Babaannem son günlerinde yaşlı bir file dönüştü. Derler ki, yaşlı filler ölecekleri günün yaklaştığını sezerler. Birkaç gün önceden başlarını öne eğip kimseye aldırmadan hortumlarını sallayarak çekilirler orman kuytularına… Odasındaki oymalı koltuğa oturdu ve sessizce gökyüzünü izledi.
Perviz’in İngilizcesi olsaydı Al Pacino aç kalırdı. Kiraz’ın doğum günü elli yıl önce yaşanan bir katliama denk geldi. Yeser Ali, bir yıl içinde bir kahramanlık hikâyesi yazmalıydı. Bir çocuk, Flash Gordon’un Mars’tan gelmesini bekliyordu. Petyaların bahçesindeki cadı ağacında köstebek yuvası vardı. Salim Efendi’nin adıyla seciyesi hiç mi hiiiç uyuşmazdı. Esen, kim bilir kaç kere tahtada bekletildi. Sezai’nin annesiyle babası Kahta hamamında tanıştı. Nevvare’ye gün geldi, gökten nur indi.
Feride Çetin, alacakaranlık bir dünyaya ayna tutuyor, fısıltılarla, kaçamak bakışlarla, gizlice, doymaz bir merakla… Acılı, masalsı, az ama öz öykülerden oluşan bir ilk kitapla geliyor. Duyulur Dünyanın Şakası, mayhoş, gıcırtılı ve kelebek tadında hikâyelerin kitabı.
FERİDE ÇETİN İstanbul’da doğdu. Sinema ve televizyon eğitimi aldı. Reji asistanı, gazeteci, metin yazarı, editör, oyuncu, eğitmen olarak çalıştı. Macera merakı onu Afrika’da Berberileri, Amerika’da Kızılderilileri kovalamaya itti. Taş yontup çizgi roman hikâyeleri yazarak yaşamına devam ediyor.
Kısacık öyküler... Özellikle de "Densiz Günahkar", "Perviz Bey Tilki Paçino'ya Karşı" ve "Büyük Uyku" okuması keyifli öyküler ancak diğer öykülerde ciddi bir akıcılık sorunu var.
Şiir gibi. Livaneli'nin "Mutluluk" romanında tüm kitap boyunca aktaramadığı duygu, Feride Çetin'in bir öyküsünde sadece tek bir cümleyle yüreğinizi dağlayacak.