Kaderin, hayatı dişi bir öfkeyle yönettiğine inanıyorum ve bu öfkeye bilinçsiz bumeranglarımızın neden olduğuna da...
Acı, bir yandan dünyaya gücenmek haklarımızı gasp ederken, öte yandan sınırsız bir olgunluğun da öğretisini sunuyor.
Kalıplar, iyilik ve kötülüğü karmaşıklaştırıyor. Oysa her ikisi de çok sade ve çok gündelik. Bir olgu karşısında çare sizdeyse ve onu ihtiyacı olandan esirgiyorsanız, yahut pusularda beklettiğiniz hıncınızla vuruyorsanız, kendinizi tarif etmekte düzmece bahanelere sığınmamalısınız. İnsan olmak zor zanaattir.... Hayatın öğretileri bu kadar anlaşılır, bu kadar sade ve bu kadar gündeliktir...
Bu kitap, okur ruhunu medyatik bir anne kızın trajik öyküsüyle acıtmak üzere yazılmadı. Çaresizlikle kuşatılmış bir hayat içinde, çarelerini kendi kendilerine bulup çıkaran ve acıya direnen bir serüveni ölümsüz kılmak; bu ölümsüzlüğü, sesini duyuramamış benzerleri adına hayatın içine eklemek üzere yazıldı. Öğrendiğimiz ve borçlu olduğumuz her şeyi ve herkesi hayata eklemek üzere...
Zürich’de sinema televizyon bölümünde okudu. Burada okurken 17 yaşında Paul Pavey’le evlendi. İsviçre’ye yerleşti. İsviçre’de geçirdiği tren kazası sonucu sol kol ve bacağını kaybetti. Ardından takılan protezleri ile yeni bir hayata başladı. Kocası onu terketti. Eşinden boşandı. Annesi Ayşe Önal onu destekledi. Yaşadıklarını bir kitapta topladı.
Londra’daki Westsminster Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Avrupa Politikaları Bölümü’nden onur öğrencisi olarak mezun oldu. London School of Economics’de, "Milliyetçilik ve Etnik Kökenler" üzerine master yaptı.
Sonrasında BM İnsan Hakları Yüksek Temsilcisi oldu. İngiliz Parlamentosu’nda zenci ve diğer azınlıkların oy haklarını koruyan Operation Black Vote adındaki parlamenter baskı grubu ile politika ve seçim kampanyası stajı yaptı.
İstanbul’da yayınlanan haftalık Ermeni gazetesi Agos’ta yazılar yazdı. Van Gölü’ndeki Akdamar Kilisesi’nin restorasyonuyla ilgili kampanyada aktif olarak rol aldı. 33 yaşında. Annesi Ayşe Önal ve erkek kardeşi Mehmet Önal’la birlikte Londra’da yaşadı. 12 Haziran 2011 genel seçimlerinde İstanbul milletvekili seçildi.
Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiserliğindeki yönetici görevinden ayrılarak CHP İstanbul Milletvekili olan Şafak, uluslararası kamuoyunda insan hakları, insani yardım ve küresel barış konusundaki çalışmalarıyla tanınıyor.
Toplumsal duyarlılığı, çocukluğunun geçtiği yazı ve sanat çevresinden beslenmekle birlikte, Zürih’te sanat ve film eğitimi aldığı sırada geçirdiği tren kazası onun engelli dünyasıyla tanışmasına yol açtı. Uzun süren ve cesaret isteyen iyileşme sürecindeki sıra dışı duruşu Zürih Üniversite Hastanesi’nde tez konusu oldu ve bu çalışma kitap olarak yayınlandı. Bu kaza dünyaya bakışını yeniden şekillendirdi. Kendisi için verdiği mücadeleyi diğerleri için de vermeyi seçti. Engelliler, azınlıklar, çocuklar, şiddete uğramış kadınlar, multeciler, iskence kurbanlari, hakları fütursuzca çiğnenen bütün mağdurlar ilgi alanı oldu.
Diğer yandan eğitimine ara vermedi ve Londra Westminster Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünü bitirdi ve hemen ardından London School of Economics’de yüksek lisansını tamamladı. Akademik uzmanlığı olan Milliyetcilik ve azınlık hakları üstüne hazırladığı “İslam Ülkelerinde Gayrimüslim Vatandaşların Mülkiyet Hakları” büyük beğeni topladı ve itibarlı uluslararası yayınlarda yer aldı.
BM’deki görevine başlamadan önceki süreçte, her platformda insan hakları konusunu gündeme getirdi. Kendi eğitim hayatının sponsoru olarak öğrenciliği boyunca uluslararası medya şirketleri için serbest gazetecilik, belgesel yapımcılığı ve tercumanlık yaptı. Türkiye’deki Agos gazetesinin ilk Türk köşe yazarı oldu.
Nobel Barış Ödülü sahibi Dr Şirin Ebadi ile hazırladığı, Norveç Dış İlişkiler Bakanlığı himayesinde “İran’daki Mülteci Hakları” üzerine hukuk kitabınında olduğu üç uluslararası yayının editörlüğünü üstlendi. Yine bu süreçte, insan hakları konusundaki belgesel çalışmalarında yer aldı. 2003 yılında BM Mülteciler yüksek Komiserliği bünyesinde göreve başladı. BM’nin, engelli olmanın saha çalışmasında engel olmayacağını ispatlayan zorlu görevlerini üstlendi.
2003 ve 2010 yilları arasında Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği için Cezayir, Sahra, Mısır, Yemen, Lübnan, Suriye ve Irak’ ta insani yardım görevlisi olarak, İran ve Afganistan da sözcü olarak,
Cenevre genel merkezinde global halkla ilişkiler ve stratejik iletişim projelerinin yöneticisi olarak,
Washington’da Ted Kennedy Nansen Mülteci Ödülü Komitesinin Koordinatorü olarak,
This is one of the first books that encourage me to share something personal.
Sharing personal narratives is a crucial way to open a way to existence.
It is childish, it is sincere and it is very "real".
Disappearing love contracts after disability, a disability that comes all of a sudden, feelings of a mother with a suddenly disabled "miracle child"... and feelings for herself.
The experience of writing a collaborative book as a mother and a child. The gap and co-existence of a mother and a child, meant a lot.
Azim ve pozitifliğin en güzel örneklerinden olan bu hikayeyi genç kızın ve genç annesinin kendi kalemlerinden duygu seli içinde okumak gazeteden okumak gibi değil tabi ki.
Genç yaşında geçirmiş olduğu ağır kazaya rağmen ne kadar içten, ne kadar güçlü bir insan. Hayata tutunuşunu ve halini kabullenişini tüm kalbimle takdir edebilirim ancak. Allah kimseye kaldıramayacağından ağır bir yük vermez derler.