Çok şükür bitti. Teoriye boğulmuş kitaplarda içim daralıyor, bunalıyorum. Okul için yapılan bir tez çalışmasının “Bu kadar çalıştık, bunu ben de bir basayım” dercesine kitaplaştırılmış hali, elbette bir roman okumuyoruz ama sonuçta kitabı sadece sosyal bilimciler ya da alanda araştırma kişi yapanlar okumuyor, dili ve üslubu elden geçirilebilirdi.
Kitabın ilk yarısında işin terminolojisi ve çoğunlukla teolojik/kuramsal arka planı veriliyor. İkinci yarısından itibaren kaynaklar üzerinden değerlendirmeler başlıyor. Bu noktada, tez sahibinin (zira kitap demek içinden gelmiyor insanın) arşiv belgelerini araştırmak bu çalışmanın metodolojik sınırlarını aşmaktadır ifadesi biraz kafaları karıştırıyor, üşenilmiş mi kapsam mı daraltılmaya çalışılmış anlam veremedim açıkçası. Teori bölümünün başında Batı merkezli tarihyazımı metotlarını takip edeceğini, burada hoşgörünün yalnız Batı’dan çıkabileceğinin, iyinin Batı’dan, kötünün Doğu’dan beklendiğini yazdığınız aktarıyor (s.31-32)
“Batı ve Hristiyanlık, Doğu’dan ve İslam’dan daha hoşgörülü olarak ilan edilmektedir.” (s.105)
“… İslam öğretisinin hoşgörüsüzlüğe yol açtığını, buna rağmen Osmanlı İmparatorluğu’nun hoşgörülü bir karakter sergilediğini tartışmaktadır.” (s.105)
Tabii ki, sosyal bilimciler, Batı şöyle hoşgörülü, şöyle rasyonel vs. diyince öyle olmuyorlar zira çok iyi bilineceği üzere sosyal bilimlerde kaynak kullanımı ve olay aktarımı tezlerin savunulmasını kolaylaştırır ya da zorlaştırır. Olaya bu açıdan bakıp bilgi edinmeye devam edelim. Günün şartlarını ve o zaman ülkelerin nasıl yönetildiğinin kısmen göz ardı edildiğini de fark ediyorsunuz zaten.
Daha bugün Seferad Yahudilerinin torunlarının batının Osmanlı’ya hoşgörüde yaklaşamadığı yönündeki beyanatlarını okudum. Balkanlardaki Osmanlı yönetimi zaten biliniyor. Açıkçası müspet örneklerin verilmesinden neredeyse özellikle kaçınılmış gibi geldi. Belki de yazarın tezlerini desteklemiyordur bu olaylar ya da kapsam dışı olarak değerlendirmiştir bilemiyorum tabii.
Reformun etkilerinin daha tam görülmemiş bir dönemi ve 30 Yıl Savaşlarının (mezhep savaşları) henüz olmadığı bir dönemi daha hoşgörülü olarak değerlendiren bir tarihyazımının kaynak olarak alındığı bir eserden bahsediyoruz. Özet olarak ben, kitapta iddia edildiği üzere adaletin Osmanlı’nın meşruiyetini sağlamak için değil Osmanlı’nın değerlerinden biri (adil olmayı, zorlamayan ve insanlara iyi davranmayı emreden bir dinle yönetilmek gibi bir dayanak söz konusu) olduğu için kullanıldığını iddia ediyorum. Zira ilki pragmatik fayda sağlarken, ikinci durumda meşruiyet, adaletin tabii bir sonucu olarak fayda sağlamaktadır.
Sonuç olarak, kitabı alanla ilgili bilgi edinme noktasında kendi açımdan faydalı buldum (gerçekten büyük bir emek var ortada), ancak olaylar üzerinden daha fazla örnekle gitse daha fazla faydalanırdım gibi geldi.