Alıntılar**
Etkileşen güçlerin sayısı az da olsa, aralarındaki etkileşim o kadar karmaşık, o kadar o duruma özel ve o kadar kaotiktir ki, aynı olaylar dizgesinin tıpatıp aynı biçimde tekrar etmesi etrafımızda hiç görmediğimiz bir şeydir.
Dolayısıyla stresle ya da sorunlarla karşılaşmayan bir organizmanın gelişim göstermesini beklemek boşunadır. "Öldürmeyen güçlendirir" prensibi biyolojinin en önemli araçlarından biridir. Bebeklik, çocukluk ve gençlik dönemlerinde yaşanan sıkıntılar, daralmalar, yoksunluklar veya hastalıklar, eğer biyolojik bedenin faaliyetlerini durdurmuyorsa, organizmanın yaşadığı stresi aşmasına fırsat verecektir. Stres altındaki organizma bundan kurtulmanın bir yolunu bulacaktır
Yetenekli olmayı belirleyen faktörlerin başında
"tutku" gelir. Tutku, bir işi takıntılı bir şekilde sürekli olarak yapma isteğini doğurduğunda, ustalaşma da kendiliğinden gelecektir. Tutkuyu sağlayan beyin devrelerinin tam olarak nasıl çalıştığını çözememiş olsak da hakkında birçok bilgimiz var. Özellikle dopamin, serotonin, endorfın ve anandamid gibi beyin kimyasalları, tutkulu bir iş yaparken artar. Beyinde bu kimyasalların artışıyla birlikte "akış"
denen ilginç bir zihinsel durum oluşur ki yaptıkları iş ne olursa olsun, "akış"a giren insanlar, müthiş kararlı, inatçı ve yaratıcı bir ruh haline bürünürler.
günümüzde yaşayan ve yapısal olarak insana yakın özellikler sergileyen canlıların davranışlarını anladıkça, insanı meydana getiren özelliklerin içinde hangilerinin diğer canlılarla ortak, hangilerinin insana özel olabileceğini daha iyi anlamaya başlıyoruz.
Sosyopati ya da sosyal davranış bozukluğu, bencillik,
narsislik ya da çıkarcılık şeklinde kendisini gösterebilir. Bu tip davranış kalıpları suça yönelik olmadığı zaman, özellikle modern toplumda rekabete, diğerlerinin önüne geçmeye dayanan akademisyenlik ya da yöneticilik gibi mesleklerde ciddi avantajlar sağlayabilir. (bağlantı kurdum 👀)
beynimiz elektrik sinyalleriyle haberleşir ve bunu yaparken elektriksel bir dalgalanma meydana getirir. Bu dalgalanmaları kafa derisinin üzerine yerleştirdiğimiz elektrotlar vasıtasıyla Elektroensefalogram ya da EEG denen bir teknikle kaydedebiliyoruz (Electro = Elektrik, Ensefalo = Beyin, Gram = Yazdırma).
Sözlü espriler tabii ki belli bir düzeyde dil işleme yeteneği gerektiriyor. Yani bu şakalardan keyif alabilmek, dildeki yetkinlikle doğru orantılı. O yüzden, bu özellikleri çok gelişmemiş olan çocuklar daha ziyade düşme yahut şaşırma gibi durum komikliklerinden hoşlanıyorlar. Bekleneceği gibi, sözel şakalar beynin şakak (temporal) loblarını uyarır ve buradaki dil çözümleme merkezleriyle değerlendirilir. Yine özellikle beynin sol yanı, mantıksal uyumsuzlukları ve esprileri yakalamakta daha başarılıdır.
Ağrıyı ileten sinirler, dokunmayı ileten sinirlere göre genelde biraz daha yavaştır. Yani ağrıyı ileten sinirlerden giden bilgi, dokunma bilgisine göre omuriliğe ve beyne daha geç ulaşır. Ağrı oluşturan durum karşısında ağrıyan yerimizi ovduğumuzda ya da bir şekilde oraya temas ettiğimizde, ağrının yanı sıra dokunma sinirlerini de uyarırız ve bunlar aynı sinir paketi içinde yan yana giden sinirlerle omuriliğe gönderilirler. Dokunma ağrıdan hızlı olunca, ikisinin birlikte gittiği durumlarda dokunma sinyalleri ağrıyı omurilik düzeyinde engeller. Bir nevi yarışma vardır aralarında. Ve bundan dolayı ağrı duyusunun üst merkezlere, yani bilinçli beyne ulaşması da azalır. Dokunma ve ovma hareketini refleks olarak yapmamız, bu basit ağrıkesici etkiyi zaman içinde öğrendiğimizden dolayıdır. Annelerin çocuklarının acıyan ya da ağrıyan yerlerini öperek iyileştirmeye çalışması da bu yarışmalı sinir iletimi mekanizmasıyla ilgilidir. Buna fizyolojide "kapı kontrol teorisi" denir. (((gating örneği)))
Dünyanın ve ülkemizin gündemini sıklıkla işgal eden şiddet ve terör eylemleri de insanları öldürmekten ziyade, insanların genelinde korku, panik ve umutsuzluk yaymayı amaçlar. Bu hedefe ulaştıkça da sürdürülebilir hale gelir. Hayatta kalma, güvende olma ve istikrarlı yaşam biyolojik varlıklar olarak en önemli ihtiyacımız olduğundan, iş aramaktan tutun oy vermeye kadar aslında her davranışımızı etkileyen temel dinamiklerimiz buralardan gelir. İşte bunları bilirseniz ve elinizde belirli bir oranda medya gücü varsa, insan topluluklarını istediğiniz gibi yönlendirebilirsiniz
Kimse için tek başına "iyi" olan bir yiyecek yoktur. Bedenin ne kadar ihtiyacı olursa olsun aynı yiyeceği sürekli ve rutin halde tüketmek, metabolizmada stres oluşturur. Bu metabolik stres, ancak çeşitli ve zengin bir beslenmeyle engellenebilir
Mesela bir insana soru sorduğunuz zaman diyelim ki koluna hafifçe dokunduğunuz takdirde evet cevabı alma ihtimaliniz çok artar. Çünkü tensel ve fiziksel temas, yakınlık, güven ve işbirliği isteği sağlar. Bunun bildiğimiz en önemli biyokimyasal nedeni oksitosin denen hormonun salgısının artmasıdır