Yazarla tanışma kitabımdı, tavsiye üzerine alıp başlamıştım. Anlatı türü her zaman ilgimi çekmiştir, yaşanmışlıkları okumak-izlemek hoşuma gider genellikle. Fakat bu kitap az sayfalı olmasına da rağmen akmadı bir türlü. Yarım bırakmayı sevmediğim için bitirmek istedim ama içimden okumak gelmedi bir türlü. Yazım tarzı, anlatımı çok yorucuydu benim için. Sonra öğrendim ki Tezer Özlü'nün kardeşi imiş. Çocukluğun Soğuk Geceleri'ni okurken de aynı hisleri almıştım, ilginç. :)
Tam isyan edecektim ki şu satıra denk geldim :)
"Odandan, üzerine sonbahar güneşinin vurduğu denize bakıyorsun; ruhun tam bir dinginliğe ulaşmış olmasa da yine de onun oldukça dingin olduğunu düşünüyorsun. Daha ne isteyebilirdin ki? Bize verilmiş dünya bu!
Dönemin siyasi atmosferinin de kokusu sinmiş satırları okumak hüzünlüydü.
"Neydi yazarak anlatmak istediğin? Belki sadece mevsimlerdi, bu ülkede sonbahardan başlayarak, ilkbahara kadar yaşanamayan gündüzlerdi. Yaz boyunca süren var olmayan gecelerdi."
"Kim bilir, bu adım adım yalnızlaşma sonunda mutlak bir yalnızlığa ulaşacak. Kim bilir? Sadece anabildiğin şeylerle baş başa kalacaksın."
Belki de yazara başlamak için yanlış kitap seçmişimdir, kim bilir?