“Yamamoto, sen bir insanı öldürmenin ne kadar zor olduğunu hiç düşündün mü? Önceden planlayıp cinayet işlemek, bir şeytan olmadığın sürece yapabileceğin bir şey değil.”
Japon polisiyesinin temellerini atan yazarlardan biri olan ve Japonya’nın en ünlü polisiye yazarı Edogawa Ranpo’yu da etkileyen Şiro Hamao, Alacakaranlık İtirafları’nda tıpkı Şeytanın Çırağı’nda olduğu gibi yine heyecan ve gizem dolu üç uzun öykü anlatıyor.
İlk uzun öykü “Alacakaranlık İtirafları”nda doktor Masao Yamamoto, hastane yatağındaki arkadaşı Ryūtarō Ōkawa’ya karanlık sırlarla dolu itiraflarda bulunur. “Rüyada Cinayet”te Tōjirō cinayet işlemeye karar verir ama işlediği cinayetleri hiç hatırlamaz ve rüya ile gerçek arasında kapana kısılır. “Yoldaki Suçlu”da ise bir tren yolculuğu rahatsız edici olayların yaşandığı bir korku treni yolculuğuna dönüşür.
Shirō HAMAO (濱尾 四郎 or 浜尾四郎 after WWII) was born 24th April 1896. He was a Japanese lawyer and detective story writer. He was a Viscount and member of the House of Peers. He died 29th October 1935.
Yazarın, Şeytanın Çırağı başlıklı kitabından sonra okuduğum ikinci kitabı. Eski bir savcı ve avukat olan yazarın, iki kitapta yer alan beş öyküsünün biri hariç hepsi de kadın cinayetlerine ilişkin, birisi ise bir kadın uğruna işlenmiş bir cinayet.
İlk kitaba ilişkin yorumumda da belirtmiştim; yazarın öyküleri, Edogawo Rampo öykülerini hatırlatıyor. Hukukçu kimliği nedeniyle, öykülerinde yer alan; yasaların boşlukları üzerine vurgular ile suç ve ceza incelemesi ve adalet sistemi eleştirisi dikkate değer.
Alacakaranlık İtirafları,akıcı ve kolay okunan bir kitap. Ancak, cinayetlerin sürekli kadın karakterlerin zinası yüzünden olması bir süre sonra tahmin edilebilir hale geliyor. Kurgulanan cinayet yöntemleri şaşırtıcı olsa da karakterlerinin cinayet işleme motivasyonlarının sadece bu olması beni biraz hayal kırıklığına uğrattı. Son olarak “Şeytanın Çırağı"nı daha çok beğendiğimi eklemek isterim. Yazarın diğer kitaplarını da okuyup tarzını ve konularını daha iyi anlamak için heyecanlıyım.
This entire review has been hidden because of spoilers.
seytanin ciragi benim hala en sevdigm japon klasikleri arasinda , bu kitabi da sevdim gayet. normalde oyku kitabi sevmem ama hamao'nun polisiye? oykulerini cidden begeniyorum,oneririm.
Üç suç hikayesinden oluşan Alacakaranlık İtirafları'nın her bir öyküsünde aslında aynı şemayı izleyen suçlar anlatılıyor. İlk hikaye olan Alacakaranlık İtirafları'nda intihara teşebbüs ettiği için ölüm döşeğinde olan ve ölümü kaçınılmaz olan karakterimiz kendisini aldattığını düşündüğü karısının ölümünün ardındaki sırrı yakın arkadaşına sır ederken ikinci hikaye olan Rüyada Cinayet'te yine sevdiği kadını başka birine kaptırmaktan dolayı öfkelenen ana karakterin bu sefer kadını değil rakibini öldürmek için kurduğu planları okuyoruz. Son hikaye olan Yoldaki Suçlu'da bir polisiye yazarı olan karakteri trende sıkıştırarak kendi işlediği cinayeti ve bunun sebebinin yazar olduğunu anlatarak delice suçlamalarda bulunan, akli dengesinin yerinde olmadığı düşünülen bir zanlı var. Her üç hikayede de ortak konular ihanet şüphesi ve bu şüphenin karakteri yiyip bitirmesi sonucu işlenen suç ve bu suçun nasıl hukuki olarak cezalandırılamayacak bir şekilde işlenebileceği üzerine yapılan planlar.
Ben hukuki kaçamaklar, cezai ehliyet ve nefsi müdafaa ikilemi üzerine fikir yürütülmesi, kendini masum gösterebilme çabasına rağmen çekilen vicdan azabı ve Rüyada Cinayet'teki beklenen fakat okununca zevkinden bir şey kaybetmeyen ters köşeyi çok beğendim. Uzun zamandır bir kitaptan böyle bir okuma zevki almıyordum, yazarın hikayelerin ucunu açık bırakması bile sinir bozucu olmaktan çok uzak ve aksine şüphe uyandırdığı, üzerine düşünüp fikir üretebileceğiniz bir yerde bırakıldığı için okuma zevkini arttırmıştı bence.
Yoldaki Suçlu'daki etik ikilem de çok hoşuma gitti. Polisiye romanlar yazan biri, bu kitapları okuyup kendisi de suç işlemeye karar veren failin "bana fikri veren odur" demesi tamamen göz ardı mı edilmelidir? Kişi kendi hayatının yönetiminden sorumluysa, yazar hiç suçluluk hissetmeden hayatına devam edebilir mi ya da etmeli midir?
Şiro Hamao’nun dili, atmosferi ve karanlık psikolojik gerilimi hissettirme biçimi çok başarılı. Okurken hem merak ettiriyor hem de o dönemin Japonya’sına dair güçlü bir hava yaratıyor. Sabah başladım, metroda işe gidip dönerken bir gün içinde bitirdim.
Ama bir yandan da sürekli kadınların öldüğü, cinayetlerin bir kadın yüzünden işlendiği veya “bir kadın yüzünden” denilerek başka yöne çevrildiği bir dünyada dolaşmak beni rahatsız etti. Dönem, toplumsal yapı ve edebiyat anlayışıyla açıklanabilir elbette ama neredeyse hiçbir başka cinayet motivasyonunun olmaması, her öykünün sadece cinayet yöntemi değiştirilmiş bir versiyonuymuş hissi veriyor.
Yazarin Seytanin Ciragi kitabini okuyup cok begenmistim bu kitaptaki uc oykuden birinci ve ucuncuyu oldukca begendim ikisinde de hastalikli ruha sahip erkegin kendi kafasinda kurdugu senaryolar sonucu korkunc seyler yapmasi anlatiliyor ozellikle ucuncu oykudeki olay kanimi dondurdu.
Şeytanın çırağına göre daha ilginç hikayeler yine de bir daha yazarın kitabını alcağımı düşünmüyorum. Toplamda 5 tane hikayesini okumuş oldum ve her hikayesinde ya kadınları öldürüyor ya da ‘zina’işleyen kadınlar yüzünden başkasını öldürüyor. Cinayet işlemeke için başka bir motivasyon yok mu? 100 sayfa boyunca yine başka bir kadından nefret ettiğinin hikayesini okumak istemiyorum açıkçası
hikayeleri okumasi gercekten sariyordu, surukleyicilerdi. fakat ozellikle son hikayede sonu asiri yarim birakilmisti. okuyucuya birakiliyor biliyorum ama yine de biraz daha bir seyler olmasi gerektigini dusunuyorum.
Kitap Alacakaranlık İtirafları, Rüyada Cinayet ve Yoldaki Suçlu isimli üç öyküden oluşuyor. Anlatılan olayların sonları, hikayenin gidişatı tahmin edilebilir olsa da okuması keyifliydi. Okuduğum değerlendirmelerin bazılarında yazarın kadınları suçlu gösterdiğini ve bu durumdan rahatsız olunduğunu gördüm. Ancak ben nedense kitabı okurken yazarın daha çok erkek karakterlerin ne kadar saçma bir düşünce yapısına sahip olup çok yanlış yollara saptıklarını gösterdiğini düşünüyorum. Tabi ki kadın karakterleri çok masum gösteren bir tarafı yok ancak tüm erkek karakterlerlerin olayları kendi kafalarında bambaşka yorumlayıp ne kadar saplantılı hale geldiklerini görüyoruz. Ve bu durumun günümüzde de bu şekilde devam etmesi hazin bir durum.
Şiro Hamao’nun Şeytanın Çırağı’ndan sonra okuduğum ikinci kitabı. Hamao’nun suç hikayelerine kattığı derinlik ve adalet sistemine yönelttiği eleştiriler, kitabı sadece bir gizem çözme deneyiminden çok daha fazlası haline getiriyor. Hikayeler o kadar akıcı ve sürükleyiciydi ki, sonunu öğrenmeden elimden bırakamadım.
Sıkıcı, ama akıcı, çerez. Yazım güzel, konular sarmıyor, polisiye paketi içerisinde etik soru işaretleri yavan fakat japon kültürüyle intiharın sarmalının yarattığı merak okumayı devam ettirtiyor