Serhat Çelikel, öykücülüğümüze yeni tatlar getirdiği Pencere’nin ardından ilk romanı “Karlar Altında Körler Ülkesi” ile okurunu köşkleriyle, bahçeleriyle, neşeyle denize girilen kıyılarıyla, kış günlerinde kurt indiği rivayetleri dolaşan yukarı mahalleleriyle 1930’ların Kadıköyü’ne götürüyor. Kültürde, sanatta ve yaşam tarzında çağdaşlaşma çabalarının arttığı bu dönemde kırılgan fakat kararlı bir genç yazar bir yandan rüşdünü ispat etme peşinde bir yandan da aşkına karşılık bulma derdindedir. Ancak basiretsizliği onu hiç ummadığı yerlere sürükleyecektir.
“Sonra, tavandaki desenler, perdeden süzülen ışık, az önce uğultuymuş gibi gelen sesler, berbat kokulu ilaçlar ve şuruplar, ağzımdaki demir tadı, yatağın yumuşaklığı; hepsi, beni oradan oraya sürükleyen, birbirine karışmış bir bulamaç halinden çıktılar ve nizamlı intizamlı birer münebbih, hakiki olduğu kadar sıkıcı olan bu âleme ait birer işarete dönüştüler. Gözlerimi açtım.”
1984 yılında doğdu. Şiir, öykü ve öykü çevirileri Kitap-lık, Varlık, Sıcak Nal, Yasakmeyve dergilerinde yayımlandı. 2009’da Renkzaman adlı şiir kitabı çıkardı. Pencere, ilk öykü kitabı.
Kötü bir kitap değil ama sevmedim ne yazık ki. Oysa 1938 yılı Kadıköy güzellemesi üzerine bir kitap olduğu için çok seveceğimi düşünmüştüm. Ne yazık ki bir yere varmayan, bitirdiğimde - Eee? - diyebildiğim görece de uzun olmuş bir roman. Yani o yılların ihtişamından? öte daha ziyade zengin, dertsiz tasasız, boş boş vakit geçiren bir grup avrupa özentisi türk gencini anlatan bir roman olmuş. Bir de tabi öff dedirten platonik aşk hikayesi var temelde. En rahatsız olduğum yerler ise yazarın toplamda 4 kereye yaydığı yaklaşık 4 sayfa uzunluğunda süren betimleme bölümleriydi. Üzülerek, o kısımları okumadan atladım. Kitapla ilgili tek sevdiğim ayrıntı anlatıcımızın zaman zaman yaşadığı ruhsal ikilemleri oldu. Başkaca da çok zevk alamadım ne yazık ki.