Ravelberg Kasabası’nda sular durulmuyor, olaylar hiç bitmiyordu.
Oyuncak Katili’nin kanlı intikam cinayetleri devam ederken, sahneye yeni oyuncular çıkıyor ve katilimiz çift taraflı bir mücadelenin içine giriyordu. Aslında çift değil de, üç taraflı bir savaş dersek daha doğru olur sanırım. Çünkü Noa Dayton’da, yaşadığı büyük kaybın acısıyla mecnuna dönmüş durumdaydı ve Oyuncak Katili’ne olan kini her geçen gün artıyordu. Bu yeni gelişmeler yüzünden katilimiz de, sürpriz aksiyonlara girdi maalesef. Güvenlik güçleri katili yakalamaya çalışırken, kasaba halkı da diken üstünde bekliyordu. Kasabayı mezbahaya çeviren bu katil ve sürpriz oyuncunun yaptıkları, gün geçtikçe daha vahşi hale geldi ve kasabanın üzerine yağmur yerine gökten ceset parçaları ve kan yağacaktı neredeyse. Orada yaşayanlar, ölmeden cehenneme düşmüştü tabiri caizse. Kitabın bölüm aralarındaki kurban listelerine sürekli yeni isimler eklenerek kalabalıklaşıyordu çünkü. Ama, bu durum sonsuza dek süremezdi öyle değil mi? Olaylar daha ne kadar vahşileşecek, sonu nereye varacak? diyerek de bitirdim kitabı zaten.
Yazarın dilinin sadeliği ve anlatım tarzını seviyorum. Bu nedenle kitaplarını okurken sıkılmıyorum. Oyuncak Mahşeri, serinin üçüncü kitabıydı. Diğer kitaplarda olduğu gibi, yine farklı bakış açılarından okuduk kitabı. En çok da katilimizin gözünden. Daha önceki kitapları severek okuduğum için merakla başladım kitaba. Fakat, olayların katil bakış açısıyla anlatımı kitabı ilginç hale getirse de, ortama yeni oyuncuların dahil olması merak unsurunu arttırsa da, katilin iç sesi, sürekli önceki kitaplardakilere benzer şeyler söylüyor gibi geldi bana. Bu bölümler biraz fazla uzatılmıştı kanımca. Daha az iç ses, daha çok aksiyon bekledim. Seri kaç kitap olacak bilmiyorum ama, sonu nereye bağlanacak merak ettiğim için okudum ve bitireceğim seriyi de. Tatmin edici bir son olmasını umuyorum serinin finalinin. Ayrıca, kitapta bolca kan, vahşet ve biraz daha yüksek doz yetişkin içerik olduğunu da belirterek, yazarı ve seriyi beğenen 18 yaş üstü (20 de olabilir) okurlar şans verebilirler bu kitaba diyor ve keyifli okumalar diliyorum herkese.
Kitaplarla kalın.
(alıntı) “Vicdan, insanoğlunun en büyük zayıflığıydı. Canını defalarca kez yaksalar dahi kalbindeki merhamet seni susturur ve daha fazla kırabilsinler diye yaralarını sessizce iyileştirirdi.”
Kitaba başladığımda heyecanlıydı, henüz yeni bitirmiştim ilk iki kitabı ve arda arda okuduğum için epey merak doluydum. ilk bi 150 sayfasından sonra kitap çok sıkmaya başladı çünkü katil sürekli aynı tehdileri savuruyor, hep aynı cümleleri okuyor gibi hissediyordum. Kitap Noa ve Paul dan uzaklaşıp Soytarı ve Oyuncak Katiline odaklandı ve bu kitabı epey sıkıcılaştırdı. Gittikçe Nate'in çorap gibi değiştirdiği sevgilileri ve ilişkilerini okurken şahsen hiç rahat hissetmiyordum, çok ana temadan uzaklaşmış gibi hissettiğim için kitabı bitirmem çok ama çok uzun zamanımı aldı. Gerçekten bu kitabın sonunu getirmek benim için ağır oldu. Son 100 sayfası daha akıcı ve heyecanlı geçtiğini de söylemem gerekir. Şahsen bu 600 sayfalık kitabın 300 400 sayfasının sadece laf kalabalığı ve sırf yazmak için uzatılmış olduğunu düşünüyorum. Bunun yanı sıra kitabın başından taaa Susan ölene kadar Soytarının Noa olduğuna kesinlikle emindim. Ama ondan sonra Noa ne zaman ki Paulu videoya alan adamı öldürdü o zaman Soytarının kim olabileceğini düşündüm ve Susan olduğuna inanmadım. Her ne kadar kitabın sonunda Sara ölmüş olsa ve Becca suçlu gibi görünse de ben Soytarının aslında Noa nın babası olduğunu düşünüyorum. Çünkü Paul'un annesine aşık bir adam olarak kadının ölümünden sonra da hayata küsmüş biri olarak Paul'un o kadının oğlu olduğunu öğrenince onun peşine takılmış ve kim olduğunu öğrenmiş olabilme ihtimali var. Birde o kadının oğlu olduğu için değerli, ama kadın öldüğü için de intikam ateşiyle savaşıyor olabilir. Hem bu şekilde Dayton evindeki soytarı maskesini açıklamak oldukça mümkün. Bence Soytarı Noa nın babası.
This entire review has been hidden because of spoilers.
serinin en sıkıldığım kitabiydi ya guzeldi ama cok daha olaysizdi bu kitap ve sıktı yani yine de sonuna bayildim 👌🏻 bu seriyi seviyorum baska bi havasi var sadece paul'dan durmadan hakaret yemekten biktim??? soylenme artik be adam yaaa... noa karakterini de seviyorum aslinda su hastane kisminda cok uzuldum.... soytari kimdi onda kararsiz kaldim susan olduguna inanmiyorum acikcasi ama bir tik belirsiz kaldi sanirim becca zaten en bastan beri becca'nin soytari oldugunu dusunuyordum.. dorduncu kitap final sanirim ama sonunda yine sizi ahmaklar bitti mi sandiniz yazisi gorursem sasirmam acikcasi nasi biticek cok merak ediyorum umarim paul kendini hasa peygamber gibi bisey sanmaktan vazgecer
This entire review has been hidden because of spoilers.
Liseye başladığım zamanlar zaten severek okuduğum bir yazardı uzun zaman sonra tekrar karşılaştım ama bu sefer tarzı çok farklıydı bence kendini çok geliştirmiş ters köşe konusunda iyi. Final haftami denk gelmesi okuma süremi gereksiz uzattı ama yine de ilk iki kitaba göre daha az dikkatimi çekti uzatmak için uzatmış ve biraz saçmalamış o yüzden ilk iki kitabın daha çok sevmiştim zaten genelde böyle oluyor seri uzadıkça biraz sıkmaya başlıyor. Onun dışında ters köşe olmadığımı düşünürken bile bir ters köşenin içerisindeymişim aslında. Yazar bu konuda gerçekten çok iyi
Alıntı: yalnızlıktan korkardım eskiden-artık yalnızlık benim için özgürlük anlamına geliyordu.
Kitabın en başından beri Soytarı’nın Becca olduğunu düşünüyordum ve Susan çıktığında(?) ters köşe olduğum için mutlu olmuştum. Ama kitabın sonuna göre şu an Soytarı Becca, eğer böyle olursa hayal kırıklığına uğrayacağım açıkçası… ama onun dışında kesinlikle mükemmel bir kitaptı, bu seri çok ayrı bir şey zaten her seferinde Emre’nin hayal gücüne hayran kalıyorum. Hemen final kitabı gelsin istiyorum, aşırı merak ediyorum
This entire review has been hidden because of spoilers.