Jump to ratings and reviews
Rate this book

Barbarossa - Denizin Çocukları

Rate this book
15. yüzyılın iki büyük kumandanı Barbaros Hayreddin Paşa ve Andrea Doria’nın uzun saçlı kömür gözlü bir kadının aşkı uğruna birbirlerine karşı verdikleri mücadelenin nefes kesen hikâyesi...


“Cehennem gibi olmalı aşk… Cehennemi bile yakıp yandıracak bir gönül istemeli… ki o gönlün önüne iki yüz deniz çıksa, hepsini de yaksın, yandırsın…”

-Şems-i Tebrizi-


“Acaba sadece aşk uğruna mıydı hepsi?” diye düşündü William. Aşk... Bu kadar kudretli olabilir miydi? Aynı denizlerin çocukları bir kadının özgür ruhuna bu kadar tutsak kalabilir miydi? Cervantes’in yıllar önce kendisine anlattığı, Hızır ve Andrea’nın hikâyesi aklından çıkmıyordu. Cesaretle delilik arasındaki arafta sıkışıp kalmış yüzyılın en büyük iki komutanı; uzun saçlı, kömür gözlü bir aşk uğruna Akdeniz’i ateşe vermişlerdi. Bu kadar kudretli olmalı mıydı aşk?

Gülümsedi William... Ölmek üzereydi...

“Aşk ancak uğruna ömrünü sunduğunda aşk…” diye geçirdi içinden... Arafın ta kendisiydi aşk… “ve aşk… iyi ki vardı.”

“Ya tanrılarımız aynıysa?” diye düşündü Cervantes...

Nasıl vereceklerdi bütün bunların hesabını? Hristiyanlık uğruna, Kutsal İsa uğruna doğru olduğuna inandığı şeyi yapmıştı.

Ta ki kalan tek şövalyenin kendisi olduğunu fark edene kadar... Ta ki tüm bu yaşananların, aslında güç ve varlık için oynanan oyunun birer sahnesi olduğunu anlayana kadar...

Tarihin en kanlı deniz savaşlarına katılmış, sol elini kaybetmiş, göğsünden yaralanmıştı. Türk korsanların elinde, esarette geçirmişti ömrünün beş yılını... Savaşın çığlıklarında boğulmuş, kendi sesini duyamaz olmuştu... Oysa şimdi... Etraf ne kadar da sessizdi... Ölmek üzereydi... “Tanrı hepimizi affetsin” diye geçirdi içinden...

448 pages, Paperback

First published June 18, 2015

7 people want to read

About the author

Deniz Uzunoğlu

4 books11 followers
Yaklaşık 13.8 milyar yıl önce söz yoktu. Herşey yoğun ve sıcak bir toz bulutuydu. Bu sıcaklık ve sıktırılmışlığa daha fazla dayanamayan evren en sonunda patladı. Etrafa bir ton parçacık yayıldı ki biz sonradan başımızı kaldırıp gökkubbeyi seyredaldığımız zamanlarda, bu parçacıklara bakıp bakıp ne hayaller kurduk. Yanyana gördüğümüz üç beş tanesine takımyıldızlar deyip, onlara “Büyük ayı”, “Küçük ayı” gibi isimler taktık. Gündüzleri en sıcak ve parlak olanının ışığıyla aydınlanıp, geceleri en yakın olanı sayesinde Heybeli’de mehtaba daldık. Ancak bundan yaklaşık 4.5 milyar yıl önce, şimdi adına dünya dediğimiz; sadece karbondiyoksit, nitrojen ve su buharından oluşan bu mavi kürede bunları yapabilmek pek mümkün değildi elbette. Zira sıcaklığın 1200 dereceden fazla olması ve kahvenin yokluğu burada yaşamı olanaksız kılıyordu. Neyse ki, yaklaşık 20 milyon yıl süren meteor yağmurlarıyla dünya üzerinde oluşan su birikintileri sayesinde bu sıcaklık bir miktar azaldı ve uzayın derinliklerinden taşınan mineraller çözünüp, karbon moleküllerini, ilkel proteinleri ve aminoasitleri ortaya çıkardılar da annem ve babamın günün birinde aynı üniversite kampüsünde karşılaşıp tanışma ihtimali de böylelikle oluştu.
Gel zaman git zaman, tek hücreli mikrorganizmalar; karbondiyoksit ve suyu, glikoz ve oksijene çeviren stromatolitler; yerkabuğundaki devam eden çatlamalar sonucunda parçalanan dev anakara Rodinya – ki burada annem ve babamın bir şekilde aynı kıtaya düşmüş olmalarından dolayı duyduğum mutluluğu da belirtmeden geçemeyeceğim-, buzul çağı, trilobitler, onları yiyen anomalocarisler, karaya çıkan tetrapodlar, dinazorlar, kuşlar, memeliler, paleolitik, mezolitik, kalkolitik, çağlar derken bir gün, 19 Kasım 1981’de, İzmir’de, ben doğmuşum işte.

2003 yılında, Marmara Üniversitesi İdari ve İktisadi Bilimler Fakültesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun olduktan sonra, 2 yıldır çalışmakta olduğum Ernst & Young’dan ayrılma kararı vermemdeki en büyük sebep o dönemin Pixar filmleriydi elbette. Yıllardır benim bir finansal analist olacağımı düşünen annem ve babamın, benim bu ani ve keskin kariyer hedefi değişiklim karşısında duydukları endişeyi biraz da olsa azaltabilmek adına “Risk almak için daha ne kadar genç olabilirim?” dediğimi hatırlıyorum o zamanlar. Sonradan ortaya çıktı ki, bunun benim genç oluşumla hiçbir alakası yokmuş. Birşeyi çok istediğim zaman risklerine aldırmamak, “Nasılsa bir yol bulunur” demek, huyummuş meğer benim… Neyse ki tam o sırada karşıma, ömrümü keyif aldığım işler yaparak geçirmemi salık veren, üreten bir insan olmanın verdiği haz ve yaşam enerjisini bana anlatan, ve bu hayatta herşeyin mümkün olduğuna beni ikna eden bir adam, sevgili Ali Murat Erkorkmaz, çıktı da ‘Ne yaparım?’ ‘Nasıl yaparım?’ endişelerim yerini ‘Haydi yapalım.’a bıraktı.

Aynen de dediği gibi oldu. Martı Görsel Sanatlar’da çalışmaya başladığım 2003 yılından itibaren hiç ‘Pazartesi Sendromu’m olmadı benim. Tombik ve B.B, Piko’nun Adası, Robolabb, Bekir Tekir ve Kuyruklar gibi ödül alan onlarca televizyon dizisinin senaristliği ve sanat yönetmenliğini yaptığım, bu dizilerle MIPCOM, MIPTV, SIGGRAPH gibi festivallere katıldığım, çeşitli kurum ve kuruluşların sosyal sorumluluk projeleri, reklam ve tanıtım çalışmaları için üç boyutlu animasyonlar ürettiğim, yapay zeka projeleri ile yurtdışında bir konferanstan öbürüne koşturduğum, web siteleri tasarladığım bir hayatım oldu. Uzun metrajlı bir sinema filmi projesi olarak başlayan, Hızır Reis, Kemal Reis, Turgut Reis, Piri Reis gibi önemli denizcilerin hayatlarını, 15. ve 16. Yüzyıllarda Akdeniz’in Kuzey Afrika ve Avrupa kıyılarında yaşananları konu alan, “Barbarossa” üçlemesinin ilk kitabını yazmış olmanın verdiği heyecanı ise tarif etmek zor.

Dünyamızın buzullarla kaplı olmadığı, meteor saldırılarının bir süreliğine durulduğu, evrenin bize yaşamak için ihtiyaç duyduğumuz herşeyi cömertçe sunduğu bu bir göz kırpmalık zaman diliminde mutlu yaşamak ve mutlu yaşatmak sanırım sunab

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
5 (62%)
4 stars
2 (25%)
3 stars
1 (12%)
2 stars
0 (0%)
1 star
0 (0%)
Displaying 1 of 1 review
419 reviews6 followers
May 30, 2017
Aman Allahım o nasıl sondu öyle 😱 Hızır .. Oruç.. Felipa... Ya çok güzeldi hiç bitmesin istedim yazarcım lütfen devamını yaz 💚
Displaying 1 of 1 review

Can't find what you're looking for?

Get help and learn more about the design.