Halid Ziya Uşaklıgil’in ölümünden sonra 1955’te yayımlanan İzmir Hikâyeleri, yazarın ilk gençlik yıllarını anlattığı öykülerden oluşmaktadır. İzmirlilere ithaf ettiği bu kitapta yazar yalın bir dille İzmir’in kenar köşe semtlerini, gelenek ve göreneklerini zengin bir İzmir folkloru ve insan manzarası eşliğinde anlatmaktadır.
Altmış yıllık yazı hayatında şiir dışında pek çok eser kaleme alan Halid Ziya modern Türk edebiyatına romanları ve hikâyeleriyle damgasını vurmuş bir yazardır. Türk romanının büyük ustası olarak kabul edilir.
Edebiyata Fransızcadan ve İngilizceden bâzı küçük hikâyeler çevirmekle girmişti. Çeşitli konularda yazı ve makalelerin ardından nesir niteliğinde şiirler yazmış, bu ürünlerine “mensur şiirler” adını vermişti. Bu hazırlıklardan sonra ilk roman denemelerini yaptı.
1886-1908 yılları arasında sekiz roman kaleme alan yazar, bu türdeki ilk eserlerini Fransız realistleri ve natüralistlerinden etkilenerek yazdı. Acemilik dönemi ürünü olan ilk romanlarından sonra Ferdi ve Şürekâsı ile olgunluk dönemine girdi ve ardından Servet-i Fünûn'un edebî beyannâmesi olan Mâi ve Siyah’ı kaleme aldı.[3] Romanlarında olaya dayanan anlatım yerine kahramanların iç dünyasını sanatkârane üslûpla tahlile dayanan yeni bir anlayış benimsenmiştir.[3] Eserlerinde toplumsal mesaj verme endişesi taşımaz. Romanı, insanın iç dünyasına ait bir tür olarak görmüştür.[4]
Hikâye türünün de Türk edebiyatındaki ilk gerçek temsilcisi olarak kabul edilir.[5] Hikâyeleri, romanlarına oranla daha doğal ve yerlidir.
Roman ve hikâyeleri dışındaki en önemli eserleri anılarıdır. Türk edebiyatında anı türünde en çok eser vermiş yazarlardandır
Nihayet Halid Ziya Uşaklıgil'e ait bir kitap okumuş oldum. Yazara ait bende bulunan 2 veya 3 kitabı daha var, onlar da elbette gündemimde. İzmir Hikayeleri, alt başlığından da anlaşılacağı üzere anısal öyküler ve tatlı, akıcı bir dille, sonrasına dair merak uyandıran türde anılarını hikayeleştirerek yazmış Uşaklıgil. Kitaba dair burada yazılmış bazı yorumlarda dikkatimi çeken şey; İzmir'e dair daha çok şey yazılmasının beklendiği. Daha ne kadar bahsedilmeli hikayelerde İzmir'den bilmiyorum ama gezi/tanıtım kitabı olmadığı kesin. 1800'lü yılların sonlarında geçen İzmir yaşamına dair ayrıntılar gayet de yerli yerince duruyor hikayelerin içinde. Yunanlıların İzmir'i işgali sonrasında şehri terk ederken ateşe vermelerinden sonra İzmir'in yeni baştan yapılanması, imarı ile birlikte İzmir'in eskiye kıyasla daha modern bir kent haline geldiğini yazar bu kitapta izah ediyor mesela. Kitabı okurken aklımdan şu geçti; her insanın çocukluğunda bu denli zengin hikayeler var mıdır? Kendi adıma, çocukluğuma dair hikayeler yazmak istesem, ne çıkarabilirdim? Mesele yazar olmakla mı halloluyor yoksa gerçekten dağarcığımız ve çocukluk yaşantımız çok hacimli mi olmalı? Kitapta yer alan son öykü olan Deli Fato, anı olmaktan çıkıp başlı başına bir öykü olmuş, onca ayrıntı anılardan kalamaz kuşkusuz. Fakat dikkatimi en çok çeken şey; 1890'lı yıllarda, Osmanlı döneminde kadınların yaşamının serbestliği, güçlü figürler oluşturmaları, erkeklerle sosyal ilişkileri, hatta az önce bahsettiğim öyküde yer alan sokak arasında öpüşme gibi ayrıntılar o yıllar için bende şaşkınlık uyandırdı. Halid Ziya Uşaklıgil'in kalem ve kurgu yeteneğini, nihayet bir kitabını okuyarak da öğrenmiş oldum. (İhtiyar Dost, Mai ve Siyah, Kırk Yıl kitaplarını da okuyunca Uşaklıgil dosyasını kendimce kapatırım sanıyorum.)
Halid Ziya'dan okuduğum üçüncü öykü kitabı ve içlerinden en sevdiğim de bu oldu. Anısal öyküler barındıran bu kitaptaki özellikle son öykü Deli Fato dört başı mamur bir uzun hikayeydi.
Halid Ziya Uşaklıgil'in hayatinin sonlarina doğru yazdığı, çocukluk ve ilk genclik yıllarından hatrında kalanları sanki sohbet edermiscesine aktardığı ve sekiz hikayeden oluşan kitapta özellikle İzmir'e dair hikayeler beklemistim ancak daha cok anılariyla, duyumlarini harmanladigi bir anlatı olmuş. Kitapta yazarin yasadigi doneme dair farklı kulturlerle yogrulmus bireylerin bir arada yaşama pratiklerini, yeme içme kültürünü aktardigi 'Güzel İhsan', 'Civelek Ziver' ve 'Ayni Tata' başlıklı hikayeleri sevdim.
1890’ların İzmir’ini müslüman mahallesinden anlatan bir anı ve dönem tanıklığı metinleri.. Merakla ve severek okudum. İzlenimim “Gavur İzmir” hiç de denildiği kadar “gavur” değilmiş.
Yazar İzmir'de geçen günlerinde yaşadığı anılardan öyküler derlemiş. Eğer Izmir'in geçmişine dair bir şeyler okuyacağınızı düşünüyorsanız, bulamazsınız. Ama yalın bir dille anlatılmış, günlük hayatın yansımalarına dair öyküler sizi bekliyor. Kitabın adında İzmir geçmese öykülerin hangi kentte geçtiğini anlamazsınız. Yine de kıymetli bir yazarın elimden çıkmış kıymetli bir eser
İzmir’de yaşayanların daha keyif alarak okuyacağını düşündüğüm, Halit Ziya Uşaklıgil’in ölmeden önce oğluna bu kitabı İzmirlilere ithaf etttiğini söylediği şahane kitap.