bugün okula doğru yoldayken fikir değiştirip eve döndüm. biraz risale çalışayım dedim. güzel oldu.
bu derlemenin yanında abdullah aymaz abi'nin yorumlarını ve açıklamalarını da okudum yer yer.
dönüp baktığımda hızlıca hatırlayabilmek adına kendimce mini bir özet çıkarmak istedim.
ondan önce kısa bir anekdot:
ipad'i elime aldığımda ilk sayfada "birinci söz" başlığını görünce nefsim dedi ki, sen biliyorsun zaten bunu, kaç kere okudun, besmele işte filan gibisinden. neyse yine de susturup okudum bir kez daha, akabinde de abdullah aymaz abi'nin notları vardı. hüsamettin akmumcu ağabey'in yaşadığı bir olayı anlatmış.
abi, bir gün gençlere risale dersi vermeye gitmiş, "hocam biz ağır bir ders istiyoruz" demişler. birinci söz'ü okuyunca gençler burun kıvırmışlar (aynı benim gibi!). biraz sonra çaylar dağıtılmaya başlamış; ama ne veren bismillah diyormuş, ne de alan. abi de demiş "siz benden ağır ders istediniz, fakat görüyorum ki birinci söz'ü dahi geçememişsiniz".
çok güzel ağzımın payını aldım vesselam. rabbim bizi, allah namına alan, allah namına veren ve besmeleyi dilinden düşürmeyen kullarından eylesin. bilmemek değil de "ben zaten biliyorum" demek asıl hastalık. o yüzden, efendimiz'in dediği gibi, faydasız ilimden, pratiğe dökülmeyen bilgiden sana sığınıyorum allah'ım.
21 maddede kendime çıkardığım dersler aşağıdaki gibidir. bismillahirrahmanirrahim:)
1. birinci söz:
ilk olarak, üstad süper üçlü "zikir-fikir-şükür"den bahsediliyor bu kısımda. "başta 'bismillah' zikir, ahirde 'elhamdülillah' şükür, bu kıymettar harika-yı sanat olan nimet ve hediye-i rahmeti düşünmek ve derk etmek de fikirdir." diyor.
pek çok hadiste allah'ın adı anılmayan (besmele çekilmeyen) her işin güdük, eksik ve bereketsiz kalacağı ifade ediliyor.
+ allah namına alma, allah namına verme şuuru önemli! (en'am suresi/121: "üzerine allah ismi zikredilmeyen şeyden yemeyiniz.")
+ (dokuzuncu işaret: "burada meyve yersin, orada 'elhamdülillah' yersin.")
2. on üçüncü söz'ün ikinci makamı:
üstad bu bölümde kabir için üç yol olduğunu söylüyor; (kısaca)
birinci yol: iman ve ibadetle gidilen bir yol.
ikinci yol: ahireti tasdik eden, fakat dalalette ve sefahette gidenlerin yolu. (inancıyla tezat yaşayanların yolu.)
üçüncü yol: ahirete inanmayan, dalalete sapmış dinsiz inkarcıların yolu (ebedi yokluk kapısı), diyor.
- "islamiyete göre "fasık"ın, yani allah'ın hükümlerini çiğneyen, namaz ibadetini yerine getirmeyen bir günahkarın şahitliği kabul edilmez." (bu ağır geldi!)
3. eskişehir hapisanesi'nin penceresinden:
üstad o meşhur lise mektebinin raks eden kızlarını anlatıyor. onların geleceklerine baktığında elli tanesinin kabir azabı çektiğini, on tanesinin ise yetmiş yaşında, çirkinleşmiş ve herkesin nazar-ı nefretini celbettiklerini söylüyor.
"eğer geçmiş zamanın hadiseleri sinema ile şimdi gösterildiği gibi, gelecektekiler de şimdi gösterilebilseydi, günah yollarında koşanlar şimdi güldüklerine, nefretle ağlayacaklardı." diyor üstad hazretleri.
dipnot: bu bölümde kadınların, erkek nefsini ne kadar zorlayabileceğinden, hatta kadınların "baştan çıkarıcı" fıtratlarından, fitne gücü ve potansiyellerinden vs. bahsediliyor. çok hoşuma gitmedi, belki de anlayacak seviyede değilimdir. fakat not etmek istedim yine de.
bu da işaret edilen ilgili ayet; "muhakkak ki, sizin hileniz pek büyüktür." (yusuf, 12/28)
(tam olarak anlamak için tefsirini okumalıyım.)
4. tek bir bölümde değil ancak kitabın bütününde haşir risalesine atıflar vardı. ilgili maddeleri buraya yazacağım.
4.1."ölüm sermayesi pek azdır. lüzumlu işler pek çoktur."
4.2.1. "her şey gibi, elbette gençliğin dahi lezzetleri gidecek. eğer ibadete ve hayra sarfedilmiş ise; o gençliğin meyveleri onun yerinde baki kalıp, hayat-ı ebediyede bir gençlik kazanmasına vesile olur."
4.2.2. nur-u kur'an ile gördüm ki birbiri içinde "üç külli dünya" var:
birisi: esmâ-yı ilâhiyeye bakar, onların aynasıdır.
ikinci yüzü: ahirete bakar, onun mezraasıdır. (mezraa: ziraat yapılan küçük toprak parçası)
(->"dünya, ahiretin tarlasıdır" anlamındaki hadis üzerine.)
üçüncü yüzü: ehl-i dünyaya bakar, ehl-i gafletin mel'abegâhıdır(oyun yeri, oyuncağıdır).
4.2.3. "dünya sevgisi, bütün hataların başıdır." !! (ebu nuaym, iran'lı hadis bilgini ve tarihçi)
4.3. ölümü güzel anmak, ebedi hayata başlangıç olarak görmek üzerine sözler..
5. on üçüncü söz'ün ikinci makamı'nın haşiyesi (a.aymaz abi'den notlar):
üstad "evet, gençlik damarları, akıldan ziyade hissiyatı dinler. his ve heves ise kördür. âkıbeti görmez." diyor.
insanın dört yönü; nebatî, hayvanî, insanî ve imanîdir.
insan;
- yemesi içmesi itibariyle nebatî
- şehveti ve gazabı itibariyle hayvanî (gazab:öfke anlamında)
- akıl ve vicdani duyguları ile insanî
- allah'a ve ahirete iman yönüyle de mümindir.
nebatî ve hayvanî duygular kördür ve ancak imanî mertebe bizi yanlıştan vazgeçirmedeki asıl faktördür.
-> üstad yanlış yollara sapmama adına özellikle 'meyve' ve 'gençlik rehberi' risalelerini okumanın önemini vurguluyor!
6. hapiste edilen duaların kat kat daha faziletli olması üzerine.
"zevâl-i lezzet elem olduğu gibi, zevâl-i elem dahi lezzettir."
** "o'nu tanıyan ve itaat eden zindanda olsa dahi bahtiyardır. o'nu unutan saraylarda da olsa zindandadır, bedbahttır!" (!!!)
7. müminin mümine üç günden fazla küsmemesi ve affedici olmak üzerine..
teyzem kuzenlerime küstüğümde hatırlatırdı devamlı bu prensibi. nedense sanki çocuklara mahsus bir konu gibi şimdi hayatımda uygulamadığımı fark ettim. belki bugün küstüm demiyorum da, kırıldım diyorum, soğudum diyorum, sinir oldum diyip kendimi çekiyorum. halbuki üstad ısrarla aksini tavsiye etmiş. küsülen insanla bir anda ölüm sonucu ayrılabileceğimizi, basit deyişle, buna "değmeyeceğini", islamın barışı ve insaniyeti emrettiğini söylemiş.
biraz daha dikkat etmeye çalışayım bu konuya.
8. altıncı mesele:
kastamonu'da lise talebeleri, "üstad, bize hâlık'ımızı tanıttır, muallimlerimiz allah'tan bahsetmiyorlar." derler.
üstad, "sizin okuduğunuz fenlerden her fen, kendi lisan-ı mahsusuyla mütemadiyen allah'tan bahsedip hâlık'ı tanıttırıyorlar. muallimleri değil, onları dinleyiniz!" der.
(okul hayatıyla ilmi birleştirme noktasında bir tavsiye..)
9. mukaddime:
ehl-i dalalet için cehennemin ve ehl-i hidayet için cennetin gerekliliği üzerine..
(burada geçmiyor fakat mektubat'tan aklıma geldi. "cennet ucuz değil, cehennem de lüzumsuz değil.")
elhasıl, madem allah var, elbette ahiret vardır...
10. "kün feyekûn" sırrına dair:
"ol! der ve olur."
11.1. yirmi üçüncü mektup'tan:
"en hayırlı genç odur ki, ihtiyar gibi ölümü düşünüp âhiretine çalışarak, gençlik hevesâtına esir olmayıp gaflette boğulmayandır. ve ihtiyarlarınızın en kötüsü odur ki; gaflette ve hevesatta gençlere benzemek ister, çocukçasına hevesât-ı nefsâniyeye tâbi olur."
11.2. levha-i hikmet:
dost istersen allah yeter.
yâran (arkadaş) istersen kur'ân yeter.
mal istersen kanaat yeter.
düşman istersen nefis yeter.
nasihat istersen ölüm yeter.
12. "bu ders akıldan ziyâde kalbe bakar, delilden ziyâde zevke nâzırdır."
vahidiyet ve ehadiyet terimlerinin izahatı;
- ikisi de allah'ın birliğini ifade eder.
- vahidiyet, allah’ın umum kâinattaki birlik tecellisini, ehadiyet ise kâinat içindeki her bir varlıkta hususi olarak görünen birlik tecellisini ifade eder.
13.1. yirmi üçüncü söz:
- "muhakkak ki, biz insanı en güzel biçimde, en mükemmel şekilde, ahsen-i takvim üzere yarattık. sonra aşağıların aşağısına, esfel-i sâfiline indirdik. ancak iman eden ve sâlih amel işleyenler müstesnâ!" (tin, 95/4-6)
[sen eğer nefis ve şeytanı dinlersen esfel-i sâfilîne düşersin. eğer hak ve kur'an'ı dinlersen, âlâ-yu illayyîne çıkar, kâinatın bir güzel takvimi olursun.]
*- gereken hürmeti göstermeyenlerin kur'ân'dan istifade edemeyeceklerinden bahsediyor!!
- ahsen-i takvim ve esfel-i safilini, elmas-kömür örneği ile açıklar.
(dalalete düşmüş insan, parlak güzelliğinden kömür olma sefaletine düşer. küfür, mahiyet-i insaniyeyi yıkar, elmastan kömüre kalbeder.)
13.2. üçüncü nokta:
-> demek; iman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül saadet-i dâreyni iktiza eder (dünya ve ahiret mutluluğunu gerektirir).
13.3. "hakiki imanı elde eden adam kâinata meydan okuyabilir."
tevekkül meselesi:
fakat yanlış anlama! tevekkül, esbabı bütün bütün reddetmek değildir. belki esbabı, dest-i kudretin (kudret elinin) perdesi bilip riayet ederek; esbaba teşebbüsü ise, bir nevi dua-yı fiili telâkki ederek; müsebbebâti (neticeleri), yalnız cenâb-ı hak'tan istemek ve neticeleri o'ndan bilmek ve o'na minnettar olmaktan ibarettir.
(yani, tevekkül+sebeplere riayet!)
*- tevekkül etmeyenler, binlerce endişe ve vesveseyi üzerlerinde taşımaktan kurtulamazlar!!
14. dördüncü nokta (iman üzerine)
"iman, insanı insan eder. belki insanı sultan eder. öyle ise insanın vazife-i asliyesi, iman ve duadır. küfür, insanı gayet âciz bir canavar hayvan eder."
insan-ı kâmil üzerine h.e.'nin tesbitleri: yetkin insan demek olan insan-ı kâmil; allah'ın ef'âl, esmâ, sıfat, hatta şuûnât-ı zâtiyesinin en parlak aynası demektir.
- kamil insan, o'nunla oturur-kalkar, o'nu düşünür, o'nu konuşur... her tavrı ve her beyanıyla o'nu hatırlatır
-> efendimiz, ekmel-i kümmelîn (kamiller kamili)
(efendimiz, rahmetin müjdecisi ve azabın uyarıcısı olan bir rehber olarak bütün insanlara gönderilmiştir.)
15. ahzab suresi (33/72):
"şüphesiz biz emâneti göklere, yere ve dağlara arz ettik de onlar onu yüklenmekten çekindiler ve onun sorumluluğunu yerine getirememekten korktular. ne var ki, onu insan yüklendi. bunca kabiliyet ve nimetlerle donatıldığı halde yüklendiği emânetin hakkını veremeyen insan ne kadar zâlim, ne kadar câhildir."
emanet = kulluk emaneti (farzlar, haramlar, mükellefiyetler vs.)
16. iman-ı billah, mârifetullah, muhabbetullah, aşk u şevk, cezb u incizâb, zevk-i ruhânî... terimleri üzerine
17. bakara suresi (2/257):
"allah iman edenlerin yardımcısıdır, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır." ayeti, tevekkül ve iman meseleleri üzerine..
18. "ey gafil insan! şu nükteden anla ki; o müthiş cehenneme girmek ceza-yı ameldir (günah ve kötülüklerin karşılığındadır), ayn-ı adldir (adaletin ta kendisidir). fakat cennete girmek, mahz-ı fazldır (tamamen allah'ın lütfudur). (!!!)
19. meşrû dairede olan zevkler, keyfe kafidir!
20. ey insan! madem hakikat böyledir; gururu ve enaniyeti bırak, acz ve zaafının idrakına var, fakr ve dua ile abd olduğunu göster ve "hasbünallahü ve nimel vekil" (allah bize yeter, o ne güzel vekildir) de, yüksel!..
21. risale-i nur'un birçok faydasından birisi: iman hakikatlerini ilmelyakîn ve aynelyakîn ve hakkalyakîn derecelerinde inkişaf ettirir. (inkişaf: gelişim, gelişme)