Sadece Türk toplumunun değil, bütün toplumların korkularım ve bekleyişini anlatan Melih Cevdet Anday, Gizli Emir'de "umudu" kaleme alır. Bekleyişin umutla başlayıp umutsuzluğa gidişinin oldukça ince bir ironiyle anlatıldığı roman, Salâh Birsel'in dediği gibi " Gizli Emir Türkçenin en güçlü romanlarından biri"dir. Zamanın ötesinden, zamansız ve mekansız olaylar, korkular, umutlar, bekleyişler... Her şeyin insan için olduğunu tüm çıplaklığıyla ortaya koyan Gizli Emir, kurtuluşu kendi içinde aramak yerine başkalarında arayanlara da çok şey anlatıyor.
"Kaçtır söylüyorum sana oğlum, saymıyor musun beni? Bak, senin hükmün önündeki sanduğa geçer, belediyeye karışamam. Karıcık günler bugünler, emir gelecekmiş diyorlar. Emir gelirse ne yapacağız o zaman? Emir gelirse ne sanduğun kalır, ne bir şeyin. Anladın mı oğlum?
Melih Cevdet Anday was born in Istanbul in 1915. In 1936, he started attending the Faculty of Letters and History-Geography. In 1938, he went to Belgium to study sociology, however, upon breakout of World War II in 1940, he had to return to his homeland. Between 1942 and 1951, he worked as a publication consultant for the Department of Publications of the Turkish Ministry of National Education, and subsequently he was employed as librarian for the Ankara Library. In 1951, he returned to Istanbul and did reporting for the Aksam newspaper. During this period, he wrote short features and essays for Tercüman, Büyük Gazete, Tanin and Cumhuriyet newspapers. He was also in charge of the art and literature sections of the same papers. From 1954 onwards, he taught phonetics and diction courses in the Department of Drama of the Istanbul Municipal Conservatory. Between 1964 and 1969, Anday served as a member of the Turkish Radio Television’s Board of Directors. When he retired from his position in the Conservatory in 1977, Anday was assigned to the UNESCO Headquarters in Paris as Cultural Attaché. Later on, due to a change in government he was called back to Turkey. He wrote essays for the Cumhuriyet newspaper regularly from 1960 to 1990, and occasionally from 1990 to 2000.
o kadar yanlış bir zaman seçmişim ki bu kitabı okumak için. gerçi bilmiyorum bu memlekette doğru zaman bulmak mümkün mü? bir kentte yıllardır süren sıkıyönetim (tam süresi verilmiyor ama 2 ayrı 5 yıllık kalkınma planının bahsi geçiyor) ve kentte kaçta yatıp kaçta uyayacağınıza bile karar veren Asayişi Yerleştirme Olağanüstü Teşkilatı (AYOT) ipleri eline almış. niye kötü zaman? yıllardır süren OHAL’i, zamanında adımız var mı diye beklediğim KHK’ları, tek bir imzayla çıkarılan yasaları, 1,5 yıldır süren pandemiyi ve pandemiyi misler gibi çıkarları için kullanan devletleri, çıkarı için bir anda saf değiştirenleri, hiçbir şey yokmuş her şey normalmiş gibi yaşayanları, her şey geçecek insanlık kazanacak diyen boş romantikleri hatırladım. üstelik kitabı okuduğum sırada tüm memleket cayır cayır yanıyor, yine ormanlara dair tek kişilik yasalar çıkıyor, insanlar öldürülüyordu. halkın yıllardır beklediği “gizli emir”in elbet geleceği, bazen geldiği ve kaçtığı şeklinde kişileştirildiği bu roman bir bakıma “godot’yu beklerken”e dönüşüyor. özellikle heykeltıraş, ressam, aktör belli sanatçıların hikayelerinin de işlenmesi aslında sanat camiasının bu baskılara nasıl cevap vereceğinin tartışıldığı felsefi bölümlere dönüşmüş. bunca sıkıntıya rağmen yaşanan aşklar, aldatmalar, her şeye çözümün sevgi olarak görüldüğü bölümler ise melih cevdet’in bize yakmaya çalıştığı umut ışığı sanırım. sokakların, yasakların, kapılara örülen tuğlaların, merdiven altlarında ışıksız yaşamların, gizli geçitlerin anlatıldığı yerler nefesimi kesti. romanın en distopik kısmıydı. politikacısından başyazarına tüm erkekler sıkıcı ve itaatkâr birer profil çizerken nigar ve kutlu romanın güçlü ve kararlı kadınları haline geliyor. gizli emir gelmiyor, gelmeyecek. gözümüzün önünde yaşanmış pek çok şey gibi birtakım güçler! işine geldiği gibi asayişi bozup ona göre kurumlar yasalar uydurup mis gibi yıllarca geçinip gidecek. ama 1970’de yazılmış bu roman, kolluk kuvvetlerinin şiddeti, copla kafası yarılanların, ölenlerin anlatımı 50 yıl sonra bizi hâlâ mahvedecek. çünkü ne değişti?
İnanmak, inandırılmak, kandırmak, kandırılmak istemek gibi kavramlar üzerine düşünmeye sevk etti kitap beni. Gizli emir ne? Gerçek mi hayal mi? Yoksa sadece toplumu kontrol etmek için yönetici erk tarafından türetilmiş bir korku aygıtı mı? Romanın odağında bu sorular yatmıyor muhtemelen ama bu sorular beni daha çok içerisine çekti. Biraz dağınık, kurgusu biraz zayıf olsa da Melih Cevdet benim kutsalımdır.
Şairin İsa’nın Güncesi adlı romanıyla benzer yapıya sahip. Absürt yapıya yakın, kâh mizah, kâh kara mizah. Ayrıntıların komikliği.. Sıradışı mı? Evet. Akıcı mı? Hayır. İyi bir romanın olmazsa olmaz koşulu akıcılık mı? Hayır. Fakat kitaptaki gibi kurguya sahip bir kitabın biraz daha akıcı olması daha iyi olurdu sanki..
Melih Cevdet Anday'ın 1970'de yazdığı bir sıkıyönetim döneminde geçen romanı aslında umut ve bekleyiş üzerine...Şu anki toplumumuzun haline de çok benzettim. Birşey yapmadan sadece umut etmek yarar getirir mi? Yoksa tam tersine zararlı mıdır? İktidarlar umudu nasıl kullanır? Bu sorulara yanıt verdiğini düşünüyorum.
Kusur bendedir, Melih Cevdet'e kusur bulmaya hevesli değilim, ama bu kitaptan hiç ama hiçbir şey anlamadım. Aklınız başka yerdeyken film izlersiniz, biri size filmde olanları sorsa aslında anlatabilirsiniz ama neyin ne anlama geldiğini hiç ayrımsayamazsınız ya, öyle bir duyguyla okuyup bitirdim. Salah Birsel 'Türkçenin en güçlü romanlarından biri' demiş Gizli Emir için. Umarım değildir, ne diyeyim.
Paris Yazıları ile beni düşünceden düşünceye geçireb bir yazardı Melih Cevdet Anday. Gizli Emir'de de gerek kurgusu gerek seçtiği konuları ile yine derinlere sürükledi.
Karakterlerini kendi fikirlerini sunmak için kullanıyormuş gibi gelse de bu önyargıyı aşıp düşüncelerine dalınca okuma keyifli bir hale dönüşüyor.
Tek sorun insan gerçekten Ohal'in içindeyken kurguda da hayatın gerçekleriyle yüzleşmek istemiyor.
Gizli Emir'in ilk yayın tarihi 1970. Aradan tam 47 yıl geçmiş, gizli emir hala aramızda, büyük birader gibi varlığını bildiğimiz ama göremediğimiz, kontrol edemediğimiz, yok edemediğimiz, ama etkisinden de kurtulamadığımız bir yerde.
Yabancı. bir yazarın kaleminden olsa distopik olarak nitelendirebileceğimiz bir roman, Türkiye'yi anlatınca kara mizah halini almış. Melih Cevdet Anday Türkiye'yi o kadar güzel analiz etmis ki, her dönemde geçerliliğini koruyor.
umut ve umutsuzluk arasında geçen bir kara mizah. bugünkü altılı masa????? Sbdbbsbxbs bir şeyler yapmak yerine bir şeyler olmasını beklemekle alakalı bir kitap. melih cevdeti daha cok okumalıyız müthis biri
Melih Cevdet Anday’ın romanı (1970) • Roman, herkesin kurtuluşu, nereden geleceği belli olmayan, ama yine de direnç ve umutla beklediği ve beklemek zorunda olduğu gizli bir emir’de aradığı, ezici bir polis yönetimini ele alıyor. Olaylar daha çok, gazeteciler, sanatçılar, özellikle ressamların ve Asayişi Yerleştirme Olağanüstü Teşkilâtı’nın kodamanları çevresinde geçiyor. Özgürlük ve sanat ilişkileri konusunda yoğun ve üstün seviyeli tartışmalarla yüklü olan roman, insanların uykularına varıncaya kadar bütün davranış ve düşüncelerini düzen altına almaya çalışan bir polis yönetiminde, kurtuluşun nereden ve nasıl geleceği üstünde bir çağrıdır. Batıda örneklerine rasladığımız bir türü başarı ile deneyen yazar, bizi, aydmlann, düşünceye kilit vurmak isteyen zorba yöneticiler karşısındaki sorumluluk duygusu ve direnç gücünün sınırları üzerinde düşündürüyor. Eser, son derece akıa dili yanında, polis yönetimini en gülünç smırlarına kadar götüren ve mizah çizgisinin çok üstünde yer alan ince alay ve yergileriyle daha bir değer kazanmaktadır. (Vedat Günyol, Yeni Gazete, 16 Mart 1971)