Ufuğa boydan boya uzanmış güneşin yayvan ışığı tersten yüzüne vurdukça ayrıntılar netlik kazandı.Örümcek ağı parladı önünde, sonra yaprağın damarları gölge. Nefes aldım. Ciğerlerim göğsümde genişledi. Hissediyorum. Ağacın kökleri gibi yayılın. Ben, Haşmet, bu gövdeden önce bir ağacın zamanında yaşadığımı biliyorum.
Deniz Tarsus, yeni öykü kitabında yine ayrıkotlarını derlemeye devam ediyor. Tarsus'un öykü dünyası tam anlamıyla el değmemiş; Anadolu'nun, köy kültürümüzün bambaşka, deyim yerindeyse "yabanıl" yanını keşfediyor, bize ait fantastiği kaydediyor. İt Gözü, Tarsus'un baştan beri kurmaya çalıştığı anlatıyı yeni bir toplumsal boyut katarak zenginleştirdiği öykülerinden oluşuyor.Çok farklı, kendine özgü bir öykücüyü tanıyacaksınız.
1987 yılında Bodrum'da doğdu. Lise öğrenimini Bodrum Anadolu Lisesi'nde aldı. 2005 yılında sinema eğitimi almaya karar verdi ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sinema-Tv Bölümü’nü bitirdi.
Dergi ve internet sitelerinde yazıları yayımlanan Deniz Tarsus'un beraberinde kısa filmleri bulunmakta. Antalya Altın Portakal Film Festivali başta olmak üzere birçok festivalde kısa filmleri gösterildi ve bazı ödüller kazandı. İlk öykü kitabı "Ozo Ozo Çakta" Dedalus Kitap, ikinci kitabı "Ayrıkotu" ise Can Yayınları tarafından yayımlandı. Sinema ve edebiyat alanında çalışmalarını sürdüren sanatçı İstanbul'da yaşamakta.
Yeni yerli yazarların büyük kısmı bende hayal kırıklığı. Çeviriden devşirilmiş dil, klişenin ötesine gidemeyen kurgu ve internetteki reklam güçleri ya da popülerlikleriyle yayınevlerine kabul edilmeleriyle kanayan bir yaralar benim için. Bu yüzdendir ki yerli yazarlardan hep daha eskilerini okumayı tercih ediyorum.
Yenileri okurken beni arada şaşırtanlar ve tüm bu kötü tabloyu bozanlar elbet oluyor. Fakat Deniz Tarsus'un bu okuduğum ilk, onunsa basılan son kitabı hepsinin önüne geçti. Türkçenin böylesine dans ettirilmesi, Anadolu'nun bağrına yerleştirilmiş öykülerin yöresel ağızlarla bezenmesi gibi etmenler beni fazlasıyla tatmin etti. Kurgular da yerindeydi. Sonlara doğru başlardaki kadar etkileyici olmasalar da Tarsus'un dili kitabı fazlasıyla sırtlayıp üst sıralara taşıyordu.
Yer yer sembolik, bazense içimizden öykülerle karşıladı bizi. Seslere bol bol yer verdi; betimlemeleriyle görsel olduğu kadar işitsel tablolar da çizdi.
Deniz Tarsus, yeni yerli yazarlara karşı olan olumsuz duygularımda bir umut yeşertti. Derdi edebiyat olan, reklam gücüyle şişirlmekten öte gerçekten bu sanatını hakkıyla icra edebilmiş bir eser sundu bana. Tam da bu yüzden 5 yıldız veriyorum. Demek hala umut var.
Bize öğrettiği onca şey için Ursula K. Le Guin’e ne kadar müteşekkir olsak az. Uzun teşekkür listemizdeki maddelerden biri de, biraz fantastiğin yardımı ile başka türlü ifade edildiğinde o kadar da etkili olmayacak meselelerin tesir gücünün birden bire yükselmesi olmalı. Mitler, masallar, arketipler ve metaforlar, devasa edebiyat çınarına su taşımaya devam ediyor. Çağdaş Türk edebiyatında da tüm o varoluşçu, bilinçakışına dayanan içe dönük öykü duraklarından ve kendi kuyruğunu ısıran postmodern kurgudan sonra, nihayet fantastiğin epik evrenine açılan –elbette uykusunu almış ve yenilenmiş bir dille– öyküler yazılmaya başladı. Deniz Tarsus da o öykücülerden biri.
Ozo Ozo Çakta ve Ayrıkotu’nun ardından İt Gözü Deniz Tarsus’un üçüncü öykü kitabı. Tarsus’un hikaye tecrübesine bakıldıkta, yazarın efsanelerin, mit ve masalların, arketiplerin evreninden bugüne seslenen, tek tek bireylerin hikayelerinden insanı insan yapan hasletlerin okunduğu bir anlatı dünyası görünüyor. Bu dünyanın mekanı ise şehirler ve gökdelenler değil; dağların, ovaların, orman ve liman köylerinin pitoresk mekanı. Yalnız, teşbihte hata yapmayalım, Tarsus’un öyküsünün fantastik olduğunu söylediğimizde aklınıza devler, ejderler gelmesin. İt Gözü’nde kullanılan fantastik, daha ziyade Anadolu halk kültüründe görmeye alışık olduğumuz, gerçek ile gerçeküstü arasında, ölümüne maddi toprağı bir anlığına büyülü bir nesneye çeviren fakat anlatısı yüzyıllar süren yağmurlara benziyor. Bu haliyle de, çağdaş öyküde görmeye alışık olmadığımız yerli bir damarı öne çıkarıyor.
İt Gözü üç öykülük “Hadım Serisi” ve beş öykülük “Şüphe Serisi”nden müteşekkil. Öykülerin konuları ve temaları epey çeşitli olsa da, ölüm gizli özne olarak baş köşeye kuruluyor. İlk bölümdeki Can Kuşu, Çakır ve Mengü adlı öyküler, maden kazaları, köy katliamları, sınıf çatışmalarını konu ediniyor. Tabii, böyle söyleyip geçmekle olmayacak bir derinlikleri var. Tarsus, bireysel hikayelerden yola çıkarak evrensel yaraları kanatmayı, ardından da bunu gerçeküstünün kollarına bırakmayı başarıyor. Bilirsiniz, madenlerde oksijen miktarının bir nişanesi olsun diye kuş bulundurulur. Bu kuşu can kuşu metaforuna dönüştürmesi, Tarsus’un öyküde yakaladığı derinliğin bir göstergesi. “Şüphe Serisi”ndeki öyküler ise belirgin şekilde bireysel hasletler üzerine kurulu. İnsanın içini kemiren şüphe ve güven gerilimi, ölmeye yatan birinin pişmanlıkları, yüreğe dolan hınç ve inatın kaçacak yer bırakmaması gibi temalar üzerinden ilerliyor.
İt Gözü’ndeki öykülerin dili ise sahici, inandırıcı, yerli. Diyalogların yerli sesi, hiç takırdamadan karakterlerin diline ahenkle oturuyor. Tarsus’un kısa cümlelerle kurduğu üslup ise latif ve lezzetli. Bir de, yazarın aynı zamanda sinemacı olduğunu hatırlatalım. Öykülerdeki ritim ve devamlılık hissi ile görsel zenginlik sinemacı gözünün ürünü olmalı. Bunlara rağmen, güçlü hikayenin gölgesinde kalan zayıf finaller ile öykülerin bütününe bir katkı sağlamayan ve havada kalan ayrıntılar Tarsus’un üzerinde “çalışması gereken” meseleler. Yine de, göğsünüzdeki can kuşu uçmadan Tarsus’un kendisine has öykü evrenine bir göz atmak isteyebilirsiniz.
Bu ay, Ben Murtaza kitabını raflarda görmeye başladık Deniz Tarsus'un. Ben de İt Gözü kitabıyla birlikte sipariş etmiştim. Siparişim daha elime ulaşmadan sahaf raflarında ilk öykü kitabı Aytıkotu'na d3nk geldim. Dedim ki Aslıhan bu bir işaret, sana Mart ayında şahane bir kadın yazar tanıma fırsatı kaçırma. Nitekim öyle de oldu.
Her öykü kitabında öykü dizilimi ve başlığı, alıntısı vs benim küçük okuma dünyamda dev önemlidir. Ha olmasa çok üzülür müsün derseniz hayır ama olursa şahsen ayıla bayıla okurum.
Belki haddim değil ama ben yazarın üç öykü kitabına da ayrı ayrı novella demek istiyorum, hatta Ayrıkotu ile İt Gözü devam gibi tamamlar nitelikte bile geldi. Belki iki kitaba değil diye itiraz kabul etsem de Ben Murtaza açık ara benim kendi halinde okuma dünyamda soluksuz okunan novelladır, asla öyküler demem. (yazarın da affına sığınıyorum.)
Çağdaş edebiyatımızda ne kadar saklı hazineler var anlamanız için okumanız lqzım, bu edebi şölen kaçmaz a dostlar.
İyi ki yazmış, kalemini sağlık diyorum, tavsiyemdir.
Yazarın zengin,inandırıcı ve yerli bir dili böyle ustalıkla kullanması beni en çok şaşırtan şey oldu. "Genç Öykücü" deyince, ne yazık, hem üslup hem kurgu açısından bir kalıp oluşmuş zihnimizde. Tüm kalıpların dışında üstelik çok güçlü ve kaynağını kullandığı dilden alan büyülü gerçekçi öyküler.
Ebru Aykaç’ın YouTube videolarından not edip aldım bu kitabı. Okuduğum ilk Deniz Tarsus kitabı. Kitap boyunca kullanılan ağız ve ikilemeler beni çok etkiledi. Hesabıyla, kitabıyla, teknikler ince ince kullanılarak yazılmış tertemiz bir eser. Redaksiyon hatası da yok; yazarının da editörünün de ellerine sağlık. Duyular çok güzel kullanılmış. Diğer kitaplarını da okurum muhtemelen. ❤️