Yüz yıllık bir sırrın peşinde sürüklenen gölgeler, asırlar süren bir yaşamın sessizliğine gömüldüler. Gerçekle düş arasında gidip gelmek mi? O düşün içinde yaşamdan vazgeçmek mi? Karanlığın içinde filizlenen bir aşkın, kopkoyu gölgesinde ölüme yürümek mi? Kimsenin görmediğini gördün, kimsenin duymadığını duydun çünkü, sen doğmadan başladı bu oyun.
Muhteşem ötesi... Elimden bırakamadım, her satırı atlamadan sindire sindire müthiş biz lezzet alarak okudum... Ayrıca belirtmeliyim ki ilk defa bir kitaba yorum yazdım. Yazarı tebrik ediyorum, çok beğendim.
Birçok Türk fantastik, hatta birçok yabancı fantastik kitabın kat kat üstüne gelebilecek bir kitap Paranoya. Son zamanlarda okuduğum en iyi fantastik kitaptı. Paranoya'yı okurken ne zaman kitaba ara versem aklım kitapta kalıyordu, uzun zamandır böylesine büyük bir merakla kitap okumadığımı da itiraf edeyim böylelikle. Bir yandan kitap çabuk bitsin istemiyor, bir yandan merakıma engel olamıyordum. Birçok güzel duygular hissettirdi bana Paranoya. Birileri beni dinlese akşama kadar bu kitabı anlatacağım neredeyse, o derece sevdim kitabı... Hani bazı şeyler vardır ya 'anlatılmaz, yaşanır' deriz. Bu kitap da kelimenin tam anlamıyla öyle. Anlatılmaz yaşanır. Siz de Paranoya'yı okumak için geç kalmayın derim. Böylesine mükemmel bir kitabı okumamak, böylesine mükemmel bir hikayeyle tanışmamak yazık olurdu.
A radiolarian loose in the garden. Two solutions: unlock the tuba or choke the trellis. Those that don’t render the house unresonant. The pump broke down the water to a starch coat and sprocket. An eye’s removal through budding reproduces itself in the darkblood, the crystalline stubs once the giant tickler is out of your system. Then comes the time to table that lamp let the crops resist the broom in need as a greeting goes wild twixt two pond weights of whatever plagiarizes his own authors. For shame!