Ben hızlı bir okuyucuyum. Bu hem çocukken çok kitap okumuş olmanın hem de tıp öğrenciliğinin getirisi. Fakat 111 sayfalık bu kitabı kendi pratiğime kıyasla çok yavaş bitirdim. Çünkü kitap okunmuyor, yaşanıyor ve öyle dokunaklı yazmış ki okuduğunuz hızda yaşamanız mümkün olmuyor.
"Kendine gurbet oldun. İçinden kaç köy uzaktasın, kaç aktarmayla gidilir senin güzel günlerine?" diye sorunca durup köyleri saymaya başlıyorum. Öyle kaybolmuşum ki geriye dönmem uzun sürüyor.
"Yokluk, vicdanını susturacak kadar var olmaya başladığında..." diyor, vicdanımı susturan yoklukları hatırlatıp durduruyor. Vicdan azabını susturup geri dönmek zaman alıyor.
"Gözlerinde yaş. İçi hıçkırık." diyor. Hıçkırıklar içimde durmuyor, nerede olduğuma aldırmıyor, evde, balkonda, parkta, kafede beni esir alıyor. Gözyaşlarını durdurmak kolay olmuyor.
Kaç devir dolaştım, kaç dünya yaşadım, ne çok ağladım... İçime dokundu. İçimi dağladı.
Hissiyatım tam olarak budur; "Bir kitap, belki, bir gün, benim de, bi cesaret, ha gayret..." falan diye kendi kendime sayıkladığım günlerde varamayacağı bir hedefi gösterip insanı umutsuzluğa sevk edecek kadar güzel yazmış.
Okuyanı çok olsun.