Adnan Veli, bu kitabında mapusaneyi, korkunç ve düşkün yönleriyle oradaki yaşantıyı, yosun kokulu duvarlar arasında ömür çürüten insanları, onların heyecanlarını, acılarını, umutlarını, hırslarını; mapusaneye düşme sebeplerini kara bir mizah diliyle vermeye çalışır.
Hava bulutlu olmadığı zamanlar akşam üstü, güneş karşıki tepelerin ardına girerken, pencerelerdeki demir parmaklığın gölgesi bağdadi duvarın üstüne düşer. Mahkûm için bundan daha acı, bundan daha dokunaklı şey olamaz. Hepsinin yüreğini bir zulmettir kaplar. Hepsinin içi burkulur. Hürriyetsiz yaşamının hepsine göre ayrı bir acısı vardır. Kimi karısını düşünür, kimi anasını hatırlar, kimi çocuğunu anar. . Orhan Veli biyografisini okurken karşılaştım Mapusane Çeşmesi’yle. Adnan Veli’nin yazarlığını da öyle öğrenmiş oldum. Açıkçası daha öncesinde adını bile duymadığım bu kitap zamanında çok ses getirmiş. Adnan Veli’nin hapiste yazdığı öykülerden oluşuyor. Bazıları komik, bazıları hüzünlü ve çoğunlukla da abartılı bir anlatıma sahip öyküler. Bol bol argo kullanımı mevcut ki burada yazarın hakkını vermek gerek oldukça zengin bir dile sahip. Mahkumların bulunduğu ortamı anlatırken hiçbir çekinme göstermiyor, olduğu gibi o ortamı aktarmaya çalışmış. Sefaletin, rezilliğin hakim olduğu, insanların insan yerine koyulmadan hayatta kaldığı, bitlerin, hastalıkların gezindiği mapusane ortamında yaşananları çoğu zaman nüktedan şekilde anlatıyor. Ama bazı bölümlerde de resmen okuduğunuz sonrası bir hüzne gömülüyorsunuz. Bir köpeğin anlatıldığı bölüm vardı bütün koğuş sahip çıkıyordu o köpeğe, beni en etkileyen öykülerden oldu. Bir de iki mahkumun kaçma çabasının anlatıldığı bölüm aklımda yer edinenler arasında oldu. Ben bazı hikayeleri çok sevdim bazılarını ise aynı ilgiyle okuyamadım. Ama Orhan Veli’ye benzer havasını görmek beni mutlu etti. 1950’li yılların siyasi, toplumsal durumunu da okuyabilmek güzeldi doğrusu. Türk edebiyatında bir zamanlar ortalığı kasıp kavurmuş olan bu kitabı meraklılara tavsiye ederim.
Bu kitap nasıl böylesine kıyıda köşede kaldı anlamakta güçlük çekiyorum. Güzelliğini geçtim, Adnan Veli'nin Orhan Veli'nin ağabeyi olması payesi bile yetmemiş demek ki tanınmasına. Ama siz siz olun, şu an bu yoruma denk gelmiş ve okuyorsanız, bu kitabı muhakkak okumanız gerektiğine emin olun.
Yok saydığımız, görmezden geldiğimiz bir dünyaya bir pencere açacak Mapusane Çeşmesi. Yazılanlardan ne kadarı kurmacadır, ne kadarı gerçekten yaşanmıştır bilemem. Ama her biri öylesine etkileyiciydi ve öylesine derin izler bıraktı ki bende... Adnan Veli öyle bir sıralamış ki hikayeleri, gülüyor gülüyor gülüyor; bir anda bir hikâyeyle neredeyse ağlamaklı oluyorsunuz. Sonra üstüne bir gülünç hikâye daha... Bu böyle sürüp gidiyor. Erkekler koğuşu ayrı bir dünya, kadınlar koğuşu deseniz tam curcuna, bir de siyasi suçlular koğuşu var. Hepsi birbirine parmak ısırtacak yaşam öyküleriyle dolu. Tek tek anlatmaya kalkmak nafile. Kitap, sizi bekliyor!
Ortaokulda okuduğum yeniden basılan ve elimde iki farklı baskısı olan kitap.
Yazarı Adnan Veli (yanlış bilmiyorsam) Orhan Veli'nin kardeşi gazeteci birçok kere mapusta kalmış. O dönemin insan bataklığını zok iyi anlatmış. Kumardan, hırsızlığa, çocuk tacizlerine ve daha bir sürü çirkinliği anlatmış. Selçuk Parsadan'ın söyleşileri kadar başarılı bulurum. Çünkü üstünü örttüğümüz bir dünyayı bize iyi anlatır.
Aklımda kalan bir bölüm ise altın dişi olanları bir deftere kaydeden hırsızlardı. Adam ölünce mezarını açıp dişleri söküyorlardı. (bu kitapta okuduğumu anımsıyorum. Ara ara bölüm bölüm okurum.)