaffuzuyla dile yerleşivermiş olmasına hep şaşar, capcanlı kullanıldığı zamanlara yetişememiş olmamdan mı bilmem ama biraz çocuksu , antika ve hayali bulurum bunları.hani ancak eski zamanlardan kalan hikayelerde bunları gördükçe gülümserim.kuşaklar arası edebiyatı daha bir severim.
babaanne, oğul, torunlar ile ; eski zamanların ortalamaya göre daha zengin bir kelime dağarcığını doğru ve yerinde kullanarak evlatlarına aktaran diplomalı diplomasız olsun bütün büyüklerimiz sağolsunlar.