Evet Humeyni yeryüzünde cenneti vaat etti bize. Demokrasi gelecek, kimse fikirleri ve siyasal görüşleri yüzünden tutuklanamayacak, işkence yapılmayacak, hapishaneler kapatılacak, kadınlara eşit haklar tanınacak, giyim serbest olacak, dedi. Biz solcular ise ılımlılardan daha da büyük yanlışlar yaptık. Biz dedik ki, bir yandan gelenekselliği simgeleyen, diğer yandan da böyle güzel şeyler vaat eden bu karizmatik önder olmadan Şah'ı deviremeyiz. İkincisi, mollaların devleti yönetecek durumda olduklarına inanmıyorduk. Üçüncüsü de, gerçekten pek çok solcu, başta Humeyni olmak üzere, çoğu mollaların radikal tutumlarını beğeniyordu... Biz solcular, İslamı yeni bir olarak görmekten yoksunduk. İran üzerinde analizlerimizin, Şili veya Vietnam üzerine yapılan analizlerden farkı yoktu. Ayrıca demokrasi anlayımışız da yetersizdi. Giysileri yüzünden sokaklarda kadınlara sataşmalar başlayınca ''yan çelişkiler'' diye ciddiye almadık bunları. Biz, ana çelişkiyi, yani emperyalizmle savaşı, ön planda tutuyorduk. Demokrasi olmadan emperyalizmle savaşılamayacağını anlayamamıştık. Kadın hakları, sendikal halkar için verilen kavga, emperyalizmle savaşın ta kendisidir.
Sürgünde olan bir solçu kommunistin gözündən cənub qonşumuzun yaxın tarixini görmək maraqlı idi... Yazıçının çox yaxşı yazıçı olduğunu və kutləylə də yaxşı işləyə bildiyini anlamaq olur kitabdan, amma, əsla yaxşı siyasətçi ola bilməyib və düşünürəm ki, hətta, kitab yazılarkən belə hələ də xəyalpərəst bir solçu olaraq qalırdı...
İran devrimiyle ilgili bilinmesi gereken en rahatsız edici detayları, önemli bir takım bilgileri bize birinci ağızdan ulaştıran bir kitap, Meltem Vural'ın kitabı Şu Dağın Ardın İran ile birlikte okunması gerekmektedir pekiştirici olması açısından.
Bu kitabı okuyunca göreceksiniz neden Türkiye asla İran olamaz, buradaki islamcılar ile oradakiler nasıl farklılar en başta da İranlılar ile Türkler ne kadar birbirlerinden uzaklar tek tek irdeleyeceksiniz.
Müthiş bir kitap. Kronolojik bir anlatımla devrime giden süreci gayet iyi aktarıyor. Yazarın solcu olması, ve karşıt olması devrime giden sürece bambaşka bir açı katıyor.
Türkiye'nin varolan durumuna çok benzer bir durum! Fakirleşen kitlelerin bir araya geldiklerinde nasıl irrasyonel davrandıklarını, Toplumdaki farklı kesimleri ayrıştırmanın bölmenin ve birbirine düşman etmenin nasıl tehlikeliği olduğunu çok güzel anlatıyor. İran toplumunun bizim başımıza gelmez gelemez dedikleri şeyin farketmeden nasıl başlarına geldiğini ve farkettiklerinde herşey için çok geç kaldığını anlatan bir kitap. Kitabın İran devriminin tam olarak nasıl sonuçlandığını anlatmaması kitabın eksisi olarak kalmış. Sanki bi noktada Bahram Nirumand yazmayı bırakmış gibi.