Paperback. 13,50 / 21,00 cm. In Turkish. 112 p. Edited by Ömer Yalçin Selçuk Baran'in yedi öykü kitabi daha önce Yapi Kredi Yayinlari'ndan Ceviz Agacina Kar Yagdi (2008) adiyla tek ciltte toplanmisti. Bütün öyküleri simdi gözden geçirilerek, yazar portreli kapaklarla ayri ayri basiliyor. Selçuk Baran'in üçüncü öykü kitabi Kis Yolculugu (1984) "Türkân Hanim'in Ölümü", "Temmuz, Agustos, Eylül" ve "Kis Yolculugu" adli üç uzun öyküden olusuyor. Bunlardan "Türkân Hanim'in Ölümü" yazari tarafindan tiyatro oyunu olarak yeniden yazildi ve Ankara Devlet Tiyatrosu Sinasi Sahnesi'nde 1990-91 sezonunda sahnelendi. Öykü ve oyun metni birlikte bu yil Yapi Kredi Yayinlari arasinda çikmisti. Yalnizlik ve umutsuzluk dolu öykülerinde düssel, siirli bir hava yaratmakta basari gösterdigi kabul edilen Selçuk Baran, Behçet Necatigil'den Vedat Günyol'a, Füsun Akatli'dan Selim Ileri'ye, Hulki Aktunç'tan Ibrahim Yildirim'a, Inci Aral'dan Behçet Çelik'e pek çok yazarin övgüyle üstünde durdugu, ancak günümüz okuru tarafindan daha fazla kesfedilmeyi bekleyen bir yazar. "Içime zehrini salip gitti. Kimdi, neyin nesiydi? Sorup ögrenmeye hiç niyetim yoktu. Yüregime bir biçak saplanmisti. Acisindan uluyabilirdim. Gene de sözünü dinledim. Pencerenin önünde durup ufka baktim."
Selçuk Baran (Ankara, 7 Mart 1933 – 4 Kasım 1999) Ankara Kız Lisesi’ni ve Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni üstün derecelerle bitirdi. Aynı fakültenin Banka ve Ticaret Hukuku Enstitüsü’nde kurs müdürlüğü yaptı (1958-68). 1995’ten sonra bu enstitünün yayın müdürüydü. 1987-93 yıllarında TRT İstanbul Radyosu’nda radyo oyunları yazdı. “Türkân Hanım” adlı oyunu Devlet Tiyatrosu’nda sahnelendi. İlk öyküsü (Çocuğun Biri) 1968’de Yeditepe dergisinde çıktı. Yalnızlık ve umutsuzlukla örülü öykülerinde düşsel, şiirli bir hava yarattı. Behçet Necatigil “Keskin, belirgin çizgilerden kaçınarak, dikkat isteyen, belirsiz yaşantı parçalarını birleştiriyor; çağrışım ve yorumlara açılma gücü için okuyucudan katkılar bekleyen bir ‘iç hayat’ görünümleri çiziyor” saptamasında bulundu. Selçuk Baran’dan kalan günlük, mektup ve yayımlanmamış yazıları yakın dostu Ülkü Uluırmak derledi: Haziran’dan Kasım’a (2007).Haziran ile 1973 TDK Öykü Ödülü’nü kazandı; Bir Solgun Adam ile 1974 Milliyet Yayınları Roman Yarışması’nda mansiyon aldı; Anaların Hakkı ile 1978 Sait Faik Hikâye Armağanı’nı Adnan Özyalçıner’le paylaştı; Bozkır Çiçekleri ile 1979 Milliyet Yayınları Roman Yarışması’nda mansiyon aldı.
selçuk baran’ın edebiyat yolculuğuna eşlik etmek müthiş bir şey. “haziran” kadar beğenmediğim “anaların hakkı”ndan sonra geldik 80’lere ve uzun bir aradan sonra çıkan 3. kitabı “kış yolculuğu”na. bu kez tarzını değiştiriyor baran. uzun üç öyküden oluşuyor kitap. her öykü de kendi içinde bambaşka. ilk öykü bence epey deneysel. ben farklı kişilerin şahitliğinde ilerleyen öyküleri, romanları severim, polisiye sağ olsun. burada da ölüme tutkulu bir kadının peşinden gidiyoruz. ilk kitaplardaki memur kadınlardan cesur ama bu kadın, türkân hanım. öyle cesur ki iki evlilik sonrası oğlu yaşındaki bir gençle bile kaçıyor. ve hemen hemen herkes ona saygı duymaya devam ediyor. ölüme takıklık meselesinden çok bu ilgimi çekti benim. ortanca öykü tam bir 80’ler düzenine alışma öyküsü. selçuk baran’ın iyi tanıdığı sanat camiası ve erkekler bu öyküde kendini gösteriyor. aradan 40 yıl geçse de bir denizci kasabasında mutlu olacağına inanan, orada bulduğu kadını da inandıran, sonra ilk patikada yolunu ayıran sanatçılar, beyaz yakalılarla dolu etrafımız. selçuk baran bu itici erkek karaktere son darbeyi de vuruyor. turhan evleneceğini söylediği kadına vazgeçtiğini bile söyleyemeyecek denli tabansız biri olarak kalıyor gözümüzde. son öykü kitaba adını veren öykü. burada da bir sahil kasabası var ama ankara’dan gelen ve ölü gençlerden, taranan kahvelerden bahseden eski bir politik mahkum da var. bu öyküyle ilgili hislerim çok garip. çünkü teknik olarak iyi değil, kitabi diyaloglar çok fazla. sonra en sondaki pejmurdenin ettiği tüketici lafları tam 80’ler yükselen reklamcılığını kör gözün parmağına eleştirmiş. hiç inandırıcı değil. ama öyle bir atmosfer var ki gözümün önünde her şey canlandı. üstelik arada altın gibi parlayan cümleler (coşkuyu tüketen tedbire ilendim.) ve detaylar var (marangoz babanın tabut yapmaması ama oğlunun cenazelere çelenk yapması). sanki 80’lerde türkan şoray’ın bir filmini izledim. o zamanki filmler de öyledir kitabi cümleler vs… ama işte o ruh da ayrı bir şey. ve selçuk baran bu öyküde 80’lerin bitik, bungun, hayalsiz tonunu öyle bir yakalamış ki öykünün zayıf yerleri silinmiş gitmiş.
Son öyküye kadar 5 puan vermeyi düşünüyordum. Adını kitaba veren Kış Yolculuğu hikayesi diğerleri kadar güzel olmasa da, genel olarak yazarın kalemini ve anlatılan o ince hüznü sevdim.
“Düşleri olmayan insanların kaba gerçeklere sığınmaktan ya da birtakım kabalıkları gerçek sanmaktan başka çareleri yoktur.”
Beğenmenin eşiğinde kaldığım kitaplardan. Öykülerinde hep bir "acı" teması var. Beni buradan yakaladı. Okuduğumdan ne müteessir ne de pek memnunum. Ama üç yıldıza gönlüm razı değil. Kitapta bana evvelden beri hep 70'lerin 80'lerin haleti ruhiyesini hatırlatagelmiş "bungun", "susku" gibi kelimelerin geçmesi de bir hoşluk oldu benim için. Yusuf Atılgan'da da vardır böyle sözcükler. Taşra ağızlarından çıkmışa benzeyen ama kentlilerin kullandığı alışılmadık sözcükler... (Nedense varoluşçu edebiyatımızda çok vardır sanki böyle şeyler.) Bilmediğim, alışmadığım, yakın zamanda türetilmişe benzeyen sözcükleri pek sevmiyorum ama dil merakımdan ötürü bunları kullanımda, kitaplarda, öykülerde görmek bana nostaljiye benzer bir şeyler hissettiriyor; iyi ki kullanılıyorlar, iyi ki birisi kıymet atfedip onlara metinlerinde yer veriyor. Kullanmayı sevmiyorum, ama kullanılmalarına razı ve taraftarım.
Temmuz Ağustos Eylül isimli öykü müthiş. Bir kadın yazarın erkek iç dünyasını bu kadar gerçekçi anlatabiliyor olması da öyle. Selçuk Baran daha çok okunmalı sanırım.
📌 "Yirminci yüzyılın neden böyle haşin, kasvetli ve kıyıcı olduğunu, sevinçsiz ve doyumsuz olduğunu hiç düşündün mü?” diye sürdürdü konuşmasını, göğüsten gelen, hırıltılı, boğuk sesiyle. “İnsanlar karşılarında duvarlar göre göre dar görüşlü oldular da ondan. Bu yüzden düş kurmayı unuttular. Düşleri olmayan insanların kaba gerçeklere sığınmaktan ya da bir takım kabalıkları gerçek sanmaktan başka çareleri yoktur. Senin düşlerin var mı. . . 📚📝✒️ İlksöz: Kaçsam neye yarar. Selçuk Baran okumalarıma basım sırasını baz alarak devam ediyorum. Kış Yolculuğu, üçüncü öykü kitabı. Önceki iki öykü kitabından farklı olarak bu kitaptaki öykü sayısı hem daha az hem de uzunluk bakımından önceki kitaplara göre daha uzunlar. Toparlarsam kitap üç uzun öyküden oluşuyor.
İlk öykü Türkân Hanımın Ölümü (artık hiçbir şey demiyorum bu rastlantılara...). Türkân Hanımın ani ölümü sonrası onu tanıyanlardan (ua da tanıdığını sananlar mı demeliyim), yaşamının son zamanlarını onunla birlikte geçirenlerden hem ölümünü hem de bilinmeyen yaşam öyküsünü öğreniyoruz. Anlatıcıların değiştiği, röportaj formatında bir öykü.
Diğer iki öykü Temmuz, Ağustos, Eylül ve Kış Yolculuğu konu itibariyle birbirine yakın. Yaşadıkları şehirlerden uzaklaşıp başka bir yere gelen ve orada yaşama tutunmaya çalışan kahramanlar var her iki hikâyede.
Ama üç öykü bitirince ortak paydaya odaklanacaksınız, hikâyelerdeki kadınlara: terk eden Türkân'a, terk edilen Edibe'ye, tahammül eden Sevda'ya
Açıkçası üç öykü arasında şunu çok sevdim, şu öne çıktı diyeceğim bir öykü yok ama her üçünü de okurken keyif aldım. Selçuk Baran'ın önceki kitaplarında da gözlemlediğim yalnızlık, toplumdan soyutlanma, kaçış temaları bu öykülerde de başrolde. Okurken bir tekrar gibi düşünmedim bunları. Yani Baran'ın tarzı bu. Bazı okuyucuya aynı konular etrafında dönüyor gibi gelebilir. Her fikre saygım var. Açıkçası ben onun hüzünlü kalemini seviyorum. Daha önce Bir Solgun Adam'da da belirttiğim gibi bir Oğuz Atay hissi alıyorum hep o satırlardan.
Sıradaki kitap Tortu. Bir sonraki kitapta görüşmek üzere. Kitapla. Sağlıcakla. . . . Sonsöz(ler): 📌 Kaçmak iyi gelir diye düşünülür kimi zaman. Ama kimse hiçbir yere kaçamaz.
📌 İçini dökmek iyi gelirdi. Yani içini dökmeyi becerebilsen... Arınırdın . . .
Selçuk Baran öykücülüğü; her an, bütün köşe başlarında, karıştığımız tüm o kalabalıklarda rastlayabileceğimiz yüzler vermez bize. Karakterler öylesine şahsına münhasır, geleneksel tiplemelerden o denli uzaktırlar ki ete kemiğe bürünüp dikilseler de karşınızda, sahiciliğini teyit etmek adına kollarını çimdiklemek istersiniz. çimdiklersiniz de. ve sonra kani olursunuz bu büyülü gerçekliğe. Eşine hazırladığı kahvaltı tepsisine kafiyeli aşk şiirlerini iliştiren Sermet Muhtar Zıralı, fenalığın, kendisine, yabancı bir kasabada yankılanan gök gürültüsü kadar uzak olduğu balıkçı Salih, birileri zehirlenip ölünceye dek incir reçellerine göztaşı katmaya devam edecek Kurfallılı Sevda abla, patates salatasına hardal tozu ve kapari turşusunu pek bir yakıştıran yazar Cezmi Bey ve ömründe hiç tabut yapmamış Koca Bıyık Marangoz Rüstem. İnce mekan tasvirlerinin kimi zaman parıldayan kimi zaman da solgunlaşan renk cümbüşünde, yağmurlu bir deniz kıyısının insanı hırpalayan yakarışlarında, kocamış bir evin kırmızı maroken kaplı koltuklarında kepenkleri dökülen pencerelerinde yaşama dair sorularla öylece kalakalacağımız üç farlı öykünün bir aradalığı, "kış yolculuğu".
Yazarın betimlemeleri ve akıcı dilini çok beğendim ancak kitabın sonunun belirsiz olması bir yandan beni memnun ederken bir yandan beni mutsuz etti. Kitabın açık uçlu bırakılması kitabın genel havası ve yazım tarzına uygun ancak bu kadar derinlemesine karakterini inceleme fırsatı bulduğumuz hikaye karakterleri bir “son”u hak ediyordu bence.
This entire review has been hidden because of spoilers.
İlk kez bir Selçuk Baran kitabı okudum ve iyi ki diyorum. İçinde yer alan üç öykü de düşündüren öyküler. Yazar öykülerinde şehir yaşamının bunaltıcılığı, kırsalın sakinliği, insani ilişkiler, hissizleşme, ölüm ve yalnızlık konularına değinmiş.
karlı bir bahar günü elimin gittiği ilk kitap oldu kış yolcuğu. direkt de kitaba ismini veren öyküsünü okuyarak başladım. anlamaya çalışmasını ama anlayamamasını, anlayamadığını anlatmaya çalıştığı bir dünyalı hayatı bence kış yolculuğu. birlikte tahammül ettiğimiz hayata dair bir kesit.
Selçuk Baran'la tanıştığım ilk kitap. Ne güzel bir tanışma! Öykülerini okurken bir filmdeymişim gibi hissettim çoğu zaman. Bu seneki en heyecanlı tanışmalardan oldun Selçuk Baran, iyi ki.
Kitapta birbirinden güzel üç öykü var. Kadın-erkek, yalnızlık, ölüm, terk eden, geride kalan, mutsuz, kaçan insan öyküleri. Anlatımı çok gúzel, çok beğendim.
fazla yordu bu kitap. bir olmamışlık var, selçuk baran arada parlar gibi oluyor ama ne diyeceğini tam bulamıyor. muhtemelen on iki eylül orta yaş bunalımı ile birleşmiş, fazla karanlık ve umutsuz.