Gülce, aşkından bihaber olan adama kalbini kaptırmamak için çok mücadele vermişti. Çünkü o adam; Bozcaada’daki karşı komşusunun birlikte büyüdüğü oğlu, abisinin bir zamanlar en yakın arkadaşıydı. Sancak Erkuran. Çocukluk aşkı, ilk kalp kırıklığı... Sonra bir gün, Sancak karşısına geçip gözlerinin içine baka baka bana artık abi deme dediğinde tek bir cümleyle tüm dengeleri bozmuş ve Gülce’nin kalbini altüst etmeyi başarmıştı. Fakat hayat, aşk kadar acımasızdı. İşiyle aşkı arasında bir tercih yapmak zorunda kalan Sancak, yolunu vatanından yana seçmişti. Yıllardır içinde büyüttüğü sevdasının küllerini kalbine hapsetmiş, ardına bile bakmadan sessizce gitmek zorunda kalmıştı. Gülce, o gidişin içinde açtığı derin boşlukla büyüyüp güçlense de kalbindeki küller hiç sönmemişti. Zaman geçip yaralar kabuk bağlasa da Sancak’ın adı her anıldığında kalbi aynı yerden sızlıyordu. Kader, yollarını bir kez daha kesiştirdiğindeyse bu defa her şey daha farklı olacaktı. Çünkü bazı aşklar yarım kalmayacak kadar derindi. Çünkü kalp, ait olduğu yere elbet geri dönerdi.
Adada geçen ve sıcacık hissettiren tek kitaplık bir hikayeydi. Bir solukta bitirdim nasıl aktı anlamadım. Ama sadece başrolleri sevdim diğerleri beni delirtti. Beni delirten kitapları da çok çabuk bitiririm djdjd Gülce'nin hikayesiyle başlasak da Gülce'nin en yakın arkadaşı Başak'ın bakış açısından onun hikayesine de yer veriliyor. (Başak'ı sevemedim.) Ve bu kadar fazla yer verilmesine de gerek var mıydı bilmiyorum. Fatih gibi soytarıya nasıl aşık oldun onu hiç anlamadım. Aşkın gözü kördürü de geçti kızın durumu.🥲 Her neyse ben Başağa bu kadar yer verileceğine bol bol Sancak'dan okumak isterdim... Onun hislerini daha fazla okumak isterdim çünkü birkaç kez okuduk ve çok güzeldi..🥹 Onu çok sevdim. Hikayeleri de güzeldi. Biraz ikinci şans kitabıydı. Sancak asker olduğunu ailesinden saklıyor ve ailesi öğrendiğinde de bir seçim yapmak zorunda kalıyor ve mesleğini seçiyor. Sonra 3 yıl sonra falan Gülce'yle yolları tekrar birleşiyor bu sefer kızın peşini bırakmıyor. Gülce'nin de babası şehit olduğu için ailesi asker biriyle olmasına şiddetle karşı. BÜYÜK BİR ŞİDDETLE. Çok zorladılar bizi. Ama sonunda zor da olsa kavuştuk diyelim. Her şeye rağmen güzel vakit geçirdim.
Ümran Tan'dan yine su gibi akan aşk dolu bir kitap okudum. Ay Işığı ve Yakamoz yazarın diğer okuduğum kitaplarından farklı olarak aksiyonu daha az ama aşkı bol bir kitap olmuştu. Yine de Gülce ve Sancak arasındaki ilişkinin nereye varacağını merakla beklerken sayfalar hızlıca aktı gitti.
Özellikle Sancak o kadar güzel yazılmış bir erkek karakterdi ki. Kendi idealleri için mücadeleden vazgeçmediği gibi Gülce'ye olan aşkı, bağlılığı ve onun için her şeye hazır olması çok ama çok güzeldi. Gülce ise beni bazı yerlerde ne yazık ki çok sinir etti. Keşke birazcık Sancak kadar cesur olabilse dedim kitabı okurken çünkü ailesinin onca yaptığı mantıksız şeye rağmen onlara bağlılığı bir yerde başımı ağrıttı. Özellikle de annesi... İyilik adı altında çocuklarını manipüle eden çok korkunç bir karakterdi bence.
Zaten hikayede tek hoşuma gitmeyen kısım o karakter üzerinden istediğim kapanış olmamasıydı. Ama bunun dışında bitirdiğimde beni tatmin eden bir kitap oldu.