"Dünyaları versen beni satın alamazsın." Dedi Serap. "Yerinde olsam bu kadar büyük konuşmazdım." Dedi Omar. Omar hiç reddedilmemişti, Serap hiç bu kadar asağılanmamıştı. Ama aşk ateşi, İstanbul Boğazı'ndan bedevi çöllerine... ikisini de yaktı.
26 Mayıs 1993 yılında İstanbul’da doğdu. Balıkesir Üniversitesi Turizm Fakültesi Rehberlik bölümü mezunu ve aynı zamanda Eskişehir Anadolu Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde halen eğitimini sürdürmektedir.
@Filiz ablamın dediği gibi, kaostan beslendiğimiz şu günlerde sıkıntımı atacak bir kitap arıyordum. Sayıp döküp, rahat rahat gömebileceğim ne var diye bakarken şeyhli şıyhlı bu kitaba denk geldim. Normalde okuma listeme girmeyecek, zevkime hitap etmeyen kitaplardandır. Bunu bile bile başladığımı da kabul ediyorum. O zaman, merak edilen soru; sen deli misin? Normal olduğum iddiasında bulunamayacağım gibi can sıkısı, n’aparsınız, demekle yetineceğim sanırım. Arada stres atmak, sayıp sövmek için böyle kitaplar okuruz biz, inanın ilaç gibi geliyorlar. aljfksg
Kitabın sevenlerine diyecek lafım olmadığı gibi okurken -ilk 125 sayfa ve otuzuncu bölümden sonrası için konuşuyorum- gözüme batan, hoşlanmadığım birçok nokta vardı.
Öncelikle; tanıtım da koca koca yazan Arap Ateşi kısmıyla başlayalım. Her millet kabulüm ama niye Arap ya? Cidden, bu kadar sinirimi bozan iki millet vardır biri Araplar, diğerini söyleyip ırkçılığa girmeyelim, hepimizin selameti için. Zenginlikleri mi dersiniz, ikiyüzlülükleri mi dersiniz yoksa halkla aralarındaki uçurum mu? Nereden tutsam elimde kalıyorlar bu yüzden kitap bende 10-0 yenik başladı hali hazırda. Neden bahsettiğimi anlamak için Dubai’de geçen bir film veya magazin programına ondan sonrada ana haberlere, belgesellere göz atsanız kâfidir.
Kızımız Serap, bu ismi taşıyanlar kusura bakmasın ama isimden bile kaybetti bende, bilinçaltına işlenmiş şeylerle satır aralarında kendi kendini aşağılama kapasitesine sahip bir öğrenci. Turizmcilik okuyor, son sınıfa geçmiş ve yaz stajını rehber olarak yapıyor. Bla, bla, bla buraları atlıyorum. Arap bir iş adamının özel rehberliğini yanında staj gördüğü adamla birlikte yapacak diye hazırlanırken bkn burada şetmiştim, gelişen düşüncelerde başladı benim olaya kıl olmam. Biri tasvip edip etmeyecek diye kendinden ödün veren insanlara irrite oluyorum. Ben neysem oyum, beğenmeyen az öte gitsin, mantığıyla yaşayan bir insanım. Gelen kişinin de bu ülkenin misafiri olduğu göz önünde alınırsa atalarımızın dediği gibi, umduğunu değil bulduğunu yer efenim! Yok, onun ülkesinde böyleymiş, şöyleymiş! Başlarım onun ülkesine!
Konu Araplar olunca dört eş konusu da geçiyor normal olarak. Arap deyince akla, hemen buuu gelir! Ama bu mevzuya girip olayı yılan hikâyesine bağlamaya niyetli değilim. Herkesin düşüncesi kendine…
Klişe yazmak değil, klişeyi hakkıyla yazıp diğerlerinin arasından sıyrılmak meseledir benim için. O yüzden klişe noktalar ile ilgili ekstra bir söylenme gereksinimi duymuyorum. Yani tecrübesiz-saf-masum-gururlu kız ile iş bilir, elini sallasa yatağı dolan yakışıklı CEO tiplemesini bir kenara bırakıyorum. Nereye geliyorum… Güzelliğe…
Okuduğum kitapta aptal, özgüvensiz, yağ torbası tipleri okumayı elbette tercih etmem ama bu şekilde göze sokulan güzellik/yakışıklılık kavramları benim midemi bulandırıyor. Güzelliği takdir etmekle o güzelliğe saplanıp kalmak arasında koca bir uçurum var. Ve kitaptaki karakterler hep bir intihara meyilli, o uçurumdan düşüp duruyor. Hele hele Serap’ın, Omar’ın tipini her seferinde ısrarla yerlere göklere sığdıramaması beni kangren etti. Böyle şeyler inandırıcılığı kaybettiriyor ve bende kusma isteğimi tetikliyor. Yapmayın, etmeyin. Bir de tiplerin hep aşırı başarılı olması var. Yahu hiç mi kusur olmaz bir insanda?!
Gelişen olaylara gelirsek, devamlı kadın-erkek ayrışması gördüm. Dönüp dolaşıp aynı noktalardan bamtelime basıldı durdu. Feminist falanda değilim, ben insanım. İnsanlık kisvesi altında birleşmek isterim. Serap’ın durup durup feminist damarıma bastı demesine göz devirmekten gözlerimi düşüreceğim diye korktum be!
Omar, cebindeki paraya güvenerek ukala, kendini beğenmiş, zampara şerefsizi oynuyor. Rehberlikten memnun kaldığı için hem Serap’a hem de yanında staj gördüğü adama hediye gönderiyor. Serap’a pahalı bir elbise ve mücevher almış bir de kızı yemeğe davet ediyor. Neyse, bizim kız o sinirle kalkıyor adamın oteline geliyor, sen beni parayla beni satın alamazsın mavalını okuyor. Omar da diyor ki büyük konuşma. Buraya kadar eyvallah… Şimdi satır aralarını anlatayım. Kız, adamın odasına girdiği anda süitin büyüklüğüne, lüksüne hayran kalıyor tüm bunları yalayıp yutuyor ve birçok şeyin tahlilini yapıp bize aktarıyor. Sonra aklına neden orada olduğu geliyor. E be kızım, bu ne yaman çelişki diye sorarlar insana.
Hem lükse şatafa senin dibin düşsün sonra gel de pırıylı bını sıtın ılımızsın. Oldu gülüm, biz sonra şederiz.
İkinci raundu Dubai’de oluyor. Omar kendini affettiriyor güya. Ama ben yer miyim bunları? He-heyt! Kızın siniri saman alevi gibi zaten hemen her şeyi unutup arkadaşız biz artık moduna geçiş yapıyor.
Bana sorarsanız affetme nedeni, özürler ve arada geçen konuşmalar çok içi boş ve samimiyetsizdi. Bu kadar çabuk sinirlenmek, bir anda affedip hiçbir şey yokmuş gibi karşılıklı oturmak bana ters. Kinci bir insanım en nihayetinde. Bu kadar gururunun kırıldığını iddia eden bir insanın böyle çabuk yumuşamasına anlam verebilmiş değilim.
Adamın bahanesi de yok ben senin gibi biriyle karşılaşmadım. Bundan bana/bize ne? Beğenmiyorsan önce kendini sonra da çevreni değiştir olmadı git güven problemlerini kendi içinde yaşa ulan. Geçmişlerini hatalarının bahanesi olarak öne süren insanlar; defolun gidin lütfen!
Kızımız Dubai’den ayrılmadan Omar’a âşık olduğunu kabul etmişti bile. Ama ben burada da bir dururum: Adamın iğrenç tavırları ve samimiyetsiz af dilemelerinin haricinde önümüze konan tek şey kaşı, gözü. Kızın bahsettiği tek şey de bu. Peki, aşk dediğiniz sadece bundan mı ibaret? Aşkın bu kadar basitleştirilmesinden, yavanlaştırılmasından haz etmiyorum. Benim nezdimde aşk kutsaldır. Bu kutsallığa böyle saygısızlık etmeyin.
Bu sözde aşk 47. sayfada gerçekleşti 57-58. sayfada bunlar İstanbul da daha uzun soluklu yolları kesişti. Bu ultra hıza bağlı olarak sonunda evlilik bekliyordum. Umduğumu bulduğum tek kısımda buydu zaten. Serinin devamında ne karşımıza çıktı/çıkar ilgimi çekmiyor.
En başından dediğim gibi, ben gıcıklığıma okudum. Okuyup okumamak ile ilgili öneride bulunamam, sizin zevkinize bağlı. Bana hitap etmeyen bir kitaptı sonuç olarak.
. Kübra okuyunca gelen edit: kendime hala katılıyorum. dkckdlclsls ırkçılık gibi olsun umrumda değil (ki ırkçı pisliğin tekiyimdir gerçekten) da allasen başka millet kalmadı ortalığı bir arap furyası estiriyor. manyadınız mı? hindistan bile bi nebze affedilebilir ama bu asla!
yani istediği kadar yakışıklı olsun, o genlerine işlemiş "bağzı" fenotip kodları yüzünden bi işe yaramaz. onu da geçtim, bilinçaltıma kodlanmış "zengin arap" algısı, istediğin kadar yaz siksen çıkmaz. hatta zengini bile at, aklıma arap deyince gelen şeyler... oh my şeyh yani.
kitabı wattpadden biliyorum ve yamulmuyorsam yani başka bir kitap değilse kapaktaki resimde bir copyright sıkıntısı olmuştu. helal olsun dex'e.
Arka kapağının oldukça kendinden emin yazısından sonra kitaba karşı içim pır pır etmişti. Okumaya başladığım gibi dilinin güzel olmasıyla şaşırdım. Bariz klişeler vardı ama yazar en baştan beri bunları bir şekilde göze batmayacak halde kitaba iliştirdi. Bu benim kitapta en sevdiğim şey oldu çünkü yazar herhangi bir olayı uzatarak ya da rahatsız edecek şekilde yapay bulduğum cümlelerle kitabı süslememişti. İlk yarıya kadar kitabı çok beğendim çünkü Omar ve Serap arasında geçenler okumaktan keyif aldığım bir şekilde devam etti. Hatta bazı yerlerde beni güldürmeyi başardı. Özellikle de dansöz bölümünde Omar'ın verdiği tepki çok iyiydi. Kitapta arada sırada sırıtan olaysa Omar'la Serap'ın sürekli İngilizce konuşması ama ikidebir bunu Türkçe söyledi, bunu da Arapça söyledi şeklinde geçen satırların karışıklığıydı. İlk yarıdan sonra kitabı aynı heyecanla okuyamadım. Akıcı ama farksız geçti benim için. Bazı can alıcı olaylar oldu ve yazarın bunları anlatış şekli de gayet güzeldi. Anlayacağınız ben keyifle okudum ve eleştirebilecek çok bir şey bulamadım. İlk kitapta bu kadar şey yaşandıktan sonra ikinci kitap dolu dolu olmaz diyordum ama arka sayfasını okuyunca vazgeçtim. İkinci kitabı da elime geçtiği gibi okuyacağım umarım.
Açıkçası kitaba pek bir şey beklemeden başlamıştım. Bu durum çoğu kez olumlu sonuçlanabilir, mesela hem kitap hem yazar sizi şaşırtabilir. Ama ne yazık ki burada o olmadı. Beklentim olmadan bile yetersiz bir kitaptı. Kurgunun klişe taraflarını bir kenara bırakacak olursam olayların bodoslama geçişleri, karakterlerin ergence tepkileri derken okumak işkenceye döndü. Hani bu tür durumlarda yaşını başını almış OTEL SAHİBİ CEO'lar değil de tepkilerine uygun yaşlarda ergen karakterler yazsalar daha mı tutarlı olurlar acaba, diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Sanırım kitabı yayına hazırlayanlar bile okumaya dayanamamış olacaklar ki kitap hatalarla doluydu. Aferin DEX böyle devam!
Hep İtalyanları,Yunanları,dükleri okuyacak değiliz ya birazda Arapları okuyalım canım. :D Omar ve Serap'ın aşkının birazcık çabuk geliştiğini düşünsemde,sıkmada okuttu kitap. Farklı bir tat oldu benim için. Ayrıca da kapaktaki model tam olarak Omar'ı yansıtıyor,bu adamın gerçek ismi neymiş acaba merak ettim. :D
Rating; 3,5/5 Adeta kendimi eskiden okuduğum Harlequinleri okurken buldum. Şeyhlere her daim zaafım vardır. Hoş hikayeydi. Ayıldım bayıldım diyemeyeceğim. Ha Omar hariç tabii... :D
Yazarın ilk kitabı diye biliyorum o nedenle acemilik göze batıyor umarım zamanla gelişecektir .
Turizm öğrencisi olan Serap büyük bir şirkette staj yapma şansını yakalıyor, orta derece arapça bilince patronu ondan çok ünlü ve ultra zengin bir Arap iş adamı olan Omar Al-Ahdal'a İstanbul turunda rehberlik etmesini istiyor, sonrasında ise kendisinden hiç haz etmediğim kızımız ile zenginlikten başı dönmüş, ergenlikle yetişkinlik arasında sıkışıp kalmış arap abimizin aşkı başlıyor...
Maalesef sıfır betimlemesi ve çok hızlı geçişleri olan bir kitap, ortada sizi içine çeken bir kurgu yok, tatmin edici bir aşk yok, okurken duygu yoksunluğu çektim resmen.
Tabi bunlar benim düşüncelerim ama seriyi çok sevenler olduğunu biliyorum aslında biraz da o nedenle merak edip başlamıştım :)
Kısacası klasik bir wattpad hikayesi diyeceğim ama bu sözü de pek sevmiyorum zira çıtayı yükselten çok güzel kitaplar da çıkıyor wattpad den
Nasıl sevmediysem başlayıp yarım bıraktığımı bile unutmuşum neredeyse. Ben çok nadir yarım bırakırım kitapları, bunu da eklemem lazım. Wattpad'teki çoğu kurgu gibi klişe olmasına rağmen anlatımının bazılarına göre daha iyi olduğu için okuduğum kadarki kısmına 2 veriyorum, o kadar.
Bu hikayelerdeki çokk yakışıklı adamları deliler gibi kendine aşık edebilen kızlardan neden bizim çevremizde yok acaba? Hikaye güzel ama çok yavan geldi bana. Sanki eksik birşeyler vardı.
Aşk Ateşi (Çöl Rüyası #1) Ayşe Ebru Tezcan Hiç beğenmedim ama okudum Merak ediyordum uzun zamandır Arap zenginliğin gözümüze sokulması zaten birinci dereceden beni gerdi. İkinci en büyük sorun kitapta kızın aslında güçlü görünüp tamamen ezik olmasi bana öyle geldi. Kim ne dedi ise tamam diyen bir kız saçmalık yani. Yok kovulursun yok şöyle olur diyen herkese tamam evet yapıyorum diyen bir karekter . Ama adamın davranışa kızıp uzak durmaya çalışıyor aklınca hahaha işe bakın aklından hiç cikmiyor arap iş adamı Sıkıcı gereksiz çok sayfaları vardı bana göre Ve aşk tek sayfada hissetmedim O yüzden Cıx beğendiğim bir kalem olmadı bende
Kitabın konusunu beğendim aslında. Olay akışı keyifliydi. Fakat yazarın anlatım tarzını beğenemedim. Olaylar arasında çok ani geçişler vardı. Anlatım dili de çok sade geldi. Kitabın sonlarına doğru sıkılmaya başladığım için biraz zor bitirdim.
Kurgu orjinal ve güzel kabul ama kitap fazla yalın geldi bana. Omar'ı tam olarak tanıyamamamızı serinin ilerleyen kitaplarına gizem yaratmak için olduğunu varsayıyorum ama Serap'ı da tanıyamadım. Hepsini geçtim ben aralarındaki sevgiyi hissedemedim. Kitap beni içine alamadı malesef. Genelde serilerin ilk kitapları en iyi kitaplarından biri olur ama bu sefer tam tersini düsünerek hikayenin giris kısmı gibi değerlendirerek bir umut ikinci kitaptan iyi bir performans bekliyorum.