19. yüzyıl pek çok savaş ve devrimin getirdiği bunalımların yanı sıra teknolojide muazzam ilerleyişin sahnesi de oldu. Telgrafın ve telefonun icadıyla bir arada olmak için aynı mekânda olma gerekliliğini dahi yıkan iletişim teknolojisinin insana her şeyi yapabilme kudreti verdiği zannına düşüldü. Öte yandan, uzakları yakın eden iletişim ve ulaşım devrimlerine rağmen muktedir insanın ölüm karşısında çaresizliği daha derinleşti. İnsanın ölüm ve varlık üzerine anlam arayışı, telgraf telinin öte dünyaya uzanma ihtimalinde tezahür etti. Yakınlarını kaybedenler, şeytanını arayan Faust’lar ve bazen de tahttan indirilen V. Murad gibi ruhi bunalımlar yaşayanlar ruhlarla iletişime geçme vaadinde bulunan ispiritizmacılar ve manyetizmacılarla yan yana geldi. Ruh çağırma seanslarında ruhlar vasıtasıyla masaları hareket ettirenler, resim çizenler, Platon’un Eski Yunanca metinlerini aktaranlar mistik ile bilimselin, materyalist ile maneviyatçının arasında bir yolda telsiz iletişim aygıtlarının icat edilmesine öncülük eden pek çok deneyle varoluşun sınırlarını zorladılar. Avrupa ve Amerika’dan gelen bu arayış, Osmanlı entelektüeli için de geleneksel inanç ve kavramlarla harmanlanmış cevaplar manzumesi sunuyor.
Doğaötesi ve öteki dünyaya dair on sekizinci yüzyıl sonu ve on dokuzuncu yüzyıl ortalarında geliştirilmiş sözde bilimsel doktrinler olan manyetizmacılık ve ispiritizmacılık Osmanlı toplumuna 1850'lerde İstanbul ve İzmir üzerinden hızla girmiş, Levanten, Avrupalı ve yerli gayrimüslim cemaatlerin üyelerinin oluşturduğu kozmopolit çevrelerde yayılmış, bu doktrinlerle yine aynı çevrelerin içinde bulunan üst düzey bürokrasi mensubu birtakım Müslüman Osmanlılar da haşır neşir olmuştur. 1860'lardan 1910'lara manyetizmacılık ve ispiritizmacılık üzerine pek çok çeviri kitap ve makale yayımlanmış, 1908 sonrasında bu yayınlar hem doktorlar hem de ulema mensupları tarafından sertçe eleştirilmiştir. Psikolojinin özerk ve meşru bir bilimsel disiplin olarak henüz Avrupa'da bile inşa sürecinde olduğu bu yıllarda, hipnoz ve manyetizmacılık üzerine kaleme alınan metinlerin imparatorluk seçkinlerinin bir bölümü üzerinde dünyevileştirici bir etkisi olduğu söylenebilir.
Osmanlı basınında ispirizmcılığa karşı verilen tepkiler; materyalist ve materyalizm karşıtı olarak iki sınıfa ayrılabilir. Materyalizm karşıtı tepkiler kendi içinde ikiye ayrılır. İslami bir bakış açısına sahip olanlar teolojik kaynaklara atıfta bulunur ve İspirtizmacılığa karşıdır. Onlara göre ruh çağırma sırasında gelen varlıklar cin veya şeytan, yani kötü ruhlardır. Müslüman maneviyatçı tepkileri teolojik temele dayanmaz, bunlar aslında ispritizmacılığa karşı olmayıp, İslam tasavvufunu ve maneviyatını ifade eder. Materyalizm karşıtı tepkiler, İslami teolojik argümanlarla ispritizmacılığa karşı eleştirel görünse bile, sonuç itibari ile aslında onu materyalizmin bir reddiyesi olarak görüp kabul etmişlerdir. Dolayısıyla her ikisi de öncelikle materyalizm karşıtı tepkilerdir. İspritizmacılık‘ın materyalizm karşıtı muhalifleri için manyetizmanın varlığı tartışmalı değil kesin bir olgudur. İspirizmcılık’ın materyalist muhalifleri ise bu doktrinin bilimsellik iddiasını reddedip onu ya yeni bir din olarak tanımlar, ya da şarlatanlık ve düzenbazlıkla suçlar.
İspritizmacılık’a karşı gösterilen büyük ilgi ve muhalif tepkilerin tamamı ayrıca Osmanlı imparatorluğu’nda 1908 sonrasında yaşanan yayın patlamasıyla ilişkilidir. İspritizmacı yayıncılık’taki patlama matbaa kapitalizmi ile ilgilidir. İspritizmacı ve ona muhalif olan yayıncılık faaliyetleri Osmanlı türkçesine yapılan pek çok çeviri ile beraber kültürel aktarım süreçlerinide hızlandırmıştır. İngilizce ve Fransızcadan Osmanlı Türkçesine yapılan bu çeviriler kültürel harmanlanma ve melezleşmeyi zorunlu olarak beraberinde getirmiştir.
Dolayısıyla manyetizmacılık ve ispritizmacılık lehinde ve aleyhinde yazılanlar, büyük kısmı özellikle 1910-1911 yılları arasında hepi topu birkaç seçkinin kalem aldığı, içerik açısından nispeten zengin olsa da, kronolojik ve toplumsal açıdan son derece dar bir çevreyle sınırlı söylemler bütünüdür. En nihayetinde manyetizmacılık ve ispritizmacılık Osmanlı’da görece seçkin bir toplumsal çevreyle kısıtlı kalmış, geniş bir çevreye yayılamamış ve uzun bir süreci etkileyecek kadar evrilememiştir.
Elbette akademik bir metin okuyacağımı bilerek bu kitabı aldım, ama kitabın isminin gereksiz iddialı ve yanıltıcı olduğunu düşünüyorum. Meselenin sadece külliyatıyla ilgili bilgi edinebileceğiniz bir kitap olmuş, çeviriler, Osmanlıca metinler vs. Uygulama kısmı yok denecek kadar az