ABD'nin Oregon eyaletinde bir yılbaşı sabahı, üniversite öğrencisi Eda Kaya, kilitli kaldığı bir çamaşırhane tuvaletinde, alımlı ve güçlü kuzeni Leyla'nın ortadan kayboluşunun esrarını çözmeye soyunur. Leyla, Eda ile saklambaç mı oynuyor, yoksa aşkın peşinden mi gitti? Eda, Leyla'nın gizemli kayboluşunu çözmeye çalışırken önce onunla, sonra da kendisiyle kurduğu ilişkinin temel dinamiklerini görmeye başlar. Leyla'nın kendini bulma çabasıyla inanca dönüşü sadece bir başkaldırı değil, aile fertlerinin kuşaklar boyunca içlerinde taşıdığı bir yaraya şifa bulma çabasıdır. Saklambaç, genç insanların aidiyet özlemlerini anlatır.
Defne Suman was born in Istanbul and grew up on Prinkipo Island. She gained a Masters in sociology from the Bosphorus University and then worked as a teacher in Thailand and Laos, where she studied Far Eastern philosophy and mystic disciplines. She later continued her studies in Oregon, USA and now lives in Athens with her husband. The Silence of Scheherazade was first published in Turkey and Greece in 2016 and is her English language debut.
Saklambaç bende neler hissettirdi,neleri hatırlattı,nelere hüzünlendirdi diye yazsam roman olur herhalde ☺️ hatta nereleri çizdim ,paylaşsam birkaç post çıkar.
Defne Suman’ın yarattığı karakterin başından gecenlerı okurken hep aynı iki his kalıyor bende : hüzün ve özlem .bunların ikisi de aynı kapıya çıkıyor diyebilirsiniz.
Romanda okuduklarımızla ,romanın ismi o kadar uyumlu ki…Eda ve Leyla… biri ailesini küçük yaşta kaybetmiş,bir diğeri yaşayan annesinin kaybını çocukluğundan bu yana hissetmiş. İkisinin de çocuklukları,ergenlikleri anneanneleriyle geçiyor .büyürken neler yaşıyorlar ,neler istiyor nelere isyan ediyorlar ,okurken hepsi bana o kadar geçti ki ;bazen Eda oldum bazen Leyla oldum.. ikisinde de kendimden bir şeyler buldum.kendi çocukluğumdan,sımdıki benden…
Bence Saklambaç içerisinde bir çok konuyu barındıran ama en cok da kişinin kendisini arayışının romanı .Cok dokunaklı, cok gercek. Kurgu olmasa karakterlerin etten kemikten yan komşum ya da arkadaşlarım oldugunu düşüneceğim.
Okurken belki çoğu kişiyi etkilemeyecek cümleler çizdim. Bunlar :eda ‘nın havaalanında hissettikleri,dünyanın bir ucundayken hissettikleri … bu cumleler bile romanın yerinin bende cok başka olmasına vesile oldu. Sahi @defnesuman memleketi özlemeyi,özlerken akıldan geçenleri nasıl bu kadar iyi biliyorsunuz ? ❤️🩹🌸
Bana ,kitabı imzalatıp yollayan Gamze’ye ; İzmir’in baharını Londra’nın soguk ve gri havasına yollayan @defnesuman ‘a kucak dolusu sevgiler. …🌸🌈
bu ikinci okuyusum saklambac’i. sayfa aralarinda daha onceki okumamda sakladigim cicekler gibi firladi onume anisiyla, kokusuyla, isigiyla ve tum tonlariyla saklambac. leyla ve eda. ve iki genc kizin fonunda bir doneme, bir aileye, bize ogretilen bakis acilarina, onyargilara, yalnizliga, kalabaliklara, kendini aramaya, saklanmaya, gorulmek-bulunmak istemeye, yasama ve olume, ebeveyn olmaya cocuk olmaya ve buyumeye dair katman katman kurgulanmis, hikaye icinde hikayesi olan bir ilk roman saklambac. defne suman’in kalemini sevenlerin mutlaka okumasi gerektigine, henuz hic okumamis olanlar icin de gayet guzel bir tanisma kitabi olabilecegine inaniyorum. ben okurken leyla’yi, eda’yi, nihal’i, nimet’i, ege’yi, ufuk duman’i, aykut’u, despina’yi, saliha ve nedim hancerci’yi, mihrunisa ve resat ulugoz’u, sevket sami pasa ve hancerci mehmet’e varincaya kadar tum aileyi herseyiyle tum benligimde hissettim.
İki genç kızın kendilerini bulma hikayeleri aslında Saklambaç. Eda ile Leyla'nın hikayesi. Leyla'nın kayboluşunun ardından Eda'nın kendisini sorgulama hikayesi. Bir yandan babasının kendine yazdığı mektupları okurken bir yandan da kendi hayatını yazıyor Leyla. İkinci kez okudum kitabı, ikinci kez hayran kaldım..5/5
Aidiyet” ve “Hezeyan” kelimelerini her duyduğumda aklıma gelecek olan bir kitap benim için.Atmosferi,duygusu,anlatılmak isteneni,ince detayları ,ponçiğin tadı,köftenin kokusu,yağmurun sesi,karın büyüsü,mekanlar ,olaylar,mektuplar o kadar gerçek anlatılıyor ki Eda’nın tuvalette kilitli kalması bi yandan ansiyetemi tavan yaparken ,bizimle oynadığı saklambaç bir zaman sonra onun orada olduğunu unutturuyor,yazdıklarını takip etmeye başlıyorsunuz.Ailesini küçük yaşta kaybedip Almanya’dan Türkiye’ye anneannesi ,dedesi ve teyzesi ile çok sevdiği kuzeni Leyla ile yaşamaya başlar Eda.Babasının geleceğe gönderdiği mektuplar ile Eda’nın iç dünyası aydınlanırken,Leyla’ya bu kadar fazla önem verdikçe her seferinde hezeyana uğraması beni üzdü .Leyla’nın aidiyet duygusu ise,nereye ait olduğunu bilmeden ,kendini hiçbir yere ait hissetmeden,nev-i şahsına ait bir insan ve onu bulması tam bir muamma.Kimbilir belki herkesten,her şeyden ,sevdiğinden ,sevdiklerinden uzaklaşıp kendi yolculuğuna çıkmıştır bir gün gelip de döner de dinleriz belki ondan bu oyunun sebebini.Eda ise saklandıkça bulunmayı isteyen,kalbinin kırıklıkları ile yaşamaya çalışan,Leyla’nın bazen tam zıddı iken,bazen de Leyla’dır,kimin kime benzediği karışır.Leyla olmak mı,Leyla’ya benzemek mi mesele? Tarihi olaylar ile perçinlenmiş yine beni araştırmaya yönlendiren ,İstanbul’un herkese kucak açmış, yalısı ,adası ,caddesi,arka sokakları,su kesintileri ile yaşanan ne varsa okudukça İstanbul’un hep burnumda tütmesi ,anlatılan mekanları tek başıma gezip Eda ve Leyla’yı ararken ,kalp hücrelerimi yenilemek,Despina’ya iyi ki kaldın demek istedim mesala. Kaleminin güçlülüğü ilk romanından belliyken, şimdiye kadar nasıl okumayı atlamışım bilmiyorum ama iyi ki okumuşum dediklerimden oldu☀️Kaleminize sağlık @defnesuman
saklambaç'a ne kadar bayıldım, ne kadar severek okuyorum, anlatamam... günlerdir işi gücü bırakıp okumak peşindeyim, okuyamadığım gün "sabah erken kalkıp da yatakta okusam biraz," falan şeklinde... ki ben biraz kılçığımdır kitap konusunda, tanıdığım insanların kitaplarını okumakta çok zorluk çekerim, hele meşhur olmayan ve klasik olmayan kitaplara çok zor tutunurum falan - şu anda kendime rağmen çok severek okumaktayım.
hatta şu anda "hadi yorumu gönder de kitaba devam et!" diye dürtüyor biri... sona yaklaştım, hala sürüklenerek okuyorum, hala bir fikrim yok leyla nerde, ne oldu, her şey olmuş olabilir... çok heyecanlı, hem de derin, aynı zamanda hem güncel, hem kalıcı. blog yazılarını da çok severek okuduğum defne'nin, her sabahın köründe kalkıp kahve dükkanlarında yazmasını günbegün izlerken, sonunda böyle harika bir kurguyla karşılaşacağımı hayal bile edemezdim. ve bu karakterler ve herkesin hikayelerinin dengeleri ve geçişler, vb...
şu anda hem heyecanla bitirmeye çalışıyorum, hem de ama bitmesin ya ne güzeldi diye hayıflanıyorum. güzel bir kitap okumak isteyen herkes bu kitabı okusun isterim. özetle: defne'ye tebrikler ve teşekkürler! harika bir romancımız daha oldu...
(şimdi maalesef bitti saklambaç - ben de gözlerim kapıda, defne'nin bir sonraki romanını bekliyorum!)
Hem romanın kendisine hem içindeki pek çok detaya hayran kalarak bitirdim. Kuşaklararasi bir hikaye; ciddi de bir sosyo politik düzlem içerisinde 1980 ler, 90 lar ve günümüz arasında gidip gelen, Osmanbey, Boğaziçi ve Almanya üçgeninde geçen bir örgüsü var. Çok güçlü bir guncel politik yüzleşme romanı aynı zamanda. Terapist diyaloglarınin çok gerçeğe yakın oluşuna, Orhan Pamuk Kara Kitap göndermesine bayıldım. Ve son olarak bu kadar "üsttenci" bir yöne kayma riski olup buna düşmeyen samimi ve eşitlikçi tonundan da çok etkilendim.
“Ve en nihayetinde, her mutsuz ailenin aynasında gördüğümüz de yine kendi suretimiz değil midir zaten?”
Defne Suman’ın ilk romanı. Son romanı ve bunun arasına iki anlatı kitabı koydum ve ilk romana buradan bakıyorum. Bir sosyolog olarak biriktirdikleri bu romanda çok açıkça görülüyor. Roman yazmaya girişince en iyisini meydana getirme telaşından belki... Blog yazılarını da okuduğum için bilmemize izin verdiği kadarıyla bildiğim kişiliğinden ve kendi hayatından izlere de sık sık rastladım. Kendisinde, denemelerinde ve kurgularında en sevdiğim şey “içe dönüklüğe övgü”yü okumak sanırım. İnsanı ve toplumu anlamak uzmanlığı olduğundan asla tek taraflı değil, ama ben bazı taraflara torpil yapma hakkına sahibim. :))
Okudugum 3. Defne Suman kitabı. Paşa dedesinde kalma yalıda yaşayan Saliha Hanım'ın, kızları Nimet'le Nihal'ın, Nihal'in eşi (ve aynı zamanda Rum terzi Despina'nın oğlu) Ege'nin yaşamlarından kesitler sunan fonda, anne babası Nihal'le Ege'yi kazada kaybeden torunu Eda ile Nimet'in kızı olan diger torunu Leyla'nın kendilerini bulma hikayesi. Özellikle son 50 sayfasını çok sevdim.
Bir ilk roman, çıkacağını duyduğum günden beri sabırsızca bekledim. Bitirmek istenmeyen, dönüp dönüp okunacak bir hikaye. İnsanlığın en klasik derdini, hayatın anlamını nedir ki, kadar klişe bir soruyu abartısız ve samimi bir dille, merak uyandıran bir hikaye ile anlatıyor. Üstelik bir de benim gibi yazarın internetteki yazılarını yakından takip ediyorsanız, her biri ayrı bir farkındalık yarattıran bir sonraki yazıyı dört gözle bekliyorsanız; satır aralarında en yakın arkadaşınızı veya kendinizi bulmuş gibi sevinerek okuyacaksınız.
Defne Suman'la tanışma kitabım onun ilk romanı Saklambaç'la oldu. Saklambaç merkezinde iki kuzenin, Eda ile Leyla'nın olduğu, çok katmanlı bir aile hikayesi anlatıyor. Osmanlı Paşası Şevket Sami Beyin kızı Mahrinüsa hanım, onun kızı Saliha Hançerli, Saliha Hançerli'nin kızları Nihal ve Nimet, ve onların kızları, ailenin son kuşak temsilcileri Eda ve Leyla. Biz Eda'ya okul için gittiği Amerika'da, bir yılbaşı sabahı, soylu ve de köklü geçmişine pek de uymayan bir yerde, pis bir çamaşırhane tuvalettinde rastlarız. Tuvalette kilitli kalan Eda, oradan kısa sürede çıkamayacağını anlayınca, o daracık yerde, kendiyle ve ardında bırakıp kaçtığı tüm hayaletlerle yüzleşmek zorunda kalır. Aniden ortadan kaybolan kuzeni Leyla'nın başına ne gelmiş olabilir? Aşkının peşinden mi gitmiştir, yoksa Rum bir balıkçının dediği gibi kendini yalıdan Boğaz'ın serin sularına mı bırakmıştır? Eda Leyla'nın gizemini çözmeye çalışırken hem Leyla ile hem de ailesiyle olan ilişkisini gözden geçirir. Leyla ile birlikte yaptıkları seçimlerin, aldıkları kararların ya da alamadıkları kararların ve yaşayamadıklarının izini, ailenin önceki kuşaklarındaki kadınlarının hayatlarında sürer. Bize de kuşaklara yayılmış kocaman bir aile öyküsü anlatır.
Saklambaç çok katmanlı, çok zamanlı öyküsü, kalabalık karakterleri, karakterlerin ince ince işlenmesi, detaylı mekan tasvirleri, hiç eksilmeyen gizemi, zamanda ileri geri hareket eden kurgusuyla beni daha ilk bölümden yakaladı.
Kuşaktan kuşağa aile kadınlarının farklılaşan, değişen hayatları, değişimden kaynaklanan kuşak çatışmaları, erozyona uğrayan aile değerleri ve arka planda değişen Türkiye panoraması, Leyle ile Eda'nın evdeki steril hayatları ile dışarıdaki hayatlarını dengeleme ve kendi yollarını bulma çabası, kafa karışıklıkları, savrulmaları o kadar başarılı anlatılmış ki.
Hikayeye hakim olan ‘merak’ duygusunun peşinden giden okurunu sadece ne olacak? nasıl sonlanacak? sorularını sordurmakla kalmayan, aynı zamanda okurunun da kendisine birtakım sorular sordurup yüzleşme fırsatını veren bir roman. Kurgusuyla, anlatım diliyle okunası bir metin. 🦋
kitap kulübüm sayesinde çember apartmanı ile tanıştım defne suman kalemi ile. kendisiyle sohbet etme fırsatı da buldum bu vesile ile. çember apartmanında hikayeyi çok sevmiştim, dolayısıyla bu kitabı da okudum hemen sonrasında. çok da sevdim. hikaye akıcılığı, karakter derinliği çok güzel işlenmiş.
aslında ilk saklambaçın okunması lazımmış. Sıra öyle. Ama çok da bir şey farketmiyor. Leyla’nın önceki hayatı denilebilir. Beyoğlu günleri sonra başlayacak çünkü.
Saklambaç Türkiye'deki çocuk-ebeveyn ilişkilerinin, toplumun kadına bakışının, türbanlı ve açık başlı üzerinden ben ve öteki kavramının, Türkiye ve yurt dışı yaşamı arasındaki farklılıkların harika bir gözlemi olmuş, beğenerek okudum. Romanı okurken kendimiz dışındakileri(Bizim gibi düşünmeyen, bizim gibi yaşamayan)ne kadar acımasızca, ön yargıyla eleştirdiğimizi, ötekini anlamak için hiç çaba göstermediğimizi net bir şekilde hissettim. Sosyolojik açıdan önemli çıkarımlara sahip, ülkemizin bu aralar içinde bulunduğu durumun harika bir özeti gibi roman.
Ayrıca çok sıcak ve samimi. Çocuk olmanın saflığını, çocuk gözünden yetişkin dünyasını çok güzel ifade ediyor. Değişik zaman dilimlerinde değişik karakterlerin anlatımıyla ilerleyen romanda babasının Eda'ya yazdığı duygu yüklü mektuplar favorim oldu.
cok akici bir kitap oncelikle insan hic birakmadan okumak istiyor. ayrica yer yer dusundurucu, guzel sorgulamalar yaptiriyor insana. sadece karakterler ve olaylar biraz fazla dramatize ve turk filmi gibi geldi bazi noktalarda
Karakterleri, olay kurgusu, sürekli muhafaza ettiği merak öğesi işe cok basarılı bir roman. Çok severek okudum. İlk roman deneyimi için dil ve anlatım çok başarılı.