Bir kitap klübünde anlatmak üzere; 2011 yılında okuduğum kitabı tekrar okudum. 3-4 sayfalık yazılardan ibaret bu kitap; içinde derinlikli sorular bırakıyor. Ve ben 2011 yılında Ece'ye bir mektup yazmışım kitabının arkasına...Bugünde aynı hislerdeyim. O nedenle bu notu sizlerle paylaşmaya karar verdim.
Biliyormusun Ece, ben de ömrümün ikinci yarısına girdim. Bu kitapta kendimden çok kesitler buldum. Sevinmelimiyim bilemedim. Herkes mi yaşıyor bu duyguları belli bir yaştan sonra inanamadım. Sonra anladım. Herkes değil….Bizim gibiler!!!
Hayata karşı duyarlı, hayata ve hayatına bir anlam katması gerektiğini düşünen, haksızlığa öfkelenen, kör cahiliğin, aymazların, ahlaksızların karşısında korkusuzca sesini yükseltebilenler yaşıyor bu duyguları.
Hayatta her şey bir deneyimden ibaret, bunu biliyorum. Deneyimler arttıkça kırışıyor insanın elleri; yüzü, göz çevresi. Ve bu deneyim öyle güzel yerleşiyor ki insanın içine istesen de eskisi gibi olamıyorsun artık. Yani sen daha güçlü, daha ne istediğini bilen, daha hayata karşı dimdik duran biri oluyorsun. Ama bu seni bazen enerjisi çekilmiş, gözlerinin feri gitmiş, kahkahaları sayılı biri yapıyor. Sırf buna inat içimizdeki çocuğun dışarı çıkmasına, gülmesine, eğlenmesine izin vermeli. Mademki bilmiyoruz diğer yarıyı; olabildiğince mutlu ve aydınlık yaşamalı!
Kırılıyorsun, bak hemen eriyorsun.
Şeklini ne bozuyorsun, geçiyor bunlar!!
Islak yanaklarına ne bakıyorsun?
Oynayınca biraz taşlar, çıkıyor yaşlar…
Nil Karaibrahimgil.