* İnsanlık 21. Yüzyılda nereye gidiyor? * Türkiye AB ilişkilerinin gerçek boyutları nelerdir? * Postmodernizmin Türkiye'deki etkileri nelerdir? * Feodal Demokrasi" ve "Beyinsizler Demokrasisi" nedir? * Papa suikastının ardında hangi erçekler yatıyor? * Ermeni iddiaları ne kadar doğrudur? * Kafa karıştırologlar kimlerdir, ne yaparlar? * Türkiye'de siyaset yağmaya nasıl dönüştü? * Siyasetçiler nasıl yamyamlaştı? * Yamyam siyasetçiler nasıl vampirleşti?
Emre Kongar, 13 Ekim 1941’de İstanbul’da doğdu. Annesi Mesude Kongar Zapyon Kız Lisesi’nde ve Şişli Terakki Lisesi’nde felsefe öğretmenliği yapmıştı, babası İhsan Kongar da Pertevniyal Lisesi ve Şişli Terakki Lisesi’nin felsefe öğretmenlerindendi. Kongar, 1959’da Şişli Terakki Lisesi’nden mezun olduktan sonra Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin Maliye ve İktisat Bölümü’ne girdi. Buradan 1963’te mezun oldu. Başarılı bir öğrenci olan Kongar, 1964 yılında Birleşmiş Milletler’den kazandığı burs ile Michigan Üniversitesi Sosyal Çalışma Yüksekokulu’na kaydoldu. 1966’da okulu bitirdi ve master derecesine sahip oldu. Öğrenim hayatını Amerika’da tamamladıktan sonra Türkiye’ye dönen Kongar, Hacettepe Üniversitesi’ne akademisyen olarak girdi. Bir yandan da Nüfus Etüdleri Enstitüsü’nde çalıştı. Üniversitede Sosyal Çalışma Yüksekokulu’nu kurdu. Akademik anlamda yükselmeye devam etmek isteyen Kongar, “İzmir’de Kentsel Aile” konulu doktora tezini verdi ve doktor ünvanını aldı.
Akademik hayata 1972 yılında askerlik yapmak için ara veren Kongar, 1974’te Hacettepe Üniversitesi’ne geri döndü. 1976’da “Toplumsal Değişme Kuramları” tezi ile doçentlik ünvanını aldı. Aynı yıl Turizm ve Tanıtma Bakanlığı’nda başladığı danışmanlık görevini 1979’a kadar sürdürdü. Aynı zamanda Milli Eğitim Bakanlığı’nda da danışmanlık yaptı, Gençlik ve Spor Bakanlığı için bir proje hazırladı. Kültür Bakanlığı’nda da Kültür Yüksek Kurulu üyesiydi.
1981’de, “Atatürk ve Devrim Kuramları” tezi ile profesörlük ünvanını alan Kongar, 1983 yılında üniversiteden, askeri rejimin etkilerini protesto etmek amacıyla istifa etti. Bu sırada Hürriyet Gazetesi’nde danışmanlık yapmaya başladı. Ayrıca Amerika’da yayınlanan “International Journal of Sociology of Family” ve “American Journal of Political and Military Sociology” adlı dergilerin kurullarında da danışmanlık yaptı.
1987’de KAMAR adlı kamuoyu araştırma şirketini kurdu ve 1991’de buradaki görevinden ayrıldı. 1992 – 1995 yılları arasında Kültür Bakanlığı’nda Müsteşar olarak görev yaptı. 1992 yılıda kısa bir sure TÜSES’te genel sekreter olarak çalıştı.
1996’da akademisyen olarak geri döndüğü Hacettepe Üniveritesi’nden Yıldız Teknik Üniversitesi’ne atandı ve buradaki görevine 1997’de başladı. Aynı yıl İstanbul Üniversitesi’nde de öğretim üyeliği yaptı. Çeşitli gazetelerin ödül jürilerinde bulundu.
Kongar’ın aldığı ödüller şöyleydi; 1977’de “Türkiye’nin Toplumsal Yapısı” kitabıyla Türk Dil Kurumu Bilim Ödülü, 1979’da ”Toplumsal Değişme Kuramları ve Türkiye Gerçeği” kitabıyla Sedat Simavi Vakfı Sosyal Bilim Ödülü, 15 Ocak 1996'da Federal Almanya Devleti tarafından Üstün Hizmet Madalyası Büyük Liyakat Haçı, 1 Şubat 1996'da İtalya Devleti Commandatore Madalyası, 15 Şubat 1996'da Polonya Devleti Commandor Nişanı, 1998’de “21. Yüzyılda Türkiye” kitabıyla Aydın Doğan Sosyal ve Beşeri Bilimler Ödülü, aynı yıl Nokta Dergisi’nin Doruktakiler Ödülü ve İstanbul Üniversitesi Yılın İletişimcisi Ödülü, 2001’de “Kızlarıma Mektuplar” kitabıyla Marmara Üniversitesi En Beğenilen Kitap Ödülü, 2003’te Yıldız Teknik Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi’nin En Beğenilen Yazar Ödülleri’ne layık görüldü.
Kongar, yazarlık yönüyle de öne çıkmış, onlarca kitap yazmıştır. En son 2006 tarihli “Tarihimizle Yüzleşmek” adlı kitabını çıkarmış, geniş kitleler tarafından büyük ilgi görmüştür. Şu anda bir televizyon kanalında Mehmet Barlas’la birlikte “Yorum Farkı” adlı tartışma programını sunmaktadır. Evli ve üç çocukludur.
Bu kitabın yazım aşaması -ki kitap Emre Kongar'ın Cumhuriyet Gazetesi köşesindeki yazılarının derlemesi- 19 senelik bir süre. Düşünün 19 sene önce yazılan her şey hala daha günümüzde hatta daha kötü bir halde yaşanmaya devam ediyor. Bir ülke düşünün bu 19 yılda bir adım ileri gitmeyi bırakın, tam tersi devamlı gerileme haline devam etsin.. İnanılır gibi değil, dehşetle okudum..
"Beyinsizler demokrasisi beyinsizlik üzerine kurulduğundan, ülke yönetimi konusunda beyinsizler tarafından alınan yanlış kararlar, bu arada soygunlar ve hortumlar, yönetilenler de beyinsiz olduklarından alkış ve övgülerle karşılanabilir. Tabii sadece yönetilenler ve onların seçtiği yönetenler değil, hepsinin liderleri konumundakiler de beyinsizler arasından ve beyinsizler tarafından seçileceğinden, beyinsizlerin en beyinsizleri lider olur, bu liderler de sadece beyinsizlere dayalı bir örgütlenme oluşturacaklarından ve her türlü beyinsel etkinliğe ambargo koyacaklarından, beyinsizler demokrasisi'nin devamı en üst düzeyde güvenceye kavuşturularak, ülke bu kısır döngüden asla kurtulamayabilir. Tabii eğitim ve öğretim de sadece beyinsiz hocalar tarafından yapılacağından, gençlerimize, ülke kalkınmasının temel itici gücünün ekonomik ve teknolojik ilerleme değil, milli ve dini kimliğimizin ırkçı ve şeriatçı çizgilerde korunması olduğu öğretilebilir. Böylece siyasal yapı tarafından, işleyişi zaten güvenceye alınabilecek olan beyinsizler demokrasisi, eğitim kurumlarımız tarafından sağlanan katmerli bir gelecek güvencesine de kavuşturulabilir. Tabii, medyamız da ülkede kalan beyinsizler tarafından yönetileceğinden ve köşeler de beyinsizler tarafından ele geçirileceğinden, bu siyasal ve eğitimsel yapı, radyo, gazete, mecmua ve televizyonlarımız tarafından da televoleci beyinsizlik kültürüyle desteklenebilir ve pekiştirilebilir."