Jump to ratings and reviews
Rate this book

Zaniyeler

Rate this book
İhtimal bana “bedbin kadın” diyeceksiniz, ihtimal bana hapishanelerin lebalep, tevkifhanelerin kapılarına kadar dolu olduklarından bahsedeceksiniz. “O halde nasıl olup da mücrimlerin cezasız kaldığından bahsediyorsun?” diye soracaksınız; fakat bilmiyor musunuz ki hapishaneleri dolduranlar zayıf ve kimsesiz olanlardır. Asıl caniler, asıl büyük caniler, maatteessüf hür ve serbesttirler. Hür ve serbest olarak cinayetlerine devam etmektedirler.

Selahattin Enis’in ilk olarak 1923’te kitaplaştırdığı ve bugün bile edebiyatımızın en sarsıcı metinlerinden biri olarak görülen Zaniyeler’de savaş yılları İstanbul’unun “bir yüzü” anlatılıyor. Dönemin taşkın salon eğlenceleri, sonradan görme savaş zenginleri, müsrif sosyete, gündüzleri yoksul halka nutuklar atıp gecelerini sefahatle geçiren siyasetçiler, ikiyüzlü gazeteciler ve yazarlar… Kendini bir anda tüm bunların ortasında bulan Fitnat’ın tuttuğu hatıra defteri, İstanbul’un en karanlık dönemlerinden birine dair önemli kaynaklardan biri.

Paperback

First published January 1, 1923

4 people are currently reading
119 people want to read

About the author

Selahattin Enis

11 books3 followers
1892 yılında Antalya’da doğdu. Aslen Gürcistan’daki Atabek hanedanından gelir. Bu yüzden sonraları Atabeyoğlu soyadını aldı. Babası Jandarma Albayı Ahmet Enis, annesi Çeşme eşrafından bir ailenin kızı olan Naime Hanım’dır. İlk ve ortaöğrenimini babasının tayinleri dolayısıyla Anadolu’nun çeşitli yerlerinde tamamladı. Hukuk fakültesine girdi. Birinci Dünya Savaşı’nın çıkması üzerine öğrenimi yarım kaldı. Yedek subay olarak askerlik görevine başladı. Savaştan sonra Demiryolları’nda çalıştı, Ayan Meclisi katipliği, Denizyolları müfettişliği ve yayıncılık faaliyetlerinde bulundu. 11 Haziran 1942’de İstanbul’da vefat etti, Feriköy mezarlığına gömüldü.

Yayın hayatı on altı yıl sürdü. 1912 yılında Anadolu gazetesi (Konya), Rübab dergisinde ilk yazıları çıktı. Son Saat, Tanin, Şehâb (Konya), Barika (Konya) ve Vakit’te tefrika hâlinde eserlerini yayımladı. Natüralist bir yazar kimliğiyle mütareke yılları İstanbul’unun çarpık, çelişkilerle dolu hayatını olanca gerçekçiliği ve açık saçıklığıyla, abartmadan yazdı. Bu yüzden eserleri sakıncalı görüldüğü için kütüphane raflarında yer alamadı. Birçok eseri de ya tefrika hâlinde kaldı ya da müsveddeleri kayboldu.

Daha çok romancı ve gazeteci olarak tanınan Enis’in eserlerinin bellibaşlıları şunlardır: On yedi yaşındayken Konya’da yazdığı Neriman (1912), Zaniyeler (1924), Bataklık Çiçeği (hikâye mecmuası, 1924), Orta Malı (1925-1926), Sara (1926), Cehennem Yolcuları (1926), Ayarı Bozuklar (1926), Endam Aynası (1927).

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
17 (14%)
4 stars
60 (50%)
3 stars
30 (25%)
2 stars
11 (9%)
1 star
2 (1%)
Displaying 1 - 19 of 19 reviews
Profile Image for Banu Yıldıran Genç.
Author 2 books1,425 followers
September 24, 2022
selahattin enis bence en başarılı natüralist yazarlarımızdan. “zaniyeler” yine eşsiz gözlemini, en ufak ayrıntısına kadar aktardığı bir roman. bu gözlem elbette ki yine hayattaki kötü şeylere dair.
roman 1. dünya savaşı yıllarında başlayıp mütareke döneminde devam ediyor. şimdi biz romantik olmayan, tarihte neyin ne olduğunu bilen okurlar için yeni bir şey değil açıkçası.
savaş zenginlerini, istanbul’da nasıl lüks bir hayat yaşandığını üç istanbul’dan tutun da sodom ve gomore’ye kadar kaç kez okuduk. selahattin enis de aynı atmosferi bu kez fitnat’ın gözleriyle anlatıyor. peki bu ahlaki çöküş savaşa has bir şey mi? tüm dünyada aynı şey yaşandığı için (amerika’yı da dahil edelim) bence buna da hayır diyebiliriz. bunda bir nebze kokain ve eroinin yeni ortaya çıkmış olması etkili sayılabilir belki. onun dışında evet, çöken imparatorluklar çağı, e new era.
selahattin enis’in üstüne basa basa verdiği en önemli şeyler bence: acayip mümin sayılan dindarların baş üstünde tuttuğu gazetecinin parti verilen evlerde fellik fellik rakının yanına en iyi gittiğini savunduğu domuz sucuğu araması (evet çok klişe ama gayet yerinde). yahya kemal’den esinlenildiğine emin olduğum yahya cemal’in yüzsüzlüğü ve beleşçiliği :) türkçü geçinip milleti hastalıklı bir biçimde ırkçılığa itenlerin alman generallerinin metresi olması. paşaların içki masalarında devlet evraklarına attıkları imzalar.
ve en önemli detaylardan biri tiyatroda önünü görebilmek için 2 tane 10 liralık banknotu tutuşturan adanalı zenginin sokakta dilenen kolsuz bacaksız savaş gazilerine ettiği sözlerdi.
ama biz bunları biliyoruz evet. insanın her savaşta kim olduğunu, şu an bile zenginleşenleri biliyoruz. osmanlı’nın şeri düzenini ve ahlakını övenler okusa şaşırır diyeceğim belki ama :)
bence romanın yine en farklı kısmı, fitnat’ın gelin gittiği konya bölümüydü. konya’nın şimdiki halini bilince meram bağlarında geçen eğlencelerin, bağların güzelliğinin anlatımı epey ilginçti. ama istanbul-taşra farkı o zaman bile o kadar belliymiş ki çok acayip.
selahattin enis, erkeklerin ve yönetenlerin çirkinliklerini gözler önüne dökse de o erkekler romanda bir yerde illa kadınları suçluyorlar, o yılların femme fatale vizyonu hep aynı maalesef. enis de biraz buna uymuş açıkçası.
romanın dili beni yine eski türkçeye meftun etti. o nüanslar, o kelimeler ne zengin yareppim. bu arada bu sadeleştirilmiş versiyon değil, orijinal dili latin alfabesine aktarılmış çok başarılı bir biçimde.
bi de “hüsün akademisi” tamlaması var ki ben bunu kullanırım artık güzellik salonu yerine 😉
Profile Image for Beril Ozakinci.
19 reviews12 followers
October 20, 2022
Okuduğum ilk Selahattin Enis kitabıydı. Genel olarak geç-Osmanlı dönemi romanlarını dönemin ekonomik, siyasi ve sosyal durumunu yansıttığı için okumaktan büyük keyif alırım. Bu roman da I. Dünya Savaşı sırasında lüks ve şatafat dolu başka bir İstanbul'u konu etmesi, o hayatları ve eğlence anlayışlarını yansıtması bakımından önemli bence. Bir dönemde yaşamış insanların özellikle de böyle daha küçük bir grubun alışkanlıklarına, eğlence pratiklerine ve yaşam tarzlarına ışık tutuyor. Bu insanların genellikle hangi mağazalardan alışveriş yaptıklarına, kadınların/erkeklerin hangi parfümü tercih ettiklerine, hangi çorabı nereden aldıklarına kadar detaylar mevcut kitapta. Hatta bir ev eğlencesinin olmazsa olmazlarıyla ortamların detaylı bir betimlemesini yapması çok hoşuma gitti.

Roman boyunca okuyucuya sunulan onca metanın ve mekânın yanında tabii ki belli bir topluluğa (harp zenginlerine) yapılan göndermeleri de unutmamak lazım. Fitnat da romanın anlatıcısı olarak bu cemiyetin arasına teyzesi vesilesiyle karışıyor ve onlardan nasibini alıyor.

Harp zenginleri kavramını sık sık görüyoruz kitapta. Sonradan görmüşlükle bu "piyasa"ya giriş yapan erkekler ve onlardan nemalanan lüks düşkünü kadınlar. Elbette ki roman boyunca her ne kadar Fitnat'ın gözüyle olayları anlamaya çalışsak da aslında dışarıda koca bir male gaze bize eşlik ediyor. Yine de Fitnat'ın kendi nazarındaki o femme fatale görüntüden hoşlandım ben.

Romanda savaş yılları İstanbul'una uğramış olan Kordi Miloviç'in de bahsi geçiyor. Fitnat'ın Miloviç üzerinden harp zenginlerine seslenişi ve onları eleştirdiği sayfalar güzeldi.

Ben Can Yayınları'ndan çıkan sadeleştirilmemiş bir versiyondan okudum kitabı. Kitabın arkasında küçük bir sözlük de vardı. Çok akıcı bir romandı, aynı zamanda yol kitabımdı. Tavsiye ederim çok.
Profile Image for Sevim Tezel Aydın.
806 reviews54 followers
August 3, 2024
Çok beğendim…
İlk kez 1923'de basılan Zaniyeler, 1. Dünya Savaşı yılları İstanbul'unda muktedirlerin yaşadığı hayattan bir kesit sunuyor. Bir şekilde bu çevreye dahil olan Fitnat Hanım'ın hatıralarını okurken ibret verici bir tablo ile karşılaşıyoruz; savaş ve yoksullukla boğuşan halka karşı ikiyüzlü siyasetçiler, yazarlar ve savaş zenginlerinin sürdüğü "eğlenceli" hayat...
İlk kez okuduğum Selahattin Enis'in gözlem kabiliyetine ve anlatımına hayran kaldım. Kitap sadeleştirilmeden basılmış, eski dile aşina olduğum için zorlanmadan ve büyük keyif alarak okudum, ancak yeni nesil okumakta zorlanabilir...
Profile Image for Özgür.
175 reviews164 followers
Read
January 4, 2025
İş Bankası baskısının sunuş kısmında Behçet Necatigil'den yapılan bir alıntı: "Natüralizm çığırına bağlı bulunduğunu ve Zola'yı örnek olarak aldığını çeşitli zamanlardaki makale, savunma ve konuşmalarında açıkça bildirmiş, bu çığırın ana ilkelerinin neler olduğunu anlatmış olan" (Cevdet Kudret) yazarın, hiç değilse Zaniyeler romanının yeniden bastırılması çok yerinde olur. Çünkü bu romanın, Birinci Dünya Savaşı İstanbulu'nun sorumsuz, yozlaşmış, zenginlik bezgini yüksek sınıf kesiti olması yanı sıra, günün gözde edebiyatçılarının içyüzlerini yansıtan özel bir değeri de var. Romandaki kişilerden bazılarının (Yahya Cemal, Celal Tahir, Rıfat Melih vb.) Yahya Kemal, Celal Sahir, İzzet Melih vb. oldukları anlaşılıyor. Bu cesaret, Selahattin Enis'in niçin sonralara geçmesinin, günümüze gelmesinin önlendiğini, bir tür unutturulmaya mahkum edilişini de aydınlatıyor. Son yıllarda yapılan yayınlara bakılırsa bu durumun değişmeye başladığı söylenebilir."

Kitabı sosyal medyada işgal döneminde İstanbul'dan bahsettiği belirtildiği için okudum. Ama Birinci Dünya Savaşı dönemini anlatıyor. Aşağıdaki bağlantıda kitapta bahsedilen Alman operet sanatçısı hakkında bir yazı var. Yazının girişinde dönemden biraz bahsedilmiş. https://tarihdergi.com/istanbulun-gec...

Profile Image for Mehmet.
107 reviews11 followers
July 24, 2025
Osmanlı'nın son döneminin insanlarını ve yaşanan ahlaki çöküşü çok güzel anlatmış. Osmanlı'nın toplumsal hayatıyla ilgili okuduğum bir kitapta adını gördükten sonra başladım, bunca zamandır gözümden kaçmış. Milliyetçi geçinenlerin Alman kollarında gezmesi, dincilerin domuz eti kovalaması gibi "karikatürize" karakterler olsa da Türk edebiyatında bu konuları ele alan güzel kitapların arasında girdi benim gözümde.
Profile Image for seralopreads.
15 reviews2 followers
January 5, 2025
Çok garip bir kitaptı benim için. Yaşamlarına eşlik ettiğimiz zengin sınıfın 1. Dünya Savaşı dönemindeki günlük yaşam tarzlarını ve ikiyüzlülüklerini görüyoruz. Cesur bir anlatımı var, bu açıdan güzel. Ama karakterlerin iç yüzleri ve Selahattin Enis’in ahlakçı ve kadın suçlayıcı dilinden pek hoşlanmadım. Bu yüzden de yazarı, bir kadın karakterin perspektifinden hikaye anlatması bakımından oldukça yetersiz buldum. Hiçbir karakterle empati kuramadım.
Profile Image for Idilik.
212 reviews
May 5, 2025
bu aralar klasik türk edebiyatına merak saldım okudukça hiçbir şeyin aslında özünde değişmediğini farkettiğim için sanırım. İnsan her devirde insan.. özellikle de zaaflarıyla dolu bir insan. yazarın okuduğum ilk kitabı. sevdim💗
Profile Image for Mete Koyuncu.
4 reviews
April 17, 2025
Yazar, 1. Dünya Savaşı yıllarını İstanbul’da geçiriyor. Bu yıllarda tanık olduklarını ve duygularını ise roman kahramanı olan Fitnat’ın ağzından anlatarak ortaya koyuyor. 1922 yılında sıcağı sıcağına yazılmış olması, romanda ismi geçen karakterlerin gerçeğe referans vermesi ise irdelenmesi gereken yerler.
Bu dönemdeki vurguncu, kara borsacı insanları ise en zayıf noktalarından; bir kadının gözünden anlatması ise bir başka ilginç durum.
68 reviews2 followers
January 12, 2025
Yazarın öykü kitabı olan Bataklık Çiçeği ile kıyaslandığında bu eser çok daha derinlikli ve karakterler çok daha düşünülerek kurgulanmış; ancak dönemin egemen bakış açısındaki klişelerden elbette tam olarak kurtulmuş değil.

Öncelikle kitap boyunca kimsenin kendi hayatı ile ilgili tam anlamıyla sağlıklı şekilde sorumluluk alamadığını görüyoruz. Karakterler kâh başlarına gelen olaylardan tümüyle başkasını sorumlu tutuyor; kâh kendilerinin hiç de sorumlu olmadıkları bazı durumlardan ötürü kendilerini suçluyorlar. Bu da eseri baştan sona dengesiz insanların fiziksel ve ruhsal savruluşlarına indirgiyor. Bu dönem edebiyatında bu sorundan muzdarip olmayan bir eser bulmak oldukça güç.

Yazar, sunuş bölümünde kitabın baş kahramanı olan Fitnat'ı şöyle tanıtıyor: "Fitnat, gerçekten güzel, çok güzel bir kadındır. Ancak ne acıdır ki Yaradan bütün güzelliği yalnız onun dış görünüşüne vermiş ve buna rağmen içini eksik ve kof bırakmıştır." Bu satırları yazan kişi bizzat kitabın yazarı olmasaydı ve Fitnat'ı, düşünceli, duyarlı, hayattan beklentileri olan biri olarak canlandırmasaydi, bu çelişkili betimlemeyi okuduğunu anlamamış olmasına verebilirdik.

Fitnat, kitabın finalinde "bedbaht etmekle" suçlandığı ailesi tarafından, zengin, cahil, görgüsüz ve kendisinden yaşça büyük biriyle evlendirilerek İstanbul'dan Konya'ya gönderilir. Bu uygunsuz evlilikten dolayı aile hiç suçlanmadığı gibi, Fitnat'ın Konya'da son derece bunalmasına rağmen yine de uyum sağlamak için gösterdiği çaba asla takdir edilmez. Yaşadığı küçük kasabada güzelliği ve İstanbullu zevkleri ile bir dedikodu malzemesi olmuştur, ancak gerçek anlamda dertleşebileceği hiçbir arkadaşı ve sosyal ortamı yoktur. Sezai adında, daha önce yüzünü bile görmediği henüz ergenlik çağında bir gencin ona duyduğu platonik aşk nedeniyle intihar etmesi sebebiyle suçlanan yine Fitnat olacaktır. Fitnat'ın günlüğü olarak yazılan kitapta, son derece sağduyulu bir biçimde bu intiharda kendisinin payı olmadığını ısrarla vurguladığını, Sezai'yi tanımasa bile intiharına üzüldüğünü ve bu sebeple kendi üzerinde oluşan baskıdan bunaldığını görürüz.

Fitnat Konya'dan ailesinin yanına İstanbul'a dört ay sürmesi öngörülen bir ziyarete gitmeye karar verir. İstanbul'da birkaç ay sürecek bir hava değişimi ona iyi gelecektir. Kitabın bu bölümünde Fitnat'ın her sağlıklı genç kadın gibi yaptığı yanlış evlilikle kendi içinde hesaplaştığını, ancak bunu dışarıya yansıtmadığını görürüz. Ailesinin isteğiyle yaptığı bu evlilik silah zoruyla olmasa da belki ancak 21-22 yaşlarında olan Fitnat'ın, hayatında aşkı hiç tatmamış olmak büyük bir eksikliktir. Görgüsüz ve kendi duygusal taleplerine yanıt veremeyen, ancak varlıklı ve kendisini seven, bir adamla Konya'da "daha fazlasını istemeden" yaşamak varken, Fitnat'ın doğal ruhsal çalkantılarını büyük nankörlük olarak okumaya başlayacağımızı Konya'dan İstanbul'a gidiş yolculuğunda hissetmeye başlarız.

İstanbul'da dünya ikiye ayrılmıştır: Ahlaksız, Batılı bir hayat tarzı ile yozlaşmış, müsrif bir elit topluluk ile I. Dünya Savaşı'nin tüm hızıyla devam ettiği Anadolu için içi kan ağlayan, "ahlaklı" ve "gerçek İstanbul". Batılı bir hayat tarzı yaşayan teyzesi ve onun etrafında toplanan herkes alkol ve uyuşturucu müptelası; Fitnat'ın mütevazı bir hayat yaşayan ebeveynleri ise gerçek İstanbul'u temsil ederler. Fitnat, Batılı ve yozlaşmış bir hayat yaşayan teyzesinin yaşadığı büyülü hayatın etkisine kapılsa da sağduyusu ve zekası daima ağır basarak onu kitabın sonuna dek gerçek İstanbul'un bir parçası kılmaya devam eder, kitabın sonunda bıktığı o yozlaşmış hayattan kendini kurtararak münzevi yaşamı tercih etmesi de bunu doğrular niteliktedir. (Hani içi eksik ve koftu?)

Fitnat, teyzesini şiddetle eleştirir ve onun hayatına hiçbir zaman tam olarak adapte olmaz, aslına bakılırsa uyum sağlamayı iradesini kullanarak reddeder ve eleştirel mesafesini daima korur. Buna karşın kitapta olmadık yerlerde iradesini kullanamaz hale geldiğini görürüz ki bu da yazarın çizdiği Fitnat profiline uygun değildir. Kitabın en başarısız olduğu nokta da tam olarak burasıdır. Son derece düzgün bir insan ve başarılı bir doktor olarak karşımıza çıkan Mükerrem ile yapabileceği mutlu bir ikinci evlilik, ne pahasına olursa olsun bir kadının kocasından boşanmaması gerektiğini savunabilmek için asla gerçekleştirilmez. Eğitimli, sağduyulu, muhakeme yeteneğiyle tam bir batılı Batılı ve merhametiyle yeterince Doğulu, mükemmel bir kadın portresi olmasına karşın, yalnızca yaşlı ve görgüsüz olduğu her fırsatta vurgulanan ilk kocasından boşandığı için cezalandırılmalı, artık mutlu olmamalıdır. Dolayısıyla bu noktadan itibaren gerek Fitnat, gerek Mükerrem, sağduyulu ve birbirlerine her bakımdan denk iki kişi olmalarına karşın nedensizce saçmalamaya, iletişim kuramamaya, hayatlarının kontrolünü kaybetmeye başlarlar. Fitnat, başından beri hiç onaylamadığı halde teyzesinin hayat tarzını benimser, büyük masraflar yapar, teyzesini ve onun hiç sevmediği sosyal çevresini evinde ağırladığı büyük partiler verir. (Neden?) Doktor Mükerrem ise bundan duyduğu rahatsızlığı asla dile getirmez, bu da yetmezmiş gibi sırf Fitnat'ın bu müsrif hayat tarzını devam ettirmek için çeşitli yolsuzluklara bulaşır ve hapse düşer. (Neden?) İkisi arasında çeşitli anlamsız gerilimler görürüz. Önce Mükerrem olanlardan dolayı Fitnat'ı suçlar ve Fitnat "Ben mi sana rüşvet ye dedim?" diyerek yine sağduyulu bir tepki gösterir. Ancak bir noktada, Sezai'nin intiharında olduğu gibi, yalnızca güzel olduğu için ara ara nükseden varoluşsal vicdan azabıyla Mükerrem'in başına gelenlerin sorumluluğunu da üstlenmeye karar verir. (Neden?) Buna rağmen, bu sorunun üstesinden gelmeye çalışmak yerine tanıdığı tek düzgün erkek olan Mükerrem'i hapishanede unutulmaya terk eder, kendisine ise servet avcılığını bir kariyer olarak seçer; kendini hayattan ve yüksek sosyeteden intikam almak üzere ilk kocası gibi görgüsüz zengin adamların servetlerini tüketmeye adar. (Neden?) Neticede gençliğinin sonlarına doğru, 27-28 yaşlarında(!) babasının ölümünden sonra yalnız başına yaşayan annesinin yanına giderek o da mütevazi bir hayat yaşamaya karar verir. Geçmişte servetini yok ettiği görgüsüz zenginlerin servetlerini yok etmekten ötürü, annesinin yanında yaşadığı münzevi hayatının geri kalanında Robin Hood'vari bir gurur duyacaktır... Savaş vurguncularının şehit ve gaziler üzerinden kazandığı parayı onların yanına bırakmamıştır.

Kitap fazlasıyla tuhaf. Yazar, sunuş bölümünde çok daha zehirli bir kadın tasarlamak istemiş belki, ancak Fitnat'ı düşündüğü gibi bir yere koyamamış. Fitnat iyi yürekli ve sağduyulu kişiliğini kitabın başından sonuna dek koruyor; Mükerrem'den ayrıldıktan sonra birlikte olduğu herkesi kıyasıya eleştirirken bu eleştirilerin her biri son derece haklı noktalara dayanıyor; ancak bu durumda da Fitnat'ın kendini yok edercesine bu adamlarla birlikte olmasını açıklayan hiçbir hikaye sunulmamış, tıpkı Mükerrem'den ayrılmasının da doğru düzgün bir nedeni olmaması gibi.

Neticede tipik bir 19. yüzyıl edebiyatı örneğini okuduğumuzu hatırlıyor ve içimizi çekerek kitabı rafa koyuyoruz: Elindeki ile yetinmeyi bilmeyen bir kadının mutsuz olması gerekir. Bunun için hiçbir neden olmasa bile...

Üç yıldız, yazarın Fitnat'ın portresini bilerek veya bilmeyerek güçlü bir kadın olarak çizmesine. Fitnat, yazar sayesinde değil, yazara rağmen ayakta kalmış.
This entire review has been hidden because of spoilers.
1 review
May 1, 2022
Bu kitabin kenarda, gerekli onem verilmeden klmasi hayret verici. 1. Dunya savasinda Istanbul’un gercek alemlerine isik tutan bir kitap. Ve ayrica savas doneminde nasil insanlarin 1 gunde zengin olup 1 gunde yok oldugunun da icler acikli hikayesi..
381 reviews1 follower
October 11, 2023
“...insanlar için en büyük servet, kalp ve vicdanın huzurudur. Bunun dışındaki servetler boş ve manasızdır...”

1900 lerin başında İstanbul’da geçen öykümüzü, baş kahramanımız Fitnat Hanım’ın günlüğünden okuyoruz.

İstanbullu bir ailenin kızı olan Fitnat Hanım, zengin bir adamla evlenip Konya’ya gidiyor. Orada, güzelliği ile epey fırtınalar kopartan Fitnat Hanım’ın saglık sorunları nedeniyle İstanbul’a geri dönmek zorunda kalmasıyla da asıl maceramız başlıyor.

Hanımefendinin ailesi, dürüst ve namuslu insanlar, ama teyzesi Münevver, fazlaca renkli bir hayat süren, biraz hoppa bir kadın. Teyzenin yakın çevresindeki kadın erkek herkes de O’na keza. Bir tarafta savaş devam ederken, diğer tarafta teyze Münevver Hanım ve arkadaşlarının da dahil olduğu, İstanbul’un zengin ve ünlü kesiminin umursamazca, müsrifçe yaşadığı hayatlar ve ahlaksızlığın nasıl dibine vurdukları anlatılıyor kitapta. O dönemin İstanbul sosyetesi ve üst düzey insanları ağır bir şekilde eleştiriliyor. Rüşvet, adam kayırma, dalavere, torpil gibi her tür adaletsizlikle bir yere gelen sonradan görmeler mi dersiniz? Yoksa bir yerlere gelmek için her yol mübah anlayışıyla akla gelebilecek en aşağılık yollara başvuranlar mı dersiniz. Toplumun elit kabul edilerek saygı duyulan, sözü geçen siyasetçi, asker, politikacı ve yüksek bürokratlarının, saygın görünen kadın ve genç kızlarının, kapalı kapılar ardında yaşadıkları tam anlamıyla rezil hayat, toplum önünde namus namus diye en çok bağıranların en çok namussuzluk yaptığı bir güruh anlatılıyor ne yazık ki. Bu saygın!!! insanların alkol, fuhuş, zina, keyif verici madde kullanımı, kumar ve yozlaşmış ilişkilerle geçirdikleri gündelik yaşamları gözler önüne seriliyor kitapta. Fitnat, bir yandan bu durumu garipsese de teyzesinin ışıltılı ve hareketli yaşamına dahil olmaktan, o grubun peşinden gitmekten alıkoyamıyor kendini. Ve maalesef kısa sürede o insanların debelendiği bataklığın, ahlaksızlık cehennemin bir parçası oluyor. Aslında yaşananların yanlışlığının farkında, ama yine de vazgeçemiyor o yaşamdan. Sonuç olarak da yaşadığı bu hayat yüzünden kocasından ayrılıp ailesi tarafından reddedilen Fitnat, bu toplulukta en çok güvendiği insan olan İclal Hanım’la birlikte kalmaya başlıyor. Hem İclal Hanım’ın anlattıkları, hem de kendi yaşadıkları ve gözlemleri, zamanla içinde yaşadığı topluluktan nefret etmesine, hatta hepsinden intikam alma isteğiyle dolmasına yol açıyor.
Bunun üzerine de pençesine düştüğü bu topluluk üyelerini zayıflatmak, zarara uğratmak için elinden geleni yapıyor.

Kitabı okurken çok merak ettiklerimden biri de “Bu kadar dibe vurmuş bir toplum muyduk o zamanlar? Yoksa yazar konuya ilgi çekmek için bazı olayları abartarak mı anlatmış?... Bilemedim!!!

Baş karakterimiz Fitnat, her ne kadar bu grubu eleştirse de bu topluluktan kurtulmak, hatta katılmamak gibi seçenekleri olmasına rağmen kendi isteğiyle katılıyor aralarına. Ve buna rağmen onlara hınç duyması bir noktaya kadar garip geldi bana. Düşünüyorum da aslında her dönemde benzer şeyler yaşanıyor sanki. Sadece kör ve sağırı oynuyor, seyirci kalıyor toplum. Kitapla ilgili ilgimi çeken bir diğer nokta da, yazarın, romanını o dönem için oldukça cesur bir konuda, +18 unsurlar da içeren cesur bir dille yazmış olması. Bazı şeylerin, insan doğasının geçmişten bugüne pek degişim göstermediğini çok iyi fark ediyoruz okurken. O dönemde bir okur olsaydım bu kitabı oldukça şaşkınlıkla okur, çevreme daha farklı gözlerle bakardım sanırım.

Zaniyeler, Türk Edebiyatı klasikleri serisinde şimdiye dek okuduğum en kalın eserdi aynı zamanda.

Kitabın dili oldukça güzel sadeleştirilmişti ve akıcı bir üslubu vardı. Konusu ve bu akıcı anlatımı nedeniyle sıkılmadan, bir çırpıda okudum. Bu sebeple de, kitabı, Türk edebiyatı okumayı seven 18 yaş üstü okurlara tavsiye ediyor, keyifli okumalar diliyorum.

Kitaplarla kalın.

(arka kapak yazısı)
“Edebiyatımızda realist-natüralist akımın önemli kalemlerinden Selahattin Enis başyapıtı Zaniyeler’de Birinci Dünya Savaşı yıllarının İstanbul’unu bir zaniyenin -hayat kadınının- günlüğünden anlatır.

Zaniyeler’de iki sınıf insan vardır: Bir tarafta halktan insanlar savaş yılları boyunca sefalet ve yoksulluk içinde yaşamı mücadelesi vermekte; öbür tarafta bakanlar, paşalar, sonradan görme savaş zenginleri, vurguncular, edebiyatçılar ve gazetecilerden oluşan kodamanlar Şişli’de, Moda”da ve Adalar’da kâh zaniyelerin kucağında kah salonlarda vur patlasın çal oynasın eğlenceler düzenlemektedir. Savaş yıllarında İstanbul’da ihtiyat zabitliği yapan yazar gözlemlerine dayanarak kurguladığı Zaniyeler’de bu iki sınıfın hayatını oldukça açık ve cesur bir şekilde, zaman zaman da ironik tasvir ve diyaloglarla gözler önüne seriyor, tabii okuru dönemin İstanbul sokaklarında ve sosyete salonlarında gezdirerek…”
145 reviews20 followers
September 21, 2025
bu kadar seveceğimi beklemiyordum. öncelikle selahattin enis ne müthiş bir yazarmış ve neden daha önce tanışmamışız üzüldüm. 200 küsür sayfa su gibi aktı geçti. akıcı üslubunun yanında işlemeyi seçtiği konu da çok önemli. dünya savaşı sırasında ceplerini dolduran karaborsacılar, şehirde yaşayanlar, savaş sırasında görkemli partiler verenler. ülkede mum kalmamışken elektrikli odalarda gününü gün edenler. fitnat'ın hikayesini soluksuz okudum. fitnat da bile bile malum sona gittiğini ve içinde bulunduğu insanların ikiyüzlü olduğunu biliyordu ama natüralist akım gereği buna karşı koyamadı. savaş ve hatta barış vurguncuları o kadar iyi anlatılmıştı ki... keşke daha önce okusaydım bu kitabı. hele kitabın sonlarına doğru savaş bitip de kutlama yapılırken satılacak olan kırmızı beyaz boyalardan edeceği karıkonuşan bir adam vardı ki, onu hiç unutamayacağım. çok sevdim.!!!!
4 reviews
November 8, 2025
yazarın dilini çok beğendim, betimlemeleri çok yerinde ve akıcı. Kitap benim için dönemin bilmediğim bir küçük topluluğuna ışık tuttu diyebilirim. Birçok karakter üzerinden aslında dönemin eğlence ve sefa düşkünü olup savaştan nemalanan kesime yazar ağır bir şekilde eleştirmiş, tek sıkjntısı da bu gibi. Yani saf kötü bir şekilde anlatılması kişilerin. Yine de o dönemdeki bir erkek olarak Fitnatın iç dünyasını fena da anlatmamış, Fitnat zaman zaman siyah beyaz eleştirel düşüncesini kendisine de yansıtsa da bana fitnat çok gerçek geldi.

evliliğinden kaçmasıyla, farklı bir hayata çekilmesiyle mesela gerçek geldi. Sonradan kendine karşı saf ahlakçı bakışı ve tamamen suçladığı "kötü" insanlar beni biraz okurken zorladı. o da zaten yazarın siyah beyaz anlatım tarzıyla ilgili
This entire review has been hidden because of spoilers.
6 reviews
October 25, 2024
Kitap İstanbul’da yaşayan zengin sınıfın I. Dünya Savaşı sırasındaki günlük yaşam tarzlarını anlatıyor. Selahattin Enis de bu kesimin iki yüzlü ve halktan kopuk yaşamlarını gözler önüne sermiş, bir yandan da o güzel sözleri yazan yazarların yaşadıkları bayağı hayatlara dair fikir vermiş. Fakat anlatısında genelde kadını aşağılamaktan, cinsiyetçi ve ahlakçı bir bakış açısına sahip olmaktan öteye gidememiş. Bu nedenle okurken ana fikrini anlasam da kendisinin dilini ve olaylara bakış açısını beğenmedim. Yine de döneme dair fikir sahibi olabilmek açısından güzel bir kaynak olarak kabul edilebilir. Kitabın tekrar kazandırılmasında emeği geçenlere teşekkürler.
Profile Image for bengisu.
12 reviews
September 29, 2025
kitabı bana öneren kişi öncesinde “sinirlenmekten hoşlanır mısın?” demişti ve bunu dediğinde kitaba karşı merakım iyice arttı. “Başkarakterin yaptığı her şeye sinirleneceksin ve daha ne yapabilir diye düşüneceksin” demişti. Allah Allah neye sinirleneceğim düşüncesiyle kitaba başladım. fakat ve fakat okudukça Fitnat’ın yaptıklarına değil yapmadıklarına daha çok sinirlendim. yapmadıklarının farkında olması ve yapsaydım şu şu şu olurdu demesi sinirimi bozdu.

hayat bazen de yapmayı tercih etmediklerimizle yön değiştiriyor evet ama birçok insanın anlatılan dönemde hayatını (içki, kumar, partnerleri) bile isteye mahvetmesi…

yazarla tanıştığım kitap oldu ve dili, betimlemeleri ve karakterleri anlatım tarzı diğer kitaplarını da merak etmeme sebep oldu.
208 reviews
July 16, 2022
“Yaşamak varken ölmek niye yavrum? Bilmiyor musun toprak oburdur ve senin vücudun onun için ne küçük, ne yetersiz bir lokmadır.”

“Allah dilli yalnız erkeklere mi nasip etti?”

“Evet, hayat fena değil, hayat fena değil…”

This entire review has been hidden because of spoilers.
Profile Image for Behçet Necatigil.
478 reviews46 followers
Read
May 25, 2017
Salâhattin Enis’in romanı (1924) • Olay Birinci Dünya Savaşı yıllannda İstanbul’da geçer. Zengin biriyle evlenip Konya’ya giden, bir yıl sonra birkaç aylığına İstanbul’a dönen Fitnat, Şişli’de teyzesi Münevver’in savaş zenginleriyle sürdüğü sefahat hayatına kapılır, İstanbul’da kalır. Metresi olduğu bir doktor, ona para yetiştirememek yüzünden hapse girer, sonraki âşıkı bir mirasyedi, aynı sebeple kumarda iflas eder. Fitnat bunları derin bir hınç duyduğu tok ve sorumsuz sosyeteye karşı bir nevi öcalma duygusuyla yapmaktadır. Ama beri yanda üzüntüden çıldıran babası tımarhaneye, annesi de sefalete düşer. Sonunda her şeyden bıkan Fitnat, annesini alır, İstanbul’un bir köşesinde eski sakin hayatına çekilir.
Displaying 1 - 19 of 19 reviews

Can't find what you're looking for?

Get help and learn more about the design.