Yaptığımız kötülüklerin bir sebebi olabileceğine dair inancımızdı Şeytan... En güçlü kavramlardan biri olan vicdanın panzehriydi. Ve insanların birbirilerinin yüzüne bakabilmesi için ona ihtiyacı vardı. Bu kitabın ilk bölümü, sizi Şeytan’la yüz yüze getirerek insanlığın içindeki grotesk dışavurumları görmenizde rehber olma amacıyla yazıldı. Bu anlatının nesilden nesle, mitolojiden dine nasıl evrildiğini, içimize attığımız bütün çirkin arzuların Rönesans, Barok ve daha nice dönemle akıma nasıl yansıdığını anlatabilmek için. İkinci bölümdeyse dini kaygılarla yaratılmış bir başka savaşa, cadılığa yakından bakacağız; doğayla bir bütün hâlinde yaşayan insanların, kötüler ve sapkınlar tarafından nasıl avlandığının hikâyesine. Özellikle Barok ve Rönesans resminde sanatçıların bu tip konuları nasıl ele aldığını veya nasıl hicvettiklerini birlikte araştıracak, insanlık tarihinin en karanlık uygulamalarından biri olan Engizisyon Mahkemeleri’ni de yine birlikte inceleyeceğiz. Bu hayatta korkmamız gereken “asıl” şeyin ne olduğunu hiçbir zaman unutmamak için… Ve katledilen tüm “cadılar” için…
Okuduğum süre zarfında kitap bana bir üniversitenin 100 veya 101 kodlu giriş dersi hissiyatı verdi. Bu yorum ne pozitif ne de bir negatif değerlendirmedir. Konuya yeni başlayanlar için veya sadece merak edenler için okuması ve anlaması rahat bir kitap.
Ancak, kitap bir girişten öteye ne yazık ki geçemiyor. Yazarın kendi fikir ve yorumlarını paylaşması bir sohbet havası katıyor ve okuyuca keyif veriyor ama kitabı bitirdiğim zaman konu ile ilgili olan merakımı ne tatmin etti ne de bilgi havuzumu güncelledi.
Öğrenmekten daha çok keyif amaçlı okunabilecek bir pazar günü kitabı bence.
Diğer dört kitabı gibi bu kitabı da su gibi akıyor kolayca okunuyor, asla sıkmıyor. Sanat tarihine başlamak isteyenler için biçilmiş kaftan. Şiddetle öneriyorum.