Nefes nefese bir ilk bakış... Tehlikeli bir yakınlaşma... Kalplere düşen tutkulu bir aşk...
Sakin hayatı bir gecede beklenmedik bir hızla değişen Eylül için aşk, mavi gözlerinde tehlikeler barındıran ve aynı zamanda ona tutkuyu vadeden adamdan ibaretti.
Ölümü her an ensesinde hisseden Poyraz, siyah parıltıların dans ettiği kuytu yeşilliklerle buluştuğunda, artık her şey için çok geçti. Direnmeye çalışsa da benliğine usulca sızan aşk, tüm savunmasını paramparça etti.
Zaman ilerledikçe gün yüzüne çıkan tehlikeler, bir nefes kadar yakınlarında dolaşırken, iki âşık zorlu bir sınava tutulacaktı...
Poyraz, en büyük korkusuyla yüzleştiğinde, Verdiği sözleri yerine getirebilecek ve eylül'ü hayatta tutmayı başarabilecek miydi?
Bu kitapla bir kez daha güçlü kadın karakterleri ne denli sevdiğimi hatırladım. Kocaman bir yüreği olan, bıkmayan,usanmayan, her şeyi göğüsleyen, süper bir kadın vardı bir kere kitapta. Aşırı inatçı,korumacı,aslında sevdiklerini korumak için duvarlar ören biraz yaralı ve çok aşık bir adam vardı.
Poyraz çok güzel bir adamdı. Her şeye rağmen sadece Eylül'ü korumak için ondan kendini uzak tutmaya çalışması (!) bile bence büyük bir başarıydı. Onun o korumacı tavırları okurken beni mest etti. Ve çoğu zaman sanki birinin hayatını minik bir pencereden izliyor gibiydim ve bu baya hoştu. Ve Eylül.... Ben bu kıza BAYILDIM!!! Süper bir kadın karakterdi. Bir kere çok cesurdu. Ve kesinlikle ne istediğini iyi biliyordu ;)) Net oluşu çok güzeldi. Saçma tripler, ağır dramalardan uzaktı. Poyraz'ı istiyordu ve aldı. Yayyyyyy (alkış alkış) Jülide ve Harun kısımları çok komikti. Onların kısımlarında gülmekten karnıma ağrılar girdi :D
Menderes ve Ulaş'ın hikayeleri için sabırsızlanıyorum :))))
Bundan iki kitap yorumun öncesinde bu kitabın devam niteliğinde olan kitabını okuduğumu ve bu kitabı okumadığım için pişman olduğumu söylemiştim. Bu kitap genel olarak iyiydi. Eylül’ün ve Jülide’nin hikayesini okuduğum için mutluyum. Kitap akıcıydı ve bir gün gibi bir zamanda bitirdim. Kitapta dikkatimi çeken hoşlanmadığım yerler oldu. Mesela final bölümüne geçerken ki zaman kayması. Sanırım o zaman da “Leyla Fırtınası” kitabında olanlar geçiyor ama ben epey kafam karıştı ve zaman mekan algımı kaybettim. Aynı şekilde Jülide ve Harun’u Bir kısımdan sonra kaybettik denilebilir. Onların hikayesi tamamlanmadan kitap bitti anlayacağınız. Bir de karakterler birbirlerine sürekli yanlış anlıyor ve herkes gerçeği bilselerde gerçeği açıklamıyorlar. Bir süre sonra evde “daraldım” diye bağırmış bile olabilirim. Genel olarak kitap benim için iyi sayılırdı. Bu kitapta Eylül ve Menderes’in ilişkisini çok sevdim. Bana soracak olursanız bu kitap mı yoksa Leyla Fırtınası mı diye Leyla Fırtınasını seçerdim. Sanırım Menderes’in düşünme şekli ve davranışları beni daha çok içine aldı. Leyla fırtınasında çok iyi tanımasamda bu kitapta Uras’ı biraz olsun tanıdım ve sevdim. Yakında çıkacak olan “Ahu Ateşi” merakla bekliyorum. 7/10
[GKBT 17. TUR] Eylül Çıkmazı - Aslı Karabulut | Kitap Yorumu
Her bir kitap, yeni hayatlara konuk olmaktı aslında. Eylül Çıkmazı kitabında da yeni hayatlara ve aşklara konuk oldum bu sefer. Konuk olmakla beraber de mest oldum. Bir kere gözü kara bir kadın vardı kitapta. Her ne kadar aceleci davransa da sonuna kadar aşkının ardında duran kadınları severim ben. Eylül öyle bir kadındı işte. Cesur, sevecen, saf -oldukça saf- ve aceleci bir hatun bu Eylül. Şirin bir butik kafesi var ve birbirinden lezzetli tatlılar yapmakta. Kitabımızın da baş kahramanı. Bir de ev arkadaşı, tıp öğrencisi bıcır bıcır sevimli Jülide var. Ben bu kızı da çok sevdim fakat yazarımız kitapta ikinci çifti geri plana atarak daha az üzerinde durmuş. Oysa ben Harun & Julide çekişmelerini, birbirleriyle zıtlaşmalarına bayılmıştım.
Poyraz Soygüder; bu adam, çok değişik bir adam. Bir an geliyor kızıyorsunuz sonrasında bir an geliyor seviyorsunuz, dengenizi şaşırtıyor bu adam. Tehlikeli, tutkulu, karizmatik ve yakışıklı. Ah bir de çok çok seviyor, öyle derin bakıyor ki insanın içi gidiyor. Sonra Menderes var, Uras var ve Julide’nin Ayı’sı Harun var. Hikaye sizi içine çekip öyle sarıyor ki kopmadan bitiriyorsunuz kitabı.
İlk kez karşılaşmaları, zorunluluk haliyle bir arada olmaları, birbirlerine çekilirken kendilerini frenlemeleri, ikilemlere düşmeleri ya da yanlış anlayıp kıskançlık krizlerine girmeleriyle dolu dolu bir kitaptı Eylül Çıkmazı. Ben Jülide ve Harun sahnelerinin daha fazla olmasını istedim, daha fazla şey yaşasın ya da yaşayacakları ne varsa tamamlansın ama sevgili yazarımız bu güzel çifte bunu reva görmüş -ağlamalı emoji-.
Genel anlamıyla kitabı çok beğendim. Tam da beklentimi karşılayan bir kitaptı. Yazarın anlatımına değinirsem şayet zaten her kitabında kendini geliştiren bir yazar ve bunu okura hissettiriyor. En azından benim bu gelişimi hissediyor olduğumu söylemem gerek.
Kapağa aşık oldum, kitaba öyle uyumlu ve kitabı öyle güzel yansıtmış ki başka bir kapak olamazdı, Eylül Çıkmazı için. Cildin içi de en az kapak kadar göz kamaştırıyor. O yaprak desenleri nasıl da güzeldi. Kitabın iç tasarımına hele.... İçi dışı çok olmuş bu kitabın, çok çok olmuş, güzel olmuş -gözlerinden kalp çıkan emoji- Eylül Çıkmazı, Tutku ve Tehlike serisinin ilk kitabı. Poyraz sonrasında Menderes ve Uras’ın yolunu gözleyeceğim de bir gerçek. Ben kitabı çok beğendim, kesinlikle tavsiye ederim. Okuyun ;-)
Aşk kitaplarını çok severim. Kütüphanemin büyük bir kısmını fantastik ve aşk kitapları oluşturuyor. Ama bana göre kitabın konusu aşk ise içinde mutlaka cinsellik, ihtiras artık nasıl tanımlarsanız işte olmalı. Aşkın oldu yerde tutkuda vardı muhakkak bana göre. Bu türün başarı basamaklarını tırmanan bir isim bana göre Aslı Karabulut. Daha önce Ateş ve Buz kitabını okumuş birisi olarak zaten kalemine güveniyordum. Kesinlikle kendini geliştirmekle kalmamış, çok daha iyi bir yere ulaşmış bu yolda. Yazım dili olsun, konunun işleyişi olsun kusursuzdu bana göre. Bir sayfa daha okuyacağım, tamam bu son sayfa olacak artık yatacağım diye diye kitabı bitirdim. Komedi, aşk, tutku, kıskançlık ve daha bir sürü güzel duyguyu okumakla kalmıyorsunuz, o duygular size geçiyor. Eylül ayını da seven birisi olarak, kitap benim için yemede yanında yat kıvamındaydı. Eylül kendi halinde, ayaklarının üstünde durabilen ve kendine yetebilen güçlü bir kadın. Okumayı en sevdiğim şeydir güçlü kadınlar zaten. Bazen “ Sen yürek mi yedin kızım?” modunda okusam da kitabı, o savaşçı kız duruşunu sevdim. Bir de Poyraz'ımız var ki bir sevdim, bir sövdüm bir sen hayırdır birader moduna girdim onunla birlikte. Ama gene de sevdim. Poyraz ve adamlarının silahlı saldırıya uğramasıyla başlıyor hikayemiz. Eylül’ün şans eseri orada bulunmasıyla karışan işlerden sonra, aslında kızımızı kurtarmak maksadıyla yanlarına alıyor adamlar. Poyraz o ara yararı olduğu için pek farkında değil durumların ama Eylül adamın çekiciliğinin hemen farkına varıyor. Gözü kara kızım ya! Ne olursa olsun aşkının peşinde korkmadan duran kadınlar olmalı hep bu hayatta. Eylül de onlardan işte. Elbette bu kadarla sınır değil kalbimi hoplatan kişilerin sayısı. Genel olarak karakterlerin hepsini sevdim aslında zaten. Ama bir Menderes ve Harun var ki… Bir de Kadir var, Uras var… Kısaca ben hepsine tav oldum arkadaşlar. :D Ama Menderes ayrı şimdi. Ağır abi böyle. Onu okumak için sabırsızlanıyorum. Bir de Eylül’ümüzün biriciği Jülide var tabi. Çok sevdim ya ben o hatunu. Tam benim kafadan. Gerçekte olsaydı sanırım en yakın arkadaşım olabilirdi. Okurken aşırı keyif aldım, karakterlerin diyalogları falan çok güzeldi. Zaten kitabın baskısına diyecek sözüm yok. İçi dışı her şekilde mükemmel bir baskı olmuş. Ephesus bu anlamda çok aştı kendini. Bu güzel kitap ve baskısı için yazara ve yayın evine teşekkürler. Bol kitaplı bir kış dilerim hepinize. 10/10