Doksaninci yas gunumde karim bana aci bir surpriz yapti; oldu?! Yasina gore dinc, kendini sevdirmeye calismayan, kitap tutkunu gizemli bir anlaticinin bu cumlesiyle basliyor roman. Yabanci kentler, sira disi sohbetler ve carpici tasvirlerle cagdas bir yazim. Seruvenli ve surprizli bir hikiye, ucu acik, sarsici bir son. Tekrar okumak isteyeceginiz yeni bir Selcuk Altun kitabi. Sol Omzuna Gunes'i Asmadan Gelme'nin devami… "Yeryuzu insanin kigidi, hayatsa kalemidir. Yazabildigimiz kadar yasar, kigidimiz tukendiginde bitmez, aci icinde sekil degistiririz. Bir harf oluruz gotik. Ve Buralari Ruzgir Buralari Yagmur'da da oldugu gibi bir mektuba eklenir, kendi yazarimizi aramak icin postaya veriliriz. olmeden once de yazarini bulabilir insan; bunun kosulu iyi bir okur olup kuvvetli bir yazara gonderilmektir. Selcuk Altun bu goreve yillardir talip. Hem mektup olmaya hem de gelen mektuplari okumaya."-kucuk Iskender- (Tanitim Bulteninden)Sayfa 112Baski 2015
Selçuk Altun (born 1950) is a Turkish writer, publisher and retired banking executive.
Born in Artvin, Turkey in 1950, he graduated from the Management Department of Boğaziçi University. He began work in the finance sector in 1974 and was chairman of Yapi Kredi Bank and executive board director of the YKY (Yapı Kredi Publications), where he amassed a personal library of 9,000 volumes and published works by Louise Glück and John Ashbery, before he retired in 2004 to pursue his full timewriting career.
“My goal was to write a book by the age of 50,” he says. “Before that, I knew I needed to read, so I read some 4,000 books before I sat down to write. That, more than anything, gave me the confidence I needed.” His first novel Yalnızlık Gittiğin Yoldan Gelir (Loneliness Comes from the Road You Go Down) was published in 2001 and has been subsequently followed by four further novels, a book of essays and a regular monthly column titled Kitap İçin (For the Love of Books) in the Cumhuriyet.
“I regard myself as a ‘person who writes’ rather than a ‘writer,’”, “I do not make a living on what I receive from my books. I transfer all royalties from my books to a scholarship fund I've founded at the university I graduated from. It provides scholarships to successful university students who study literature.” “In any case, whenever I want to write, I feel the urge to read first.”
“I believe that in both Turkish and world literature, bibliophilic protagonists and narrators in particular do not appear as much as they should,” states the self confessed bibliophile, who maintains he reads far more than he writes, “Besides, these characters do not like showing up in trashy novels that sweep the book market. Yet I believe the elite group called ‘literary readers’ do embrace them.” “In my novels, the setting is as important as the central characters. For this reason, I go on special voyages. These voyages nurture me; each time, I set on the road wondering how that particular voyage will nurture me.”
In order to bring his books to an international audience, the author himself paid for the English translation of his fourth novel Songs My Mother Never Taught Me. This translation, by Ruth Christie and Selçuk Berilgen, was published by Telegram Books in 2008 and sold 3,000 copies in the UK, but while the English publisher opted to follow it with Many and Many a Year Ago in 2009 and various German, Swiss, Spanish and Portuguese houses have expressed an interested in buying rights, “the global economic crisis seems to have stopped the process,” and, “Three foreign publishing houses acquired the rights to publish Songs My Mother Never Taught Me, but that was it!”
“There are many reasons for the limited number of Turkish authors and poets translated into English,” Altun stated in an interview with The Guardian, “Sadly Nobel prize-winner Orhan Pamuk's success hasn't yet increased Anglo-American interest in Turkish authors and poets,” before going on to list works by Feyyaz Kayacan Fergar, Oktay Rifat, Yaşar Kemal, Sait Faik, Bilge Karasu, Ahmet Hamdi Tanpınar, Nazım Hikmet as well as Pamuk among his top 10 Turkish books.
Bir süredir bu kitabı düşünüyordum. İstanbul’da kitap meraklısı en yakın arkadaşımın kütüphanesinde görünce bir saniye dahi düşünmeden çaldım. Pişman değilim yine olsa yine yaparım.
Uzun olmayan kitap hiç sıkmadan akıyor adeta. Suner Bey’in sevgisi ve tutkusu sadece kitaplara da değil. En az kitaplar kadar etrafındaki insanları ve şehirleri de seviyor. İnsanlara tutkusu derken ciddiyim. Ben böyle bir tutku okumadım daha önce. “Pişman değilim yine olsa yine yaparım” derdi Suner Bey de büyük ihtimalle.
Suner Bey’in yazdığı altı kitabın özetini de bu kitapta okuyoruz zaten. Hikaye öyle bir ilerliyor ki; aynı anda 7 kitap okumak, birçok ülke bir çok şehir gezmek ve onlarca insanı katık ederek 90 küsür yıllık bir hayat sürmek gibi.
Ve Memduh. Böyle bir hırs, böyle bir adanmışlık, böyle bir gözü karalık beni sadece korkutuyor.
Anlatıcı kahramanımız tamamen erkek arzu dünyasına sesleniyor. Kitaptaki tüm kadınlar (Kürt Memduh’un ablalığı hariç) defolu karakterlere sahip. Roman mı bu anlamadım; bir erkek masalı daha çok: zengin, kudretli, üstün yetenekli, çekici, muktedir ve her daim muzaffer. Kitabın sonu bu üstünlük patlamalarında zirve yapıyor; sadık köle efendisi için kendini feda ediyor, ve ardından klişeyi yapıştırıyor yazar: bu son bizi romanın başına götürüyormuş. peh peh peh. genelde sevmezsem bitirmem, bırakırım kitabı. bu sefer öyle olmadı, masalsı havadan kopamadım, zevkle bitirdim kitabı. Başka yazarlara verilen referansları çok faydalı buldum, tanımadığım yazarlar keşfettim bu sayede.
3,5 yıldızı hakeden bir kitap. Selçuk Altun'un okuduğum ilk kitabı ve çok beğendim. Dolu dolu bir yazar ve gerçek bir entellektüel olduğu her satırda belli olan, notlar alarak okuduğum ve sonrasında da diğer kitaplarını okuyacağım bir yazar. Bir sürü alıntı serpiştiriyor aralara ama bunu diğer yazarların yaptığı gibi büyük ukalalıklarla yapmıyor veya bana öyle geldi tam bilemiyorum. Mutlaka okunması gereken önemli bir yazar ki zaten Amerika da bir çok önemli üniversitelerinde ve kütüphanelerinde ayrıca da yine avrupa da bir çok üniversitenin kütüphanelerinde raflarda hem orjinal metinleriyle hem de çevirileri ile raflarda bulunmaktadır. Geç keşfettiğim için biraz kendime kızdım hatta...
Ardıç Ağacının Altında’nın öncülü. Suner Aykan da en çok Erkan’a benziyor. İşleri çözmesi şaşırtıyor insanı, böyle bir yazar böyle mi davranır demiyorsunuz ama Altun bu konuda usta bir anlatıcı. İnandırıyor sizi, yadırgamıyorsunuz.
--belki spoiler-- o mektup işi tempoyu biraz aksatıyor. keşke başka bir formül bulunsaymış. --belki spoiler--
kitabı okurken şunlar aklıma geldi bir ara: bir yazarın yayınevi değiştirmesi, kapak düzeni vs. den öte, kullanılan font anlamında ne kadar etkili olabilir? algıyı ne kadar değiştirir? bunun üzerine yazan oldu mu acaba hiç. bilen varsa bir zahmet.