Zenginligi Suha'ya tercih eden Calibe, Sai Efendi ile evlendikten sonra Suha'yi koske cagirtir ve orada kalmasi icin izin ister, tek amaci iki erkegi birden idare etmektir. Suha, Calibe'nin kardesi Nabi ile birlikte koske gelir, onlarin yanina tasinir. Artik koskte Calibe, Sai Efendi, Fazila, Sefik, Suha, Nabi birlikte yasamaktadir. Butun bunlar olduktan sonra olaylarin Fazila'nin aleyhine gelistigi bir donum noktasi baslar. Calibe, kadinligini kullanarak; butun ahlak kurallarim, iffetini hice sayarak, Suha'yi elde etmek ister ve emeline ulasir; fakat butun bu yaptiklarindan dolayi Suha Calibe 'den nefret eder ve Calibe de bunun acisini zavalli Fazila'dan cikarmak ister. Bir sure sonra Suha, Calibe ile ortak olup daha dogrusu olmak zorunda kalip, Fazila ve Mukaddem'in arasini bozmak icin hain planlar yapar ve bunda basarili olur. Bu arada Calibe'nin erkek kardesi Nabi, Fazila'nin canciger arkadasi Fevziye'yi eline gecirir duygularina hukmeder. Suha da Fazila'yi etkilemeye calisir. Calibe ile evlenerek butun bu olanlara sebebiyet veren Sai Efendi ise olup bitenlerden habersiz gorunur.(Tanitim Bulteninden)Sayfa 408Baski 2016 Halk Kitabevi
Fatma Aliye Topuz (Fatma Aliye Hanım) Türk edebiyatının ilk kadın romancısı olarak tanınır.
Zafer Hanım'ın 1877 yılında yayımladığı Aşk-ı Vatan adlı bir roman mevcutsa da yazarın tek romanı olduğu için Zafer Hanım değil, beş roman yayımlayan Fatma Aliye Hanım ilk romancı ünvanını almıştı.
9 Ekim 1862'de İstanbul'da doğdu. Tarihçi Ahmed Cevdet Paşa ile Adviye Hanım'ın kızıdır. Kendisine özel bir eğitim verilmese de ağabeyi Ali Sedat Bey'in evde özel hocalardan aldığı dersleri dinlemesi sayesinde kendini geliştirdi. Fransızca merakının ortaya çıkması üzerine ders alarak bu dili çok iyi düzeyde öğrendi.
Fatma Aliye Hanım, 17 yaşında iken 1877-78 Osmanlı Rus harbindeki Plevne Savunması ile ünlü Gazi Osman Paşa'nın yeğeni Kolağası Faik Bey ile evlendi ve dört kızı oldu. (Hatice, Ayşe, İsmet, Nimet)
Evliliğinin ilk 10 yılında ancak eşinden gizli olarak kitap okuyabilen Fatma Aliye Hanım, eşinin bu konudaki tutumunun değişmesinden sonra onun izni ile tercümeler yapmaya başladı. Edebi yaşantısı 1889 yılında Georges Ohnet'in Volonté adlı romanını Meram adıyla çevirmesi ile başladı. Bu romanı Bir Hanım imzasıyla yayımlamıştır. Bu başarısıyla babasının dikkatini çeken Fatma Aliye Hanım, kendisinden ders almaya, fikir tartışmaları yapma olanağına kavuşmuştu. "Bir Hanım"'ın gösterdiği çabalar, ünlü yazar Ahmed Mithat Efendi tarafından Tercüman-ı Hakikat gazetesinde övüldü ve yazar kendisini manevi kızı kabul etti. Fatma Aliye Hanım, bu ilk çevirisinden sonraki çevirilerinde Mütercime-i Meram takma adını kullandı.
1891 yılında Ahmet Mithat Efendi ile birlikte Hayal ve Hakikat adlı romanı yazdı. Romanın kadın ağzından olan kısmı Fatma Aliye Hanım'ın, erkek ağzından olan kısmı Ahmet Mithat Efendi'nin kaleminden çıkmıştı. Eser, Bir kadın ve Ahmet Mithat imzasıyla yayımlandı. Bu romandan sonra ikili uzun süre mektuplaşmış ve bu mektupları Tercüman-ı Hakikat Gazetesi'nde yayımlanmıştır.
Fatma Aliye Hanım, 1892 yılında Muhadarat adlı ilk romanını kendi adıyla yayımladı. Bu romanında bir kadının ilk aşkını unutamayacağı inancını çürütmeye çalıştı. 1899 yılında yayımlanan Udi adlı romanında görevi üzerine gittiği Halep’te yaşamına tanık olduğu bir kadın udiyi anlattı. Bu kitapta mutsuz bir evlilik yapan Bedia'nın hikâyesini dönemine göre çok yalın bir dille anlatmıştır. Reşat Nuri Güntekin, edebiyata ilgisini güçlendiren yapıtlar arasında lalasından dinlediği romanlardan sonra Fatma Aliye Hanım'ın Udi romanını sayar. Eserlerinde kadın gözüyle evlilik, eşler arasındaki uyum, aşk ve sevgi kavramı, birbirini tanıyarak evlenmenin önemi gibi mühim konuları işleyen Fatma Aliye Hanım'ın diğer romanları Ref'et, Enin, Levayih-i Hayat adlarını taşır. Yazar romanlarında bireyleşme çabasında olan, çalışan, para kazanan, erkeğe ihtiyaç duymayan kadın kahramanlar yaratır.
Fatma Aliye Hanım, edebi eserlerinin yanı sıra kadın sorunları ile ilgili de eser vermişti. Kadınlara Mahsus Gazete'de kadın sorunlarına ilişkin makaleler yazdı ve muhafazakâr görüşlerden kopmadan kadın haklarını savundu. 1892'de yayımlanan Nisvan-ı İslam adlı kitabında Avrupalı kadınlara İslam'da kadının durumunu anlattı. Romanlarında daha modern kadın kahramanlar yaratan yazar, bu kitapta, makalelerinde olduğu gibi, eski gelenekleri savunmuştur.
1893 yılında Ahmet Mithat Efendi tarafından yazılan Bir Osmanlı Kadın Yazarın Doğuşu (Bir Muharrire-i Osmaniye'nin Neşeti) adlı kitap ününü arttırdı. Bu kitap Ahmet Mithat'ın Fatma Aliye'yi anlattığı yazıları ve Fatma Aliye'nin doğrudan kendisini anlattığı mektuplarından oluşmaktadır. Fatma Aliye mektuplarında bitmek tükenmez bilmeyen öğrenme coşkusunu anlatır.
1914 yılında yazdığı Ahmed Cevdet Paşa ve Zamanı son yapıtıdır. Bu romanında Meşrutiyet sonrası siyasal yaşamı ortaya koymayı amaçlamıştır. Resmi tarih tezlerine muhalefet ediyor olması, edebiyat dünyasından dışlanmasına yol açmıştır. (vikipedi)
Uzun zamandır Fatma Aliye’nin romanı Muhaderat kadar soluksuz okuduğum bir roman olmamıştı. Karakterler ve ilişkiler oldukça derin kurgulanmış ve insanın karmaşık doğası güçlü olarak yansıtılmış. Tarihimizin batılı anlamdaki ilk romanı kabul edilen Mai ve Siyah’tan beş yıl önce yazılması ve bana göre çok daha nitelikli olması nedeniyle Fatma Aliye’yi edebiyatımızın göz ardı edilmiş kahramanı olarak görüyorum. Elbette göz ardı edilmesi bir tesadüf değil. Romanı bu kadar etkileyici ve sıra dışı yapan ise 1800’lerin sonunda yaşayan Fazıla’nın bir erkeğe bağlı olmaksızın ayakta durmaya çalışan ve her durumda kendine saygı duyan ve duyulmasını sağlayan güçlü bir kadın olması! Üstelik genç kızlığında kendini her şeye itaat eden ve emirlere boyun eğen biri olarak gören Fazıla, yaşadığı acı veren olaylar sonucu bir dönüşüm yaşayarak bu noktaya geliyor. Kurmacanın gerçekçiliği ve etkileyici de burada saklı. Aşk ve Gurur, Madam Bovary gibi batı romanlarında çizilen kadın portresi, her ne kadar eğitimli olsa da aşkından histeri yaşayan mutsuz ve güçsüz kadındır. Fatma Aliye ise bu romanında aşkından zayıf düşme rolünü erkeklere yüklüyor. Üstelik hiçbir kadını sevmeye tenezzül edilmemesi gerektiğini düşünen güçlü bir erkeğe bunu yaşatıyor. Bu çelişkileri bu kadar açık yansıtmasından Fatma Aliye’nin insan psikolojisini çok iyi bildiği anlaşılıyor. Ayrıca karakterlerin fedakârlık, vefa ve şahsi irade gösterme çabaları ya da gösteremediklerinde yaşadıkları tereddütler kurguyu güçlendiriyor.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Fatma Aliye Hanımı Türk edebiyatının ilk Türk romancısı olarak derslerden biliyordum ancak ilk kez okudum. Osmanlının o dönemine ait çok güzel bir bakış açısı sunmuş. Aile içi entrikaların olduğu bir roman.Farklı olarak Fatma Aliye hanım kendi görüşlerini de roman karakterlerinin davranışları üzerine belirtiyor ve bizim değer dünyamızdaki şekliyle yorumluyor. Bu anlamda ilk kez taşlar yerine oturdu. Tam karakter için ya niye böyle olmadı ki nasıl bunu atladı derken yazar devreye giriyor. Okunması gerektiğini düşünüyorum. Ben de annemin önerisiyle bir de bu pencereden bak demesi üzerine okudum.
en az aşk-ı memnu kadar entrika içeren bir roman. güzel bir tv uyarlaması yapılsa da izlesek. benim okuduğum versiyonda -sadeleştirme nedeniyle mi emin değilim - edebi bir üslup pek yok, olay akışını merak ettiğiniz için okuyorsunuz.