"Birini ya da bir şeyi sevmek, değer vermek, onu her şeyiyle sevmek demektir çoğu zaman. Ne olduğunu, ne olacağını, sınırlarını bilip, hatalarıyla, eksiklikleriyle, yanlışlarıyla ve sebep olduğu üzüntülerle kabul etmek demektir. Hiç kıvırmasak mı? Kıvırmadan söyleyelim evet, gerçekten sevmek bir tür çaresizliktir. Bir şeyi gerçekten çok seviyorsan başka çaren yoktur da ondan seviyorsundur." Ramazan'ın, Zöhre'nin, Aziz'in, Musa'nın, Pervin ablanın ve görmediklerimizin, görmezden geldiklerimizin hikâyeleri… Ali Lidar bu defa anlatılarının yanına öykülerini de ekliyor; hatıraların hesabını tutuyor ve hayatın z raporunu gözlerimizin önüne seriyor… (Tanıtım Bülteninden)
Öykü, deneme, anı yazılarının toplandığı bir kitap. Kimilerini çok beğendim kimileri olmasa da olurmuş. Zorlama küfürler olmasa daha da beğenebilirdim.
Ali Lidar'ı ve yazılarını uzun zamandır takip ediyordum. Bunları bir arada okumak ayrıca güzel geldi. "Sopa degil o Mercedes" yazısını internetten okuduğumda birçok arkadaşımla paylaşmıştım, bu kitapta görünce yeniden gülümsedim.
Çok samimi bir kitaptı, sanki Ali Lidar kırk yıllık dostummuş da karşıma oturmuş, çok da doluymuş konuştukça konuşmuş gibi hissettim.
Her hikaye öyle olmasa da okuması aşırı keyifli bir kitaptı. Çok değerli cümleler ile doluydu ya da ben öyle hissettim çünkü anlatmak istediği her şeyi alakasız bir şeye benzetmiş Ali Lidar.
Uzun lafın kısası; okuyun, okutun, güzel yazmış Sayın Dük.
Ha bir de diğer kitaplarını da okuyacağım o kadar beğendim yazarı.
Ali Lidar'ın okur kaygısı gütmeyen mesaj verme derdi olmayan anılarından/öykülerinden oluşan kitabında her gün duyduğumuz,gördüğümüz,üzülüp unuttuğumuz insanların hayatlarına misafir oluyoruz. İlk sayfalarda bana Onur Ünlü'yü,Emrah Serbes'i anımsattı bu yüzden özgün bir kalem olduğunu söylemek güç.Yazarın ilk kitabı Tesirsiz Parçalar'ı okuyup karar vermek en doğrusu.
30 yaşını geçmiş insanların hala ağlak ergen edebiyatı yapmalarını, hadi onlar yaptılar, bu insanların da buna prim vermelerini ben sanırım hiç anlayamayacagim.
Ali Lidar'ı ilk kez bu kitapla tanıdım. Z raporu bir işyerinin gün sonu fişidir ya işte bu kitapta bir yolun ya da bir hayatın gün sonu fişi gibiydi. Yaşanmışlıklar,itiraflar, geride kalmışlıklar ve acı... Atanamayan Zöhre bana hiç yabancı değildi mezun olduktan sonra itina ila atanmaya çalısa çalisa 13 yıl sonra atanabilen bendim... Çocuk işçi Musa bu coğrafya da yaşayan herkes için tanıdıktır... Mercedesli abi bu sene öldü diye okumuştum ana habere bile çıkmıştı deli miydi bence hayır o mutluluğun kendince yolunu bulmuştu... Ve ramazan ahh... ilk atandığım yıl 9. Sınıflarda Yunus Emre adlı ögrencim vardı yazı yazmayı bile zor becerirdi çokca okuldan kaçardı kızardık sonra nakil oldu başka bir okula ve gene okuldan kaçtığı bir gün öldü... çok üzülmüştüm. Ramazan'ın hikayesini okurken Yunus Emre'yi andım. Allah rahmet eylesin.
Ali Lidar’ın okuduğum ilk eseri. Minik minik hikayelerden ibaret, sanki beş çayına gelen yakın arkadaşımızın başından geçenleri dinliyormuşsunuz hissi veriyor. Bazısında kendinizi de içinde bulduğunuz hatta sanki sizin başınızdan geçen bir olayı olduğu gibi aktardığı sahneleri bulabileceğiniz gibi bazısında da hislere tercüman olmakla birlikte sövebileceğiniz yerler&durumlar mevcut.
Altını çizdiğim çok cümle oldu, ara ara güldüğüm ve de üzüldüğüm.
“Havası ilaç, denizi kitap bir yerlere gidelim.”
“Mecburi bir tevekkül ve iyi niyetli bir beklentiyle, belkiler diyarında bekliyorum artık. Keşkeler diyarı . . . İnşallahlar diyarı . . . Başka türlü nasıl gelebilirim üstesinden?”
Kendisini yazdıklarından daha çok sevdiğim ender yazarlardan. Öyküleri içerisinde gerçekten insanın içerisinden iplik çekeni, okuyanı bir kağıt kesiği darbesiyle yaralayanı çok lakin bazı öyküler gereğinden fazla ağdalı, üzüntülü ve okuyucuyu bunaltacak derecede edebiyat içeriyor. Göz Atilla Atalay'ın feray satırlarını ya da Emrah Serbes'in ekonomik anlatımını arıyor. Ve fakat ama lakin duygularını en samimiyetiyle anlatan bi genç öğretmen mutlaka takdiri hak ediyor, öğrencileri ve okurları için altına girdiği bu büyük yazmak meselesi nedeniyle...
Ali Lidar benim için özel bir isim. Bizzat tanımak çok keyifliydi. Bu kadar egosuz ve samimi bir insanın satırlarını okumak harika. Şöyle der Ali Lidar Z Raporu'nun ilk satılarında: "Gidelim buradan... İlaçlarını yanına alma. Kitaplarımı almayayım ben de. Biraz da onlar çıldırtmıyor mu bizi? Havası ilaç, denizi kitap bir yerlere gidelim."
paramparcayim su an ama ali lidarla dogum gunumuz ayni gunmus ve ikimiz de kivircik sacliyiz ve i relate too much ve evet hala paramparcayim resimdeki gozyaslari asla kurumayacak
başlarda üsluba takılıp bırakmayı düşündüm. argo kelimeler filan samimiyet değil baştan savmalılık hissettirmisti. yorumlar neticesinde devam etmeye karar verdim. iyi ki de vermisim. sonrasında devamlı değil tabi ara ara cok icten cümleler, cok güzel betimlenmis olaylar okudum. herkesin düsüncesi farklıdır elbet ama bence o argolar ve bazı gereksiz gördüğüm kısımlar olmasa okudugum en icten kitaplardan birisi olabilirdi. yine de pisman degilim hele ki son hatıralar ( gercek mi bilmiyorum) benim gibi duygularini dışa vuramayan bir insanin bile gözlerini doldurdu. yazarın yüreğine sağlık. dipnot olarak okudugum kitaplara iliskin yorumlarımı paylastğm instagram sayfama beklerim. adres; kitap.ayraci
Böyle kitapları çok sevmem zaten.. Ali Lidar'ı dergilerde ayda bir okumak daha hoş.. Art arda okuyunca depresife bağlamış gibi hissettim. Ama kapaktaki resim de dükün karşısındaki sandalyede ben oturmuş o anlatmış da ben dinlemiş gibi de hissettirmedi değil.. Her öykü olmasa da bazılarını çok beğendim. Özellikle Ramazan'ın hikayesi iç acıtıcı, kalp sızlatıcıydı. Altı çizilesi cümleler de yok değildi..
''Bazı kadınların yüzü, bir kez olsun gerçekten gidenler, dönmek isteseler de dönemezler yüzüdür. Bazı kadınların yüzü, ben gitmek istesem de beni bırakma yüzüdür... ... Herkes herkesle anlamsız ve gereksiz bir şekilde yakın olmak istiyor. Bir sürü arıza, kırgınlık, kızgınlık, taciz, bok püsür hep bu manasız yakın olma dürtüsünden kaynaklanıyor.''
birisi onu yazmaya zorlamış gibi olmuş ya da uyumaya çalışırken akıldan geçen şeylerin derlenişi gibi rastgele yazılmış.. hikaye desen tam değil, başka bir tür desen değil.. bu düşünceler de ali lidar'ın zaten sikinde değil- yazdıklarından anlıyoruz- , biraz öyle biraz böyle olmuş işte.
okutmuyor mu, evet okutuyor kendini. ama ilk kitapların tadını alamadım pek. kendini tekrar ediyor diyebilir miyiz emin değilim ama bu kez çok tat alabildim diyemiyorum.
Although it contains some profanity written in a language very friendly and funny. He put his own life contains plenty of stories from the author and helplessness.