Dersaadet'te Dans, nasıl ve ne zaman girildiği bilinemeyen bir çağın baş döndürücü dansından öylece seçilivermiş, sıradan bir mikrokozmosun masalı. Bir şeylerin sürekli öğütülüp yenilerinin varedildiği, gitgide hızlanarak, kaosun düzenle buluşup ayrıldığı yerde, kaosun kenarında sürüp giden bir dans. Korkuya kapılıp yadsınmaya çalışıldıkça içinde daha çok sürüklenip savrulunan bir çağ; uzun bir uykudan bu çılgın dansın ritmine uyanıverip bu yeni çağın dünya merkezlerinden biri olmaya aday bir kent. Çıplak özseverliğin giderek tırmandığı bir dünyada birlikte ya da tek başına yaşanmaya başlanan "yalnız kültürü". Toprakla bağını koparmış çaresizlerin gözlerini kozmosa çevirdiği ve alışılagelmiş sistemlerin geçerliğini hızla yitirdiği bir dünyanın öyküsü Dersaadet'te Dans. Kültürel birikimiyle teknolojinin sentezini başarıyla gerçekleştirip, kendini kendi içinde kilitlenmeye mahkûm eden yakın tarihin egemen güçlerinin düzenine ayrıksı bir kentin öyküsü. Geleceğin provasının yapıldığı, kültürlerin yerini enformasyon ağının dinamiklerine bırakmaya başladığı bir dünyanın masalı.
Uzmanlık alanı psikiyatri olan Engin Geçtan 1975-1987 yılları arasında meslek dışı okuyucular tarafından da ilgiyle karşılanan dört kitap yazdı. Çok sayıda basım yapmış ve yapmakta olan, kendi bilimsel disipliniyle ilgili bu dörtlünün ardından (İnsan Olmak, Varoluşçu Psikiyatri, Normaldışı Davranışlar ve Psikanaliz ve Sonrası), psikiyatri alanının çerçevesinden çıkma isteği doğrultusunda roman-senaryo çalışmalarına başladı. Ankara ve İstanbul'daki dört üniversitede öğretim üyeliği yaptı ve psikoterapist olarak çalıştı.
Yazarin daha sonra gelistirecegi uslubunun isinma turlari olarak gorebiliriz bu romani. Belli bir entelektuel birikim ve hayat felsefesi hizli bir anlatiyla oykulestirilmis. Yasanilan dunyaya fantastik alternatifler uzerinden bakis acilarini sorgulatan ve yeni bakis acilari sunan bir anlati. Bu baglamda da ilk romana ozgu zayifliklardan birine sahip. Felsefe edebiyat metninin onune cikiyor. Yine de eglenceli bir okuma. Gectan'in tarzini seviyorum.
Buradaki tanıtımda mikrokozmosun masalı denmiş. Hızlı enstantanelerden oluşan romana başta odaklanmakta zorlandım. Kaotik değil ama karmaşık. Kahramanlara alıştıkça okuması kolaylaştı. Hikâyeleri bana hem yakın, hem yabancı geldi. Yazarın, İstanbul'un kendine has kültürünü, romanda kullandığı dil ve olayları anlatış tarzıyla yansıtmış olduğunu düşünüyorum. Fakat çok beğenmedim (ki buna şaşırdım çünkü Geçtan'ın edebi olmayan eserlerini beğenerek okudum). Sebepleri şunlar: Romanda yazarın gölgesini üstümde hissettim. Olaylar gözümün önünde kendiliğinden cereyan ediyormuş gibi değil de, Geçtan'ın parmağıyla gösterdiği küçük sahneleri seyrediyormuş gibiydim. Belki sahneler arasında zıplayarak yapılan geçişlerden, belki karakterlerin duygu ve eylemlerinin de aynı şekilde zıp zıp olmasından, kahramanların romanın sınırları dışında neler yapabileceklerini hayal etmeme fırsat verilmedi. Bundan rahatsız oldum. Bazı yerlerde ne okudum ben, dediğim oldu.
Bu romanın şarkısı Mazhar Fuat Özkan'dan Bir Ordayım, Bir Burda.
İlginç karakter isimleriyle yine bir psikolojik fantastik roman. Ensest, tecavüz gibi konularda yer almakta fakat içine alan sürükleyici bir kitap değil malesef.