Günün birinde, masalı Şahmeran’ın derisine yazılmış Cevizler Vadisi’ne bir adam koşarak gelir. Huzur yerini tedirginliğe, tedirginlik ise korkuya bırakınca, Cevizler Vadisi gözünü karanlığa, kulağını sessizliğe dikerek barbarları beklemeye koyulur…
Yavuz Ekinci (d. 1979, Batman) Kürt asıllı Türk yazar.
Bir Kürt köylü ailesinin ikinci çocuğu olarak dünyaya gelen Yavuz Ekinci, sırasıyla Yedibölük Köyü İlkokulu (1990), Siirt İmam Hatip Lisesi Orta Kısmı (1993), Batman Endüstri Meslek Lisesi Tesviye Bölümü (1997) ve Dicle Üniversitesi Siirt Eğitim Fakültesi Sınıf Öğretmenliği Bölümü'nü (2001) bitirdi. 2001 yılında Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri'nde "Dikkate Değer" öykü ödülünü aldı. 2003 yılında Kafatası, 2005 yılında Eşikteki Hayatalar,- öykülerinin yayınladı. Yazar, hâlen Batman'da öğretmenlik yapmakta ve Van'da Yüzüncü Yıl Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde Türk Dili ve Edebiyatı alanında yüksek lisans eğitimine devam etmektedir. Eylül 2009'da Doğan Yayın Grubu tarafından 2. Bakısı yapılan Meyaserin Uçuşu isimli kitabı, Pakize Barışta'nın bu eserindeki öykülerinden dolayı Ekinci'yi Türk Edebiyatındaki gerçek ve sessiz bir devrimci olarak nitelemesini sağladı.
Ödülleri 2001 - Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri, Dikkate Değer Öykü Ödülü 2005 - Milliyet Haldun Taner Öykü Ödülü 2005 - İnsan Hakları Derneği Öykü Ödülü 2005 - Gila Kohen Öykü Ödülü 2008 - Yunus Nadi Öykü Ödülü 2012 - Cennetin Kayıp Toprakları kitabında yer alan İncir adlı öyküsü Tayfur Aydın tarafından İz / Reç (2011) adıyla sinemaya uyarlandı. Film 31. Uluslararası İstanbul Film Festivali 'nde Onat Kutlar anısına verilen Jüri Özel Ödülü’nü kazandı.
Yavuz Ekinci ile tanışma kitabım, daha doğru ifade ermem gerekirse “Günün Birinde” romanı üzerine bir dinleme deneyimimi anlatacağım. Kitabı sesli olrak dinledim.. Kapat gözlerini. Bir ses başlasın anlatmaya: “Cevize, masala ve ata ant olsun ki…” Benim için Günün Birinde, o ilk cümlede başladı ama orada kalmadı. Beni büyülü bir zamana, coğrafyaya, seslere, kokulara doğru çekti. Çocukluğumu, göçtüğüm toprakları ve içimde hâlâ yaşayan eski masalları yani kısacası köklerimi geri getirdi.. Kış gecelerinde sobanın çıtırdayan sesine, sobadan tavan yansıyan dalgalı ışığa, elektrikler kesildiği için altına girdiğimiz battaniyenin kokusuna, anneannemin dedemin anlattı o eski hikayelere götürdü. Yavuz Ekinci’nin romanını sesli olarak dinledim. Kitabın etkisini katlandıran bir başka ve önemli unsur seslendirmesiydi. Hakan Altuntaş tarafından seslendirilen kitap, gerçekten hikayeye güçlendirmiş. Bu hikâyeyi duymak içimde başka başka katmanlar açtı; kelimelerin zihnimde bıraktığı anlama, kulağımda kalan sesin tınısına , kelimelerin seslerinin gücüde hayran kaldım. Hem yüreğime, zihnime, hem de kulağıma şenlik oldu. Masalsı ve destansı bir dili var bu romanın ama süs olsun diye değil — anlatmak, hatırlatmak ve taşıyabilmek için böyle bir anlatım seçilmiş gibi. Cevizler Vadisi’nde başlayan hikâye, Amar Dağı’ndan koşarak gelen bir adamla bitiyor. Ama arada anlatılanlar yalnızca bir aşk ya da kaçış değil. Bu hikâyede toprak var, yas var, inanç, direniş ve çokça suskunluk var. Duyulmamış bir halkın sesi, bastırılmış bir belleğin çırpınışı gibi. Ama aynı zamanda sevgiyle, şiirle, masalla örülmüş bir anlatı. Göçmüş biri olarak dinlerken içimde tuhaf bir şey oldu. Sanki çok tanıdık bir sürü sesi yeniden duymuş gibi hissettim. Dedemin gece yatmadan önce anlattığı yarım kalmış hikâyeler geldi aklıma. Köy kapısının gıcırtısı, dışardan gelen hayvanların sesi, toprağın kokusu, loş ışık, çocuk aklımla tam anlayamadığım ama hep hissettiğim o iç sızısı, büyüklerime karşı duyduğum sonsuz güven… Dünyayı o güvenli sınırlar sanmam ve bu masallarla, hikayelerle sınırların uçsuz bucaksızlığını keşfetmem. Yavuz Ekinci’nin Anlatıcılığı Yavuz Ekinci 1979’da Batman’da doğmuş, edebiyat yolculuğunda hikâyeyi sadece bir kurgu değil, bir hafıza biçimi olarak kullanan bir yazar. “Hikâye anlatarak dünyaya bakıyorum,” diyor. Bu yüzden kitaplarında masalla gerçeği, bireysel olanla toplumsalı, geçmişle bugünü ustalıkla iç içe geçiriyor. Günün Birinde, onun belki de en çok konuşulan romanlarından biri. Almanca dahil olmak üzere başka dillere de çevrilmiş, başka coğrafyalarda da yankı bulmuş bir hikâye. Kitap, eleştirmenler tarafından “şiirsel, politik, alegorik” gibi sıfatlarla tanımlanmış. Ama benim için en çok şuydu: bir yerden göçüp gitmiş ama kalbinde hâlâ oraya ait olan biri için anlatılmış, duyulmayı bekleyen bir masal. Son yarım saatini dinlerken gözümde şu sahne vardı: Bir çocuk, bir ağacın gölgesinde oturmuş; biri ona masal anlatıyor. Masal dedenin sesi gibi, zaman zaman yavaşlıyor, zaman zaman hüzünleniyor, ama hiç susmuyor. O çocuğun gözleri doluyor ama neden ağladığını bilmiyor. Çünkü hikâyeyi dinledikçe, aslında kendi hikâyesini duymuş oluyor. Okur olarak bir yazarla yollarımızın kesiştiğini hissettiğim anlar vardır. Bu roman, benim için öyle bir karşılaşma oldu. Bundan sonra Yavuz Ekinci’nin kitaplarını okumak bir merak değil, bir karar olacak. Ve tanıdığım herkese de bu yolculuğu gönül rahatlığıyla tavsiye edeceğim.
Es gibt schöne Stellen, detaillierte Naturbeschreibungen, insgesamt vermochte mich der Roman nicht zu packen. Vielleicht lag es am Nachmittagstief, ich bin immer wieder darüber eingenickt. Vielleicht braucht es mehr Hintergrundkenntnisse der türkisch/kurdischen Politik, um besser zu verstehen, welche Bedrohung(en) gemeint sind, vor der die Dorfbewohner, eigentlich vor allem eine Familie, sich fürchtet. (2-3 Sterne)
Bu kitap hakkında ne düşünüyorum... hiçbir şey. Açıldı, yaptı, gitti ya da olmuş, anlatmış, görmüş gibi üst üste sıralı cümleler vardı edebi olarak hiç beğenmedim. Akıcıydı ama hiçbir yere bağlanmadı bence sanki yazar bir şeyler yapmaya çalışmış ama olduramamış gibiydi. Masalvari anlatımı okuttu sadece kitabı bana biraz da binbir gece masallarını anımsattı.