Öyle kaç kereler herkesin derli toplu hayatında tek zenginliğin aykırılıklar, bu dünyanın düzenine isyan, yoldan çıkışlar olduğunu düşünmüştüm.
Halid Ziya Uşaklıgil belki de hayatta yaşanabilecek en büyük acılardan olan evlat acısına dört kere göğüs germek zorunda kalmış. Yazar olarak matemiyle başa çıkabilmek için kaybettiği çocukları anısına kitaplar kaleme almış; Sadun için Kırık Oyuncak, Güzin için Kırık Hayatlar ve Halil Vedat için Bir Acı Hikaye. İçlerinden sadece Kırık Hayatlar kitabını okudum. Diğer kitaplara ulaşmak pek mümkün değil.
Selim İleri ise Kırık Deniz Kabukları kitabında "Bir Acı Hikaye" çevresinde Halid Ziya Uşaklıgil'in büyük oğlu Halil Vedat'ın hayatını anlatarak 30 yaşında intihar etmesine sebep olan olayları anlamlandırmaya çalışıyor. Mustafa Kemal Atatürk, Latife Hanım, dönemin hariciye vekili Tevfik Rüştü Aras intihara giden süreçte önemli yer tutan kişiler olarak gösteriliyor. Bu hikayede söylenemeyen sadece anıştırılan o kadar çok vakıa var ki bugün bile açık açık konuşulması olanaklı değil.
Kırık Deniz Kabukları uzun zamandır kütüphanemdeydi. Elime alıp okumama vesile olan ise Metin Celal Bey'in blog sayfasını gezerken gördüğüm yazı oldu. Okumanızı tavsiye ederim. (https://okudugumkitaplar.blogspot.com...)
Ben Selim Bey'in kitabını severek okudum. Halid Ziya Uşaklıgil'in kitaplarını okumadıysanız ve Halil Vedat Uşaklıgil hakkında hiçbir bilginiz yoksa bu eser sizi sıkabilir. Çünkü Metin Bey'in de belirttiği gibi imalar ve suskunlukları irdeleyen bu eser bazıları için çok şey ifade ederken çoğu kişi için anlamsız olabilecek nitelikte.
selim ileri ve piyano ogretmeni mediha hanimefendi'nin caginin otesinde insanlar oldugunu belirtmek gerek, ikisi de sevdigim insanlar oldu. selim ileri'nin bir aci hikaye'yi okuyup da ustune bu kadar dusunmesi ve baska seyleri de arastirarak boyle bir kitap yazmasi, bu dusuncelerde yalniz olmadigimi hissettirmesi cok iyi oldu gercekten de. kendisi de her seyi apacik yazamamasina ragmen durumun farkinda olan insanlarin anlayabileceginden de fazlasini yazmis. keske bizim donemimizde yasasaydi diye dusundugum insanlardan biri oldu, fan fictionlari cok severdi... eminim kendisi de bir suru fan fiction yazardi, kafasindaki kurgulari bu kitaba aktarmasindan anlasiliyor. birbirlerinden bagimsiz kitap karakterlerini kendisi tanismislarmis ya da bir sekilde bir iliskileri olmusmus gibi hayal edebilmesi aslinda onun bu yuzyila ait oldugunun kaniti.
yine her sey acik acik soylenemese de bir aci hikaye'yi yorumlarken kendi detayli goruslerini eklemesine sevindim. latife hanim'in "kiskanclik krizleri" zaten cogu seyi acikliyor... halid ziya'nin tavirlarindan ve ogluyla iliskisinden bahsetme tarzi da asil probleme dikkat cekiyor gibi.
Bir Acı Hikaye'yi okurken anlamama çok yardımcı oldu. Ama bu kitabın ötesinde özellikle Aşk-ı Memnu ve Eylül romanlarına farklı bakış açıları getirmesi, Mehmet Rauf'un iç dünyasına dalması ve bu romanlardaki karakterleri anlamaya çalışması bana farklı bir bakış açısı kazandırdı. Edebiyat bu anlamda kendimizi anlamak ve insanları anlamak için de büyük bir yardımcı. Tek eleştirim bu kitabın neden "roman" olarak adlandırıldığı. Belki deneme, inceleme vs. dense daha iyi olurdu. Çünkü kitabı elime ilk aldığımda Vedad'ın belki alternatif bir hikayesini okuyacağımı düşünmüştüm. Ancak kitap bir romandan ziyade romanları anlamlandırmaya çalışan, Bir Acı Hikaye'ye ve yazarına farklı bir açıdan bakmaya çalışan bir inceleme.