Georg Simmel, Siegfried Kracauer, Walter Benjamin… Yirminci yüzyılın bu üç önemli düşünürü belli bir ana temaya benzer yöntemlerle eğilmişlerdir: Modernliğin gündelik hayatta deneyimlenmesi. Üçü de modernliğin kırıntılarından, süprüntülerinden, artıklarından, kısacası "fragmanlarından" yola çıkmayı tercih eder. Felsefi bir yaklaşım ve nüfuz edici çözümlemelerle, modernliğin hayatımızda neleri, nasıl dönüştürdüğüne bakarlar. Geleneksel zaman, mekân ve nedensellik algılarının parçalanmasını, para ve metanın hayatımıza damgasını vuruşunu odaklarına alırlar.
Sosyolog David Frisby, değerleri görece geç anlaşılmış bu düşünürlerin külliyatlarını didik didik ederek, düşüncelerinin zengin bir panoramasını sunuyor. Kitap, bu üç düşünürün dünyasına iyi bir giriş olmasının yanı sıra, "yaşadığımız dünyayı" anlamak için de değerli içgörüler bulabileceğimiz özel bir inceleme niteliğinde.
David Frisby was Professor of Sociology at the London School of Economics and author of Cityscapes of Modernity: Critical Explorations (Cambridge, 2001).
Başka okumalarla ve derslerin yükümlülükleriyle bölünen ve uzun süren bir liste olmasına karşın Son Bakışta Aşk, Benjamin (Pasajlar'ı takiben bir yineleme olarak); Bireysellik ve Kültür, Simmel ve son olarak Kitle Süsü, Kracauer kitaplarının peşi sıra hepsini kapsayacak ve bir bütün olarak değerlendirmeye yarayacak bir kitap olarak düşünüp satın almıştım. Ancak kimi sorunlar çıktı: ilk önce Pasajlar'ın, kitap içinde verilen kaynakçalardaki sayfa numaralarından anladığım kadarıyla Türkçe çevirisi eksik veya yarım, öte yandan Kitle Süsü, Kracauer'in çalışmalarının çok küçük bir bölümünü oluşturuyor ki, yine kaynakçadan anladığım kadarıyla gazetelerde yayımlanmış sonsuz sayıda denemesi, yazısı var. Son olarak ise aynı sorun Simmel'de de geçerli, Türkçe literatürün kısıtlılığı sürüyor. Haliyle hâlâ eksik olduğumu görmemi sağladı, önem verdiğim bu düşünürlerin yöntemlerini, düşüncelerini, eserlerini okumak konusunda. Bununla birlikte incelemenin içerdiği kimi sorunlar da var; hepsinden önce, akademik üslubun yoğunluğu ve metnin alıntılarla dolu yapısı okumayı güçleştiriyor çünkü doğrudan alıntılar belki kitabın %10'unu belki de daha fazlasını oluştururken dolaylı yoldan alıntı yapılmayan, atfın gözükmediği bölümleri çok az kitabın. Tüm bu alıntıları, kaynakçaları takip etmeye çalışmak, zihin için yorucu. Fakat bunlar sayılmazsa söz konusu üç düşünürün modernizmi algılama ve anlatma biçimlerindeki benzerliği, genel anlamıyla bir modernlik teorisi anlatısını görmek için şöyle böyle bir metin denilebilir. Kitabın biçiminin yanında içeriğine ilişkin de kimi eleştiriler, değerlendirmeler yapmak isterdim ancak alıntılanan ve atıf yapılan kaynakların büyük bölümünü okumamış olmak, beni bundan alıkoyuyor.