“İnsanın karşısına, kaderine soru sorma fırsatı hiç çıkar mı? Elif’in çıkmıştı ve o da kiminle sınanacağını sormuştu. Cevabın Ozan olduğunu bile bile…”
Galata’da, insanların yaşam halılarını dokuyan üç kız kardeş –Hayat, Kader ve Sonver– yaşar. Hayat insanların doğum vaktini, Kader nasıl sınanacaklarını, Sonver ise ölüm anını belirler.
Kader o gün Elif’in halısını dokumak üzere tezgâhının başına oturduğunda, Elif lise aşkı Ozan’la okulun mezunlar gününde karşılaşmıştır. Elif, olaylı biçimde ayrıldığı Ozan’ı görünce okul binasını terk eder. Bitişikteki genelev sokağından yokuşu çıkarken yaralı bir hayat kadını üstüne yuvarlanır. Elif ile peşinden gelen Ozan, zor durumdaki bu kadını isteseler de bırakamazlar.
Yüksek Kaldırım’dan Galata Mevlevihanesi’ne ve oradan da Tünel’e uzanan bu macera, on dokuzuncu yüzyılın gözde yosması Feride’nin hikâyesiyle kesişecektir.
Kaderin Üç Dokumacısı’nın kurgusunu ve temel fikrini gerçekten çok sevdim. Hikâyenin çıkış noktası, kader kavramına yaklaşımı ve atmosferi oldukça etkileyiciydi. Ancak diyaloglarda sürekli tekrar eden “dedi, dedi” kullanımı okuma akışını benim için zorlaştırdı ve yer yer metinden kopmama neden oldu. Kurgu olarak güçlü olsa da anlatımda daha özenli bir dil tercih edilseydi kitap çok daha keyifli olabilirdi.
Başi sallanan bir roman, 100 sayfa sonra ritmi ve dili açılıyor. Yine iyi bir editor eksikliği hissediliyor. Hoş bir fikir, karakterler biraz daha işlense, tekrarlar çıkarılsa cok daha iyi bir roman olurmus. Yonca Eldener her kitabinda daha keyifle okunan bir yazar oluyor.